Bookinton

Başarılı onlarca kitap, yerli-yabancı kıymetli yazarların on beş eserinde editörlük ve çevirmenlik, onlarca eğitim, bir özgün bookazine ve tüm bunların öncesinde köklü bir kurumsal hayat ile hiç durmayan, bana göre yaşsız bir kimlik Selda Terek. Kendisine merak ettiklerimizi sorduk. 

Özlem Gökbel

Dikkatimi ilk kez bir yazarlık akademisinin duyurularında çekmişti. Ondan sonra bırakmadım Selda Terek’i takip etmeyi. Yaptığı çalışmaları, renkliliğini, üretkenliğini, çok yönlülüğünü, pek hissettirmemeye çalıştığı kırılganlığını seviyorum. Ankara doğumlu Terek, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İşletme bölümü mezunu. Bilişim, Finans, Sağlık ve Eğitim sektörlerinde 25 yıllık profesyonel bir iş tecrübesine sahip. Çocukluğundan yetişkinliğe, yıllarca kendisinden taşan -belki de artık tutarsa kendisini hasta edebilecek- duyguları ilk kitaplaştırışı Aşk O Kadar Aşk (Amigdala) romanı ile 2008 senesine denk geliyor. Sonrası da zaten çıkışını bulmuş kaynak suyu gibi akmış da akmış. Bugüne kadar sırasıyla Duygu Koleksiyoncusu (Öykü-2010), İnadına Yaşanan Zararına Aşklar (Roman-2012), Mahrem Gölgeler (Roman-2015), Lirik Prenses Teze (Biyografik Roman-2017), Son Toksine Kadar (Sağlık-Güncel-2017), Ben Tezer Özlü (Genç Okurlar için-2017), En Kutsal Gözyaşlarımızın Gözlerimize İhtiyacı Yoktur (2020), Karşı Penceredeki Kadın (Roman-2020), Lou Salome – Aşıklarını Perişan Eden Kadın (2021) ve Karşı Kaldırımdaki Adam (Roman-2022) eserlerini üretmiş. Araya da Stefan Zweig, Halil Cibran, Guy Finley gibi yazarların eserlerine çevirmenlik ve editörlük çalışmaları girmiş. Terek’in romanları dışında hikâye, biyografi, şiir çalışmaları da var. Bir de bunların üzerine 2021 Mart’ında hayli özgün bir yayın olarak Çıldırmadan Önce Son Çıkış dergisini yarattı. Kitapla magazin arası bir formatta, yani Türkiye’de pek de örneği olmayan bir “bookazine”in Genel Yayın Yönetmeni. Bitmedi. Son birkaç yıldır özel bir kurumda “Yazarlık Eğitimleri”, başka bir özel kurum için de “soft skills” eğitimler veriyor ve Onedio Yazio platformunda yazıyor. Ve durmaya da niyeti yok ?   

Bu üretkenliğinize bayılıyorum gerçekten. Sırrını merak etmiyor değilim ama onu başka zaman konuşalım ? Sizi en çok tanımlayan yazarlık konusundan başlayalım. Neydi sizin tetikleyiciniz? Nasıl gelişti yazarlık yolculuğunuz?

Benim tetikleyicim; biriken ve bünyeme fazla gelen duygulardı. O duyguların uygun kurgularda dışarı çıkması gerekiyordu, kalırlarsa hasta olabilirdim. İnanın bu, pek çok yazar için tetikleyici faktördür, bana özgü olmadığını düşünüyorum. Yani hiç masa başına oturup da “ne yazsam” diye düşünmedim, yazmam gereken şey oturttu beni klavyenin başına.

