Hararetli bir şekilde içine daldığım kitaptan başımı kaldırdım. Bir an duraksayıp kitap kapağına baktım: Sevim Ak, Vanilya Kokulu Mektuplar, 65. Basım. İşte zamansız kitap böyle bir şey olmalı, diye düşündüm. Yedi yaşındaki bir çocuğun merakıyla yeniden hikâyeye döndüm.

Çiğdem Yalman Kopan

Bir çocuğa okumayı sevdiren karşılaştığı güzel bir kitaptır. Sevim Ak, nesiller boyu çocuklara okumayı sevdirecek kitaplarıyla çocuk edebiyatımızın en değerli yazarlarından biri. Kendisine Vanilya Kokulu Mektuplar kitabından yola çıkarak çocuk edebiyatı hakkında merak ettiklerimi sordum. Bakalım ne yanıtlar aldım?

Okurlarımıza sizi tanıtmak isteriz. Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ben 34 yıldır çocuk edebiyatı ile ilgileniyorum. Bu süre içinde kısa öykü, resimli kitap ve romanlardan oluşan 41 kitabım yayımlandı. Çocuk tiyatroları için öyküler, TV çocuk programları için öykü ve senaryolar yazdım. Kitaplarımdan bazıları Almanca, Korece, Arapça, Balkan dilleri, Hollandaca, Sırpça… gibi dillere çevrildi.

Bir hikâye, fikir aşamasından tamamlanmış bir kitap aşamasına gelene kadar nasıl bir yolculuktan geçiyor? Mesela, Vanilya Kokulu Mektuplar’ın yolculuğu nasıldı, ne kadar sürdü?

Her kitabın arkasında okurun bilmediği bana özel bir hikâye var. Vanilya Kokulu Mektuplar’ı annemi kaybettiğim dönemde yazdım. Annemin bende bıraktığı yapıcı, yaratıcı, gülümseten duyguları çocuklara yaymak istedim. Annemin yaptığı gibi, Postacı Güleryüz kimliğinde işleri yolunda gitmeyenlere masal mektuplar göndererek sorunlarının çözücü ipuçlarını kendileri bulsun istedim. Yas süreci öncesinde masalsı öykülerden oluşan bir dosya hazırlıyordum. Bu dosyadaki bazı masallar kitabın ruhuyla bire bir örtüştü, onları da yeniden düzenleyip metne kattım.

Karakterler, mekânlar, olay örgüsü zihnimde iyice olgunlaşana kadar defterime ancak kısa kısa notlar alırım. Sahneler bir film şeridi gibi gözümün önünde akmaya başladığında taslak metin oluşturma aşamasına geçerim. Bu arada detaylar biriktiririm. Artık başlayabilirim dediğimde bilgisayar başına geçerim. Ancak önceden tasarladığım metne sadık kaldığım pek söylenemez. Yeni bir karakter girer birden ve akış değişebilir. Vanilya Kokulu Mektuplar’ı 1996 yılında yazdım, sanırım 5 – 6 ay sürmüştür hazırlığım.

Vanilya Kokulu Mektuplar, çocuk yetişkin fark etmeksizin masalların hayatımızdaki önemini vurgulayan yaşsız bir hikâye. Sizin hayatınızda böyle dönüştürücü bir etkisi olan masallar veya kitaplar hangileri?

Ben de klasik masallarla büyüyen bir çocuktum. Ancak hayatımda dönüştürücü etki yaratan kitap bir masal kitabı değildi. Birinci sınıfta okuduğum Çinli yazar Cubao’nun Okumak İstiyorum adlı kitabıydı. 20’li yaşlarında okumayı öğrenen yazarın kendi hikâyesinden izler taşıyan metin beni çok etkiledi. Yoksulluk yüzünden okulla tanışamayan çocuğun mutsuz biten öyküsüne her gün umut dolu, yepyeni sonlar yazardım.

Yetişkin yaşamımda, maddi olanaksızlıklar yüzünden okullaşamamış çocuklara destek çalışmalarımı sürdürmemin arka planında bu kitabı görürüm.

Kitapta çocuk karakterin (Kıymık’ın) çevresindeki yetişkinlere bakışını açık bir şekilde görebiliyoruz. Sizce günümüzün bilgi yüklü ebeveynlik anlayışında da çocukların gerçek duygu ve düşünceleri yetişkinler tarafından dikkate alınıyor mu?

Aileler çocuklarını iyi yetiştirme kaygısı duyuyor şüphesiz. İyi bir eğitimi, yetenekli, mutlu bireyleri yetiştirmenin temeli olarak görülüyor. Doğruluk payı var tabii ancak seçimler yapılırken çocuklardan çok ebeveynlerin kendi hayalleri ve istekleri belirgin hâle geliyor. 

