Aytül Akal, “Yetişkinlerin, çocuk kitaplarında bile sözcük avına çıkarak çocukları için steril bir dünya yaratma çabası, çocukların, çevrelerinde kendi gözleriyle gördükleri gerçek yaşamı kavramalarını ve uyum sağlamalarını zorlaştırıyor.”

Sema Adalar Utkueri

Ülkemizde kendine, çocuğuna, çevresine kitap almış veya okumuş olan herkesin sizin kitaplarınızla yolu mutlaka kesişmiştir. Önemli bir döneme damgasını vuran ve böyle sevilen, saygı duyulan bir yazar olma yolculuğunuzun dönüm noktaları nelerdi? 

İnsanın hayatında dönüm noktaları, kırılıp parçalandığı ya da ilerlemeyi seçtiği anlar oluyor. Bu anlardan biri, ilkokul 3. sınıfta öğretmenimin ödevlerimizi kontrol ederken defterime yazdıklarımı fark edip, onları sınıfta bana okutmasıydı. Ödev yapmadığım, onun yerine sayfalar dolusu öykü yazdığım için beni azarlayıp sınıfın önünde küçük düşürse, belki bir daha kalemi elime alamazdım. Öğretmenimle aramda geçen bu olayı Kim Demiş Yaramazım Diye başlıklı okul anılarımı konu aldığım kitabımda yazdım. Dönüm noktalarından bir başkası, altıncı sınıfta Türkçe öğretmenimin, kompozisyon dersinde arkadaşlarımın üç yanlışına bir not, benimse bir yanlışıma bir not kırmasıydı. Üzülmüştüm, ama bu zorlamanın yazarlık hayatıma kazancım olarak yazıldığını yıllar sonra fark ettim.

Çocuk ya da yetişkin, herkes gibi benim de hayatımda ruhumu darmadağın eden sayısız kırılmalarım oldu elbette, ancak yaşadıklarımı kişiliğimi geliştiren, beni ben yapan deneyimler olarak kucaklamam gerektiğinin farkındayım. En büyük şansım, dönüm noktalarında geri dönmeyi ya da duraklamayı değil, ilerlemeyi seçmem oldu.  

Dile kolay, 184 adet çok sevilen kitabın yazarısınız. Yazmaya da devam ediyorsunuz. İlhamınızı, enerjinizi nereden alıyorsunuz ya da hayal gücünüzün böyle zengin olmasının kaynağı nedir?  

Çok soruluyor ama kaynağını ben de bilemiyorum. Kırılsam, bir süre hayata sessiz kalsam da, içimde baskıladığım coşkun enerji hiç beklemediğim bir anda taşıp görünmez duvarları yıkıyor ve beni hayallerimin ötesine sürüklüyor.

İlhama gelince, peşinde koşmam hiç. Tek satır yazmadan aylar geçirsem de ilhamın gelip beni bulmasını beklerim. Ancak o zaman coşku ve heyecan duyar, tüm enerjimle yazmaya odaklanabilirim.

“Çocuklar, büyüklerinin beklentilerini karşılamak için öz benliklerinden uzaklaşıp olduğundan başka davranmaya başladıklarında, bu davranış biçimi artık alışkanlık hâline geliyor, ölene kadar kendine yabancı bir hayat sürdürüyorlar.” 

İnternet çağı çocukları, Y kuşağı, Z kuşağı derken pandemi dönemi çocukları var artık. Kızıma 2000 yılında aldığım “Geceyi Sevmeyen Çocuk” kitabınızı sekiz sene sonra oğluma da okudum. Söyleşimizden önce tekrar okuduğumda da aynı keyfi yaşadım. Her kuşağa uygun, basıldığı tarihten yıllar sonra bile güncelliğini kaybetmeyen bir dille yazabilmenizin bir sırrı olmalı… 

Zaman, elimizdeki malzemeyi sürekli değiştirir ama duygular hep aynıdır; sevinçler, heyecanlar, korkular, üzüntüler, şaşkınlıklar… Olaylarla olsun, sözcüklerle olsun, kitaplarımda duygu aktarımı çok güçlüdür. Zaman içinde ortam değişse de, sözcükler aracılığıyla aktardığım duyguları okurlarımla karşılıklı paylaşabildiğimiz için ortak bir dilde anlaşabiliyor, aramızda bağ kurabiliyoruz. Geceyi Sevmeyen Çocuk ilk baskısını 1991’de yaptı. Yani 31 yıldır okunuyor o masallar. 

Her zamanın çocuklarına seslenebilmemin nedenleri arasında evrensel düşünce yapım, okurlarımın yazdıklarımla özdeşim kurabilmelerine olanak veren dilim ve geleceğe dönük yazmam sayılabilir. Geçmişi özleyerek vakit harcamam; geçmişten, geleceğin yanılgılarına çözüm bulacak ipuçlarını almak için yararlanırım ancak.  

Ailelerin çocuklardan beklentileri 20 yıl önceki gibi değil. Çocuklarının en zeki, en başarılı, en atak olmasını, piyano çalarken o arada şampiyon bir sporcu olmasını, iki yabancı dili sular seller gibi konuşurken fen alanında da mucit olmalarını bekliyorlar. Çocuk kitapları da bu beklentilerin paralelinde değişiyor mu?