Yazarlık yolculuğum çocukluğumda başladı. Utangaç ve çok gözlem yapan bir çocuktum. Diğer çocuklar düz duvara tırmanırken ben sakince ve ilgiyle onları izler, içsel motivasyonlarını anlamaya çalışırdım. Olaylara dışarıdan bakan kişi oldum, büyük resmi gören… Bu sayede ilişkileri, anlaşmazlıkları, bir olayın kaynağını, duyguyu başkalarından önce anlar oldum. Bu nedenle okul hayatımda “yorum” yapmayı gerektiren her yerde hocaların takdirini kazanmış buldum kendimi. Hani vardır ya “yazar burada ne anlatmak istemiş?” Hep yazardım, ipe sapa gelmez her şeyi… Belki de yazdıklarımın çoğu kendime hatırlatmaydı. Eminim o notları şimdi bulsak kahkaha ile güleriz. Bir de istifçi tarafım var. Bana yazılmış bütün mektupları, notları saklarım. O kadar değerliler ki… Ben ölünce çocuklarım onları okursa çok eğlenecekler. Benim yazdıklarım yok oldular tabii. Ama o günlerin duygularını, olaylarını görmek çok enteresan. Lafı uzatmayayım; 2008’den beri basılıyor romanlarım. Sonra bir baktım, iş işi getirmiş, yeni projeler peş peşe dizilmişler.  Başlangıcı ve süreci güzel bir yolculuktu, hâlâ aynı yoldayım ve hâlâ çok güzel.

Yazarlıktan sonra editörlüğe başlayarak aslında alışılmış yoldan yürümeyenlerden birisiniz. O yüzden merak ediyorum; siz yazar odaklı mı yoksa okur odaklı mı bir editörsünüz? 

Doğru, genelde önce editör olunur sonra yazar. Ben hem yazar hem de okur odaklı bir editörüm. Öyle de olmak gerekir. Yazar ne anlatmak istemiş, bunu başarabilmiş mi; önce buna odaklanmak gerekir. Sonra da yazarın ifade ettiği tarzda okur ne anlar? İnanın her ikisi de çok önemli.

Ama şunu itiraf edeyim; yazar ve editör ne kadar iyi ifade ederse etsin, okur kendi duygu durumuna göre anlar. Yine de iyi bir editör olarak görevimiz bu aradaki köprüyü sağlam kurmaktır.

Edindiğiniz tecrübeler doğrultusunda editörlüğün ve çevirmenliğin olmazsa olmazları nelerdir? Birkaç ufak tavsiyenizi duymak isteriz.

Her ikisi için de sağlam kafa gerekir. Bunun için hem fiziğinize hem beyninize yatırım yapacaksınız. Ben öğrencilerime “spor ve sağlıklı beslenme” öneririm. 

Bir diğer konu da “yaşamak”. Evet, hep fazla oku derler ya ben bu ezberi şöyle bir varyasyona uğratmak isterim; mümkünse yaşa sonra oku.

Çevirmenlik için dil bilmek yetmez, çevirisini yaptığınız dilin kültürünü de bileceksiniz. Deyimler, kalıplar, vs… Editörlük için de dil bilgisi yetmez, izan sahibi olacaksınız. Anlayacaksınız… Kolay değil ama inanın zevkli.Ve tabii ki ifade yeteneği; bunu yazmaya gerek bile yok.

Geçtiğimiz yıllarda başka bir söyleşimizde editör olmak isteyenler için “Bu işi kariyer ya da para için yapacaklarsa olmasınlar, entelektüel seviyelerini yükseltmek içinse mutlaka yapsınlar,” demiştiniz. Gerçekten de bu ülkede emeğinin karşılığını alamayan meslek gruplarından biri editörlük. Bookinton’da yaptığımız bir araştırmaya göre Türkiye’de bir editörün geliri dünya sıralamasında sondan birinci. Bu nasıl düzelir sizce?   