Son yıllarda çocukların duygularını şablon sözcüklerle, simgelerle ifade ettiğine tanık oluyorum. Duygu ve istekleri olabildiğince açık ifade etmenin zayıflık olarak algılandığını gözlemliyorum. Başarılı, güçlü, cesaretli, iyimser görüntüye hizmet eden duyguların ifadesine izin var sanki. Oysa başarıya giden yol başarısızlıklar, korkular ve yetmezlik durumlarının aşılmasından geçiyor. 

Her çocuğun güçlü ve zayıf yönlerinin olduğunu kabul etmemiz gerekiyor öncelikle. Zayıf yanı güçlendirmekten daha iyisinin güçlü yanı geliştirmek olduğuna inananlardanım. Bazen çocuğun istekli, meraklı olduğu alanlar es geçilip toplumda o dönem genel geçer değerler yönünde baskılar yapılıyor. Bu da çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyor. Çocuklara eşitlikçi, demokratik bir yaklaşımla sözüne değer verilen bir birey olarak davrandığımızda seçimler daha gerçekçi yapılıyor.

Vanilya Kokulu Mektuplar’ı okuduktan sonra şu soru üzerine düşündüm, iyi bir okuyucu olan herkes aynı zamanda iyi bir anlatıcı da olabilir mi? Çocuk kitaplarını seven herkes masallar, hikâyeler yazabilir mi?

İyi okurlar, bir süre sonra “ben de yazabilirim” duygusuna kapılıyor. Ama mutlaka iyi anlatıcı ya da yazar olur anlamına gelmiyor bu. Çocuklara yazmak ise yetişkinlere yazmaktan çok daha zor. Öncelikle çocukluğun dili, algısı, anlatım biçiminden uzaklaşmamayı gerektiriyor. Son yıllarda piyasada çocuk kitapları aşırı miktarda arttı. İki sayfalık bir metin, iyi bir çizerin yaratıcılığıyla çocuk kitabı haline dönüşüyor. Bu eserler çocuk kitabı, proje kitap ama çocuk edebiyatı değil.

Yazarlığınızın yanı sıra sahibi olduğunuz bir Ev Kütüphanesi var. Bu projenizle 2017 yılında Kütüphane ve Okuma Kültürüne Katkı Ödülü’nü kazandınız. Ev Kütüphanesinin kuruluş hikâyesi nedir? Nasıl başladı, nasıl devam ediyor? 

Annemle babam öğretmendi, okumanın, hayatı zenginleştirmenin geliştiriciliğine inanırlardı. Onların yaşadığı evi 2015 yılında çocuk ve gençlik kitapları içeren bir okuma mekânına dönüştürdüm. Resmî bir kurum değil, bizim kendi okuma mekânımız. 

Sürekli yeni yayınlarla güncellenen bu kütüphaneden çocuklar ödünç kitap alabiliyor. Yazar, çizer, editör, eğitmen arkadaşların bir kitap üstünden gerçekleştirdikleri atölyelere katılıyorlar. Gönüllü çalışmaların amacı çocukları kaliteli çocuk yayınlarıyla tanıştırmak, okuma sevgisi oluşturmaya katkı vermek, eleştirel, sorgulayıcı bakış açısı kazandırmak, hayâl gücünü kışkırtmak. Birlikte düşünen, tartışan, üreten çocukların birbirlerinden etkilenerek düşünce alanlarını genişlettiğine, beğeni düzeylerini yükselttiğine tanık oluyoruz.

Ev Kütüphanesi bünyesinde çocuklara yönelik bir okuma kulübü olan Kitap Kurdu Kulübü’nün faaliyetlerinden bahseder misiniz?

Altı yıldır Kitap Kurdu Kulübü çok sayıda çocuğu kitaplar çevresinde buluşturdu. 9-11 yaş grubunun tartışma platformunu editör, çevirmen, Dr. Tülin Sadıkoğlu, 11 yaş üstü grubu ise Can Çocuk Yayın Yönetmeni Mehmet Erkurt yönetiyor. Çocuklar ve gençler kitapları özgürce, birçok ayrıntının farkına vararak karakterlerle bağlar kurarak didik didik tartışıyorlar. Yıllardır bu iletişimi sürdüren, önerilen kitapları hevesle okuyan geniş bir okur profilimiz var.  

Kendi deyiminizle, yazı yazmayı oyun oynamaya benzettiğinizden beri çocuklar için hikâyeler yazıyor, onları yeni kitaplarla buluşturuyorsunuz. Herkesin deneyimi farklı elbette ama kendi çerçevenizden anlatacak olursanız, çocuk edebiyatıyla ilgilenen yazar adaylarına hikâyelerini beslemek ve yazarlık becerilerini geliştirmek için neler önerirsiniz?

İyi yazabilmenin ön koşulu bana göre iyi okur olmaktan geçiyor. İlgi duyulan türlerde iyi örneklere ulaşarak okumalar gerçekleştirerek kendi dillerini bulma çabalarına katkı sağlayabilirler. Sevdikleri yazarları birçok kitabıyla okumak o yazarın zihinsel yolculuğuna katılmayı sağlayabilir. Hazır reçete ve kurallar silsilesi isteyen kişiler çok maalesef. Yazarlık tutku işi, ne kadar üstüne eğilirseniz o kadar inceliklerini keşfedersiniz.

