James Joyce tarihe damgasını vurmuş, onun akışını değiştirmiş biri. Bugün dahi ismi aramızda yaşıyor! Ancak ona nereden bakmalı? Anlaşılmazların yazarına nasıl yaklaşmalı? Joyce macerasına nereden başlamalı? Şimdi Horatius’un tuncundan daha sağlam bir yapıyı dikmeyi başaran James’ten Joyce’a kısa bir koşu zamanı.

Hasan SEZER

Tek eliyle yirminci yüzyılı yerle bir eden, adına kürsüler kurulan, herkesin bildiği ancak kimsenin okumadığı Ulysses’in yazarı, edebiyatın sınır kapılarını ezip geçmiş Joyce’u anlamak oldukça zor. Zira katmanlı metinleri, ritmiyle senfonileri andıran anlatım dili ve peşinden koştuğu ayrıntılarla her sayfasında bir yaşamı bütün derinliğiyle çizmesi onu özel kılan özelliklerinden yalnızca birkaç tanesi.

Tozlu kütüphane raflarında okunmayı bekleyen yazar, henüz eskimiş değil. Yeryüzünde hâlâ onun izinden yol süren, onu anlamak için çabalayan milyonlar mevcut. Ve bu durum gelecek yüzyıllarda da seyrini değiştirecek gibi durmuyor. Zira Joyce bir maceradır, bir kanondur, edebiyatın kendisidir. Evet, James Joyce başlı başına bir kültürdür.

Kim James Kim Joyce?


Asırlardır sömürü ve baskıyla mücadele etmiş İrlanda’nın asi çayırlarında 1882 yılının şubat ayında kalabalık bir ailede dünyaya gelen James Joyce, 40. yaş gününde yayımlanacak destansı eseri Ulysses’e giden yolda birçok badire atlatmış yine de edebiyattan vazgeçmemişti.

Edebi sahnede henüz öğrenciyken İbsen üzerine kaleme aldığı eleştiriyle boy göstermişti. Ses getiren yazının ardından ünlü tiyatrocu Joyce’a teşekkürlerini dahi iletmişti. Henrik İbsen’i kendi dilinden okuyabilmek adına Danca öğrenen Joyce, İbsen’in 73. yaşı hürmetince kendisine bir mektup yazmış ve hâlâ aramızda gezinen satırlarda yürüdüğü yolu çizmişti.

Erken dönem çalışmalarında başarısızlık, reddedilme ve çoğunlukla dışlanma gözüken Joyce, eşi Nora Barnacle ile birlikte pek sevdiği, sık sık küstüğü Dublin’i genç yaşta terk ederek İtalya’ya yerleşmişti. Dublinliler’i, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’ni ve Sürgünler’i aynı dönemde kaleme alan yazar, Trieste’ye ikinci evim demişti. Birçok maddi zorluğu göğüsleyen Joyce, İtalya’da İngilizce öğretmenliği yaparak geçimini sağlamaya çalışmış, büyük savaşa değin küçük bir Roma macerası dışında orada yaşamını sürdürmüştü.

İtalya yıllarında basılan ilk metni Oda Müziği, Dublin’deki gençlik akşamlarında kâğıda kazıdığı şiirlerinin bileşimiydi. Eserin isminden içeriğine çeşitli noktalarda memnuniyetsizliğini dile getiren Joyce için önemli olan ise yıllardır üzerinde çalıştığı yarı otobiyografik romanı Kahraman Stephen ve on beş öyküyle şekillendirdiği Dublinliler’di.

Uzun çabaların, zor günlerin ardından Dublinliler’i yayımlamayı başta kabul etmiş ancak çeşitli bahanelerle yayım kararından vazgeçmiş Grant Richards, 8 yıllık kaybın ardından eserin yayımcısı olmuştu. Elbette Joyce’un beklediği başarı yakalanamamış ve eser yalnızca 800 adet satabilmişti.