Ne güzel bir konuya değindiniz. Evet, hem editörlük hem de çevirmenlik maalesef hakkını bulamıyor ülkemizde çünkü yeteneğe biçilen değer o kadar az ki… Siz o işi yapmazsanız bir yapacak olan çıkıyor ve inanın zor geçinen insanların yaratıcı gücü çok fazla. Türkiye’de pek çok beyaz yakalı artık ek iş yapmadan hayat standardını sağlayamıyor, dolayısıyla iyisiyle kötüsüyle editörlük ve çevirmenlik mesleğini çok ucuza yapan insanlar var. Tabii kaliteyi sorgulamak lazım. Bu nasıl düzelir? Belki bir kalite standardı getirilebilir yapılan işlere, denetleyici bir kurum vs. Ben ise şunu yaptım; kendi bayrağımı diktim. Evet, evet özgürlüğümü ilan ettim. Fiyatı ben belirliyorum, kabul edenlerle çalışıyorum çünkü zamanınızın çoğunu vakfettiğiniz bir iş -hele ki başkası için bir kitap kaleme alıyorsanız- karşılıklı olarak fedakârlık gerektiriyor. Fiyatınızı siz belirleyecek hâle gelin! Kolay değil. Bunun için referans sahibi olmanız, pek çok iş yapmanız gerekir. Bu bayrağı dikene kadar nasıl yorulduğumu anlatamam. 

Yazar Selda Terek’e dönersek, eserlerinizin her biri kıymetlidir sizin için biliyorum ama hepsinden ayrı tuttuğunuz, sizde özel bir yeri olan kitabınız hangisi? Ve neden?

Hanım hanıııım, onlar benim yavrularım 🙂 Hepsi kıymetli dediğiniz gibi ama sanırım Lirik Prenses Tezer ve Karşı Penceredeki Kadın… Devamı da var tabii: Karşı Kaldırımdaki Adam.

Neden? Lirik Prenses bir biyografik roman. Tezer Özlü’nün hayatına sadık kalarak bir paralel kurgu ekledim. O saygıyı hakkıyla gösterebilmek içinse çok ciddi araştırma yaptım. O dönemdeki hem Türkiye hem dünya hem de Tezer Özlü’nün hayatını mercek altına aldım. 

Karşı Penceredeki Kadın ise gerçek hayatlardan derlenmiş bir kolaj hikâyedir. 52 senede yazıldı desem yeridir. Ağır değil, çok kolay okunuyor. Mizah ögeleri içeren anlatımı var ve okurlarımla sağlam bir köprü kurmamı sağlayan kitaptır o. Gün geçmiyor ki övgü dolu bir yorum almayayım. Çok mutlu oluyorum. 

Bugünkü verilere göre Türkiye’de satın alınandan çok basılan kitap var. Herkes yazıyor, hatta şartları zorlayıp kendi imkânları ile bastırıyor. Tabii her yazana yazar demiyoruz ama sizce insan neden yazar olmak ister?  

Yazmak, dünyanın en iyi toksin atma yöntemi. Tanrısal bir güçle donanıyorsunuz sanki. Kendi dünyanızı yaratıyorsunuz. Bir de kuzguna yavrusu şahin görünüyor ya, hepimiz yazdıklarımızı çocuklarımız gibi gayet subjektif bir şekilde sahipleniyoruz ama bu çok haklı bir duygu. Yazdıklarınızda tüm varoluşunuzdan sızanlar barınıyor, daha ne olsun?

İnsan yazar olmak ister tabii. Uzaktan, poponuzun üzerine oturup hayal kurduğunuz sanılıyor. Çok da yalan değil. Ama bilmezler ki o kurgu aşamasında ne acılar çekiliyor. 🙂

Yazarlık eğitimleri verdiğinizi de biliyorum. Hatta başlığı da “Yazarken Yaptığımız Ölümcül Hatalar” idi ? Nedir mesela bu hatalar, 1-2 tüyo vermeniz mümkün müdür?

Bu konuda 80 sayfalık bir sunumum var, buraya sadece birkaç başlık koyup kaçayım:

– “Ben yazdım, oldu” sanmayın.

– Herkesin sizin yazdıklarınızı merak edeceği ve eşinizin dostunuzun sizi okumak için yanıp tutuştuğu yanılgısına düşmeyin.

– Kendinize sansür uygulamayın.

– Okuru aptal yerine koymayın.

– Malumun ilanını yapıp durmayın.

– İmla bilmek bir lüks değildir, “yazarım” diye geçiniyorsanız imla bilmek zorundasınız.

– Editörlere güvenerek yazar olamazsınız, sadece kitap çıkarırsınız.