Meslekte 34 yılını doldurmuş biri olarak Türkiyedeki çocuk edebiyatının gelişimini nasıl yorumlarsınız?

Benim başladığım 1980’li yıllardan günümüze çocuk edebiyatımız epey gelişti. Eskiden boşanma, ölüm, engellilik gibi zor durumları içeren kitaplar çocuk dünyasından uzak tutulurdu. Bugün ise dil ve anlatım özellikleri, algı düzeyi gözetilerek her yaşa birçok sorunu anlatabilmek mümkün.

Türkiye’de çocuk edebiyatında takip ettiğiniz genç yazarlar var mı? Çocuk edebiyatında nesil farklılığından söz edebilir miyiz? 

Evet, tabii… Ev Kütüphanemiz pek çok yeni yayını takip etmemi sağlıyor. Toplumlar değişiyor, çocuğa bakış farklılaşıyor. Sokakta rahatça oynayan, komşularına güvenen, arkadaşlarıyla oyunlar icat eden çocukların dünyasından söz etmek nesil farklılığı olarak algılanabiliyor. Sokaklarda geçen hayatları anlatan kitaplar çağımız çocuğuna hitap ediyor mu etmiyor mu tartışması yapılıyor. Oysa normal olmayan evde oturup elektronik aygıtlar dünyasında gezinen, komşularından kopuk, arkadaşsız ilişkiler. 

Nesil farklılığı deyince ben çocuğa bakıştaki farklılıkları anlıyorum. Yetişkin gözüyle çocuğa deneyimlerini aktaran yazarlar çocukla aralarına mesafe koyarlardı. Bugün bu anlayış yerini çocuğa eşit mesafeden bakan, demokratik bir yaklaşıma bıraktı. Çocuklar yetişkinlerle aynı toplumsal sorunları iç içe yaşıyorlar. Kitle iletişim araçları öylesine yaygın ki çocukları steril bir dünyada tutmak mümkün değil artık. Savaşlar, şiddet, göç vb sorunların çocuk dünyasındaki etkileri çocuk yazınının konusu olabiliyor rahatlıkla.

Türkçe ve yabancı kaynaklardan takip ettiğiniz yazar, çizer veya yayınevleri var mıdır? Yeni bir kitabı çıktığında kesin alır okurum, dediğiniz biri var mı içlerinde?

Elbette, yeni yayınları sürekli takip ederim. Micheal Morpungo, Andreas Steinhofen, Angela Nanetti, David Almod, Susanno Tamaro özellikle okurum, dediğim yazarlar.

Yayıncılık sektörü zor günler geçiriyor. Kitap fiyatlarındaki artış sonucu çocukların bu dönemde daha çok kitaba ulaşması için neler yapılabilir?

Yayınevleri baskı kâğıdı fiyatlarındaki yükselmeyi kitaba yansıtmamak için kâğıdın kalitesini, gramajını düşürerek yeni baskılarını yapıyorlar. 

Çocuk ve halk kütüphanelerinin yaygınlaşması için talep etmek gerekiyor. Güncel yayınlarla, periyodik dergilerle zenginleştirilmiş kütüphaneler çocukların kitapla buluşma noktaları olabilir.

Bir çocuk kitabında çizerlerin kitap üzerindeki emeği hakkındaki görüşünüz nedir?

Resimli kitaplar yazar ve çizerin ortak çalışmasıdır. Hatta birçok kitaba çizer yazardan daha çok emek verir. Teliflerin de bu emekler gözetilerek verilmesinden yanayım.

Yazdığınız bir hikâye hakkında bir çocuk gelişim uzmanı veya klinik psikologtan hiç ummadığınız ya da size ilginç gelen geri bildirimler olmuş muydu?

Bir dönem eleştirel pedagoji alanında çalışmış psikologlarca değerlendirmeler yapılmıştı. Ama üstünde düşünmemi gerektiren bir bildirim gelmedi.

Çocuklarla ve kendimizle iletişimde çocuk kitaplarının önemini nasıl açıklarsınız?

Artık bebeklikten itibaren çocuklar kitaplarla tanıştırılıyor. Banyo kitapları, dokulu, sesli, hareketli kitaplar anne baba ve çocukla iletişimi güçlendiren ilk kitaplardır. Okul çağına gelene kadar ebeveynle okunan resimli kitaplar sayısız hikâye oluşturma deneyimiyle bu yakınlığı hep diri tutar. Okul çağında çocuk edebiyatı eserlerinin yetişkinlerle birlikte okunup tartışılması çocukların düşünce evrenini geliştirir.

Diğer Yazarlar kategorisi içerikleri için tıklayın.