Kahraman Stephen’ın akıbeti ise çok daha farklıydı. Modern edebiyatın bir örneği olan bu metin, Joyce’un istediği kıvama bir türlü gelememişti. Yazarın hayatından izler taşıyan, Dublinliler boyunca işlediği epifani’nin[i]etrafında şekillenen, Ulysses’e, bilinç akışına ve dolayısıyla post-modern edebiyata giden yolda defalarca yeniden yazılmış metin, Ettore Schmitz’in, bilinen adıyla Italo Svevo’nun da görüşleriyle Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi halini almıştı. Ünlü yazar Ezra Pound’un çabalarıyla önce The Egoist’de ardından B. W. Huebsch tarafından New York’ta yayımlan Portre, James Joyce’un yazın hayatında yeni bir sayfanın açılmasına vesile olmuştu.

Porte’nin ardından tek tiyatro metni Sürgünler’i yazan ve sonunda yarım bırakacağı, kasvetli tarzıyla okuyucuyu saran Giacomo Joyce’un üzerinde çalışan Joyce, eser yelpazesini çeşitlendirmişti. Sürgünler’de tema ve bu temayı işleyiş bakımından İbsen tarzına yakınsayarak aynı zamanda ustasına saygılarını kendi yöntemiyle sunmuştu.

Savaş yılları ve gönüllü sürgünlük, James Joyce’un yaşamının atmosferini oluşturan iki ana bileşendi. İlerleyen süreçte Dublin sokaklarında ayak izlerini takip ederek Ulysses’i yaratan Joyce, anlatısı bu sayfalara sığmayacak, asrı aşkın süredir çalışılan efsanevi eseriyle düşlediği ölümsüzlüğü yakınında hissetmişti.

Ulysses ile beraber Joyce’un adı Amerika’dan bütün dünyaya duyulmuştu. Bu aniden yükselen sesin bir kaynağı ise sansürdü. Müstehcenlik suçlamasıyla Amerika’da 1934, İngiltere’de 1936 yılına kadar yasaklanan metin, bugün hâlâ dünya çapında çok satanlar listelerinde yerini korurken, o gün Joyce için edebi bir uyanışı, bir sonu değil başlangıcı temsil etmişti.

Ulaşmak istediği nihai edebi boyut olan Finnegans Wake[ii] ile yepyeni bir dil ortaya çıkaran usta yazar, henüz anlaşılamamış Ulysses’in ardından, eşi Nora’nın bahsiyle geceler boyu kıkırdayarak yazdığı metin, dünya çapında çevrilmesi en zor eserlerden biri olarak tarihe geçmişti.

Göz hastalığı okumasına ve yazmasına engel olmuştu. Yıllar boyu süren sefalet, bitmeyen savaşın çılgınlığıyla kan götüren Avrupa’da imkansızlıklarla, bir sürgün olarak yaşamıştı. Kızı Lucia’yı akıl hastanesine yatırmak zorunda kalmış ve George’un (Giorgio olarak da bilinir) sinir buhranlarına karşın torunu Stephen James Joyce’a beslediği korumacı gücün şefkatiyle yetinmeye çalışmıştı. Zor asrın zor adamı olarak ön plana çıkan Joyce, bir başka sürgün evi Zürich’te, 1941’in henüz başında gözlerini yumarken rivayete göre “kimse anlamıyor mu?” diye seslenmişti. Ölümünün hemen ardından yüzünün kalıbı alınan James Joyce, yarım asır boyunca aradığı ölümsüzlüğün yaban ellerine nihai sonlara inat dokunmuştu.

Nereden Başlamalı?

Konuştuğunuz genç kuşaktan biri olarak size selam veriyorum, fakat alçakgönüllülükle değil, çünkü ben bulanığım siz parlaksınız; üzüntüyle değil, çünkü siz yaşlısınız ben gencim, küstahça değil, duygusallıkla değil fakat neşeyle, umutla ve sevgiyle, size selam veriyorum.[iii]

Peki, bu büyük yazara nasıl ulaşmalı? Ona nereden yaklaşıp nereden başlamalı? Adına kürsüler kurulan, yüzyılları aşan odalarda tartışma konusu olan, anlaşılmayanların yazarı, okunmayan Joyce’u nasıl okumalı?