Ay sonsuza kadar yazabilirim, biri beni durdursun. İşim bu benim 🙂

Kadın hikâyelerini çok önemsiyorsunuz. Sizi en çok etkileyen yazarlar (yerli-yabancı) kimler? Dünyasından çıkamadığınız kitaplar olmuş muydu? 

Kadın hikâyelerini değil “duygu” hikâyelerini çok önemsiyorum ve en iyi bildiğim duyguları işlediğim için mecburen kadın ön planda oluyor kitaplarımda. Ama dünya edebiyatından Khaled Hosseini, Victor Hugo, Gabriel Garcia Marquez, Vikas Swarup, Khalil Cibran; Türk edebiyatından Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Yusuf Atılgan, Vedat Türkali, Elif Şafak, Ahmet Ümit, Zülfü Livaneli, Ahmet Altan; günümüz yazarlarından Sinem Sal, Ayşen Şahin, Şebnem İşigüzel, Hakan Günday, Hakan Urgancı ve daha pek çoğunu takdir ediyorum. 

Çok sevdiğim kitaplar ise: Uçurtma AvcısıSefiller, Yüzyıllık Yalnızlık, Slumdog Millionaire.  

Sanıyorum benim bir kitapta özellikle aradığım iki şey var: 1) Zekâ; ki bunu yazarın espri yapabilme kabiliyetinden anlıyorsunuz 2) Duygu; bu anlamda Orta Doğu hikâyecilerinin eli çok kuvvetli…

Son olarak sizden heyecanla yeni eserler bekliyoruz. Var mı yakın gelecek için güzel haberleriniz?

Olmaz mı? Şu anda yazmakta olduğum bir kitap var ama bahsetmek için erken. Aralık gibi tekrar konuşalım Eğer bu motivasyonumu kaybetmez de aynı hızla devam edebilirsem 2023 içinde keyifle ve bir solukta okunacak bir roman geliyor. Hatta film yapımcılarına diyorum ki sıraya girin. Bu kadar da iddialıyım, tam dizi filmlik bir şey geliyor. Adını söylemem, içeriğini hiç söylemem nazara gelir 🙂

Benim azıcık bir fikrim var ama spoiler vermeyeceğim ? Bu keyifli sohbet için çok çok teşekkür ediyoruz.  

Selda Terek’in çeviri ve editörlük yaptığı kitaplar:

  • Ne Su Aynı Artık ne de Sen – MasterCamp 7. Grup Öğrencileri
  • Haykırış – MasterCamp 6. Grup Öğrencileri
  • İçindeki Dağı Aş – Sadettin Saran
  • İnsan Tenhaları – MasterCamp 5. Grup Öğrencileri
  • Gücüne Gelsin – MasterCamp 4. Grup Öğrencileri
  • Sınırdakiler – MasterCamp 3. Grup Öğrencileri
  • Hipokampüsü Küçük Bir Kadının Anıları – 2021 (Editörlük)
  • Bir Tabu Meselesi – 2021 (Editörlük)
  • Roma İmparatoru gibi Düşünebilmek – 2020 (Editörlük)
  • Aşk Var Düşersen – 2020 (Editörlük)
  • Beyaz Karanlık – Can İlkkurşun – 2020 (Editörlük)
  • Özgürleşebilmek Guy Finley – 2019 (Çeviri)
  • Sevebilmek – Guy Finley – 2019 (Çeviri)
  • Berraklık Arındırır – Dr.Habib Sadeghi
  • Ben, Ben Nü – Bennu Gerede – 2019 (Kurgu ve Editörlük)
  • Satranç – Stefan Zweig – 2018 (Çeviri)
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu – Stefan Zweig – 2018 (Çeviri)
  • Gezgin – Halil Cibran – 2018 (Çeviri)
  • Deli – Halil Cibran – 2018 (Çeviri)
  • Kum ve Köpük – Halil Cibran – 2017 (Çeviri)
  • Dinlen – Alex Soojung – Kim Pang – 2016 (Çeviri)
  • Genç Milyarder – George Beahm – 2016 (Editörlük)

Diğer yazar röportajlarını okumak için tıklayın.

Bir Yorum Bırakın