Okurlarımdan istediğim tüm hayatlarını benim eserlerimi okumaya adamalarıdır.[iv]

Zor görünen bu kolay sorunun yanıtı benim nezdimde Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’dir. Joycevari edebi akımın izlerinin ilk defa görüldüğü, Joyce’un çocukluk yıllarından ilk gençlik yıllarına ve oradan İtalya’ya, gönüllü sürgünlüğe giden yola varan Portre, kurmaca bütünü içerisinde yazarın perspektifini anlamak için olağan bir başlangıç durağıdır.

Temelleri 1904 yılında atılan ve birçok inişin, çıkışın ardından tarihe 1914 yılında farklı bir coğrafyanın göğsünde katılan Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, Joyce’un bizzat kendi yaşamının derinliklerine inerek, çocukluğunda duyduğu anlatılardan ve anılarından geliştirdiği bir künstlerroman[v] niteliği taşır.

Dedalus, Yunanca aslıyla Daidalos, Latince dönüşümüyle Daedalos, Joyce’un harf oyunuyla ortaya çıkar. Yunan mitosunda tanınır bir figür olan İkarus’un babası Daedalos, o meşhur balmumundan kanatların mimarıdır. Eli her işe yatkın bu sanatçının namına sırtını yaslayan Stephen Dedalus’un ise durumu aksi yönde değildir.

Hoş geldin, ey hayat! Milyonuncu keredir yola çıkıyorum yaşantının gerçekliğiyle karşılaşmak ve ruhumun nalbantında ırkımın yaratılmamış vicdanını dövmek için.[vi]

Stephen’ın romanı bir masal sahnesiyle, çocukluğun izinde başlar. Genç adamın dini okulda aldığı eğitimden cinsel deneyime uzanan yol kronolojiktir. Felsefi arayış ekseninde günahla tanışan, cehennem korkusu ve toplumsal yaklaşımın etkisiyle sırtını çevirdiği dine geri dönen Dedalus için arayış devam eder. Ancak, somut dünyada gerçekleşen ekonomik ve politik kavgaların arasında sürüklenen anda, bir sahil kenarında arzunun günahtan arınışını Dublinliler’in de temelinde bulunan epifani ile kavrayan genç, uyanışın çağrısına kulak verir. Dinin, ailenin, ulusun sınırlarını aşmaya, tabuların ötesine geçmeye çalışan Stephen Dedalus’un anlatısı Joyce’un olağan gibi gözüken coşkun ritmiyle şekillenir.

Joyce, Stephen’ın zihninde, çocukluğun basit kavrayışından sanatçının entelektüel tutumuna değin uzanan geniş bir haritada gelecek nesillerin edebi yoluna el uzatır.  Milyonların dostu ve bizzat kardeşim Stephen, işte böyle, bir aydınlanma savaşımında aydınlanışın temsili olarak yerini alır. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’nden Ulysses doğar, Ulysses’in elinden ise yeni bir çağ başlar. Bu çağ, kalıpsız yeninin, amasız yaratımın çağıdır.

James’ten Joyce’a

Bir gün bir adam Joyce’un odasına girer ve ne yaptığını sorar. James Joyce’un yüzü asıktır ve bir sıkıntıyla cebelleştiği aşikardır. Joyce kafasını kaldırarak yazıyorum der. Adam bu durumda bir sorun göremez. Joyce ise başını sallar, evet yazdım der, yalnızca yedi kelime. Adam şaşırır, bu senin için büyük bir başarı der, demek oturdun ve yazdın!

James Joyce, yeryüzünün acı düşlerinde arayıp sorarken, senfoninin çok sesliliğiyle, ritmik bir dil ile yaratan, yaratımıyla onlarca yazarı: Samuel Beckett’ı, William Faulkner’ı, Anthony Burgess’i, Jorge L. Borges’i, Umberto Eco’yu…Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, Oğuz Atay’ı ve sayısız ismi ve tarihi etkilemiş bir kimliktir. Zira Joyce bir maceradır, bir kanondur, edebiyatın kendisidir. Evet, James Joyce başlı başına bir kültürdür.

Portre’nin ardından Dublinliler, Sürgünler ve Oda Müziği okunabilir. Böylece Joyce’un dörtlemesi (roman-öykü-tiyatro-şiir) tamamlanarak engin denize, Ulysses ve Finnegans Wake’e doğruyelken açılabilir. Sonuçta Joyce’u anlamak üstün bir çaba gerektirir. Yine de onu anlamak dünü anlamak, içinde bulunduğumuz çağı kavramak, yarına giden yolu keşfetmek demektir. Bu yol Homeros’tan Dante’ye uzanan sisli bir yoldur.

Unutulmamalı ki insanın insanlığa dair sorgusu sürdüğü müddetçe James Joyce’un satırları yaşayacaktır. Ve bizler, onun sayfalarında dünyayı çok daha iyi anlamaya devam ederken onunla birlikte yeni nesiller edebiyatla tanışacaktır.

Nihai sonların inişi gibi, yaşayanların ve ölülerin üstüne.[vii]

Adsum.

İleri Okumalar:

  • Fargnoli A. Nicholas, Gillesie M. Patrick, (2006) Critical Companion to James Joyce: A Literary Reference to His Life and Work, New York, Checkmark Books.
  • Joyce, James (2012) Chamber Music, Connecticut, Martino Fine Books.
  • Joyce, James (2011) Giacomo Joyce, (Çev: Zeynep Avcı) İstanbul, Sel Yayınları.
  • Joyce, James (2012) Finnegans Wake, Oxford, Oxford University Press.
  • Joyce, James (2012) Ulysses, (Çev: Armağan Ekici), İstanbul, Norgunk Yayınları.
  • Joyce, James (2014) Bırak Seni Seveyim/Mektuplar, (Çev: Pelin Arda) İstanbul, Dedalus Yayınevi.
  • Joyce, James (2015) Dublinliler, (Çev: Murat Belge,) İstanbul, İletişim Yayınları
  • Joyce, James (2015) Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, (Çev: Murat Belge,) İstanbul, İletişim Yayınları
  • Joyce, James (2016) Sürgünler, (Çev: Bora Kamcez) İstanbul, Alfa Yayınları.
  • Joyce, James (2017) Ulysses, (Çev: Nevzat Erkmen) İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.
  • Joyce, James (2017) Kahraman Stephen, (Çev: Merve Tokmakçıoğlu) İstanbul, Aylak Adam Yayınları
  • Joyce, James (2018) Nora’ya Mektuplar, (Çev: Nilüfer Akkaya) İstanbul, Alakarga Yayınları.
  • Kenner, Hugh. (1987) Dublin’s Joyce. New York, Columbia University Press.
  • Kiberd, Declan. (2017). Ulysses ve Biz: Joyce’un Başyapıtında Sanat olarak Gündelik Hayat. (Çev: Zeynep Çiftçi Kanburoğlu). İstanbul, Alfa Yayınları.

[i] Bir insanın, eşyanın bile aniden ruhuna kavuşması, kısaca aydınlanması anlamını taşıyan kavram.

[ii] Finnegan Uyanması ve Finnegan Vahı olarak Türkçeye çevrilmiştir.

[iii] James Joyce’un Henrik İbsen’e yazdığı 73. yaş günü kutlaması mektubundan.

[iv] Ellmann, Richard (2012) James Joyce, Hayatı ve Eserleri, (Çev: Zafer Avşar) İstanbul, Kabalcı Yayınevi.

[v] Sanatçının oluşum romanı. Bknz: https://www.britannica.com/art/Kunstlerroman

[vi] Joyce, James (2015) Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, (Çev: Murat Belge,) İstanbul, İletişim Yayınları

[vii] Joyce, James (2015) Dublinliler, (Çev: Murat Belge,) İstanbul, İletişim Yayınları