Her alandaki hızlı değişim, başarı koşullarının çıtasını giderek yükseltiyor. Ebeveynler de çocuklarının bu değişime ayak uydurabilmesi için en üst düzeyde katkı verebilmek telaşında. Ancak, çocuklardan beklenen “başarı”nın ne olduğunu tanımlamak gerekir. İlerde çok para kazanmaları mı başarı? Ünlü olup lüks bir hayat yaşamaları mı? Yoksa mutlu bir hayat sürmeleri mi? Mutluluğun koşulu “çok para” ya da “ün” olmadığı anlaşıldığında geç oluyor. 

Uzmanlık taslayacak değilim, zaten mutluluğun anahtarı yok ki, çoğaltıp herkese dağıtalım. Yalnızca deneyimlerimin ışığında şunu söyleyebilirim: Çocuklar, büyüklerinin beklentilerini karşılamak için öz benliklerinden uzaklaşıp olduğundan başka davranmaya başladıklarında, bu davranış biçimi artık alışkanlık hâline geliyor, ölene kadar kendine yabancı bir hayat sürdürüyorlar. Oysa, kendi içlerindeki özgün yetenekleri ve özellikleri ortaya çıkarıp kullanabilmeleri için kendilerini keşfetmelerine fırsat verilmesi, mutlu bir hayat kurabilmelerinin olmazsa olmaz koşulu.  

Toplumsal yargıların, değerlerin farklılaşması sizi nasıl etkiliyor? Yarattığınız karakterler bu farklılaşmaya direniyor mu yoksa zamanın içinde onlar da evriliyorlar mı?

Geçmişte çocuklara karşı daha dürüsttük. Son yıllarda artan baskıyla çocuk ve gençlik kitaplarında ergenlik dönemi özelliklerinin görmemezlikten gelinmesi, sevme duygusunun ayıplanması, uyuşturucu diye bir tehlike yokmuş gibi davranılması, ırkçılıktan, cinsiyetçilikten söz açılmaması gerekirmiş gibi birçok kavram ve nesneye karşı direnç oluştu yetişkinlerde. Oysa zamanın değişen değerleri ne yazık ki istenmeyen zorlu durum ve tehlikelerin dozunu ağırlaştırdığı gibi yaşam içinde karşı karşıya gelme oranını da arttırdı. 

Yetişkinlerin, çocuk kitaplarında bile sözcük avına çıkarak çocukları için steril bir dünya yaratma çabası, çocukların, çevrelerinde kendi gözleriyle gördükleri gerçek yaşamı kavramalarını ve uyum sağlamalarını zorlaştırıyor. 

Günümüzde artık herkesin bilgiye ve ürüne kolay ulaşılabilmesi olumlu yanlarının yanında kontrolsüzlüğün yarattığı bir tehlike de barındırıyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Aileler çocuklarına doğru kitapları seçmeyi nasıl öğretmeli?  

Aileler, çocuklarıyla her konuyu konuşabilmeli, yazarlar da kitaplarında bu konulardan söz edebilmeli. Önemli olan konunun başlığı değil, “nasıl” anlatıldığıdır. Seçilen sözcükler, verilen örnekler, çocuğun algı düzeyine uygun olduğu sürece, ona ölümden de, cinsel seçimlerden de, ayrımcılıktan da, diğer tüm zor konulardan da söz edilebilir, edilmelidir de. Uyuşturucunun ne olduğunu bilmezse, önüne çıktığında “hayır” demesi gerektiğini nereden bilecek? Bedenine dokunmak isteyen biri olduğunda tepki vermesi gerektiğinin ayrımına nasıl varacak? Tabu sayılarak gizlenen bu konularla karşılaştığında, sorunlarını kiminle paylaşacak? 

Çocukları korumak, kötülüklerle nasıl baş edebileceğine dair onu bilinçlendirip güçlendirmekle olur, yokmuş gibi yapıp aldatarak değil. Kontrol ise baskıyla değil, yakın ilgi ve sevgiyle sağlanabilir. Çocuğun hangi bilgiye ya da ürüne ulaşacağını kısıtlamak yerine, doğru yanıtları alacağını bilerek her konuda soru sorabileceği ve merak ettiklerini anne babasıyla paylaşabileceği bir güven ortamı yaratmak önemli.

Elbette yayınevinizden de bahsetmek istiyorum. Uçanbalık’ı kurmaya nasıl karar verdiniz? Kurulduğu günden bu yana nasıl bir çizgi izledi? 

1990’lı yıllarda çocuklar için edebiyat odaklı yayınevleri yok denecek kadar azdı. İlk çocuk kitabım Geceyi Sevmeyen Çocuk’u 1991’de Mavibulut yayımlamıştı ama daha yazacak çok öyküm, çok masalım vardı. Nitelikli kitaplar yayımlayabilmenin yolunu, 1995’te kendi yayınevimizi kurmakta bulduk. 15 yıl sonra bir marka olmuştuk ama kitap maliyetlerinden kirasına kadar tüm masrafları hâlâ cepten karşılıyorduk. Yayınevini yaşatabilmek için maddi manevi çok emek versek de, sonunda yayıncılıkta becerimiz olmadığını kabul etmek zorunda kaldık. Yayın işini Tudem Yayınları’na devredip biz asıl mesleğimize, yazmaya odaklandık; çok da iyi oldu. 

İlk yazdığınız yıllarda yayınevlerinin kitabınızı basmayı kabul etmediği bir dönem olduğunu web sayfanızda samimi bir dille anlatıyorsunuz. Yayınevi tarafından baktığınızda o günkü size ne söylerdiniz? O günlerdeki hayal kırıklıklarınız bugün yeni yazarlara yaklaşımınızı etkiliyor mu?

Şimdi her şey çok kolay. Çocuk kitabı basan çok sayıda yayıncı olduğu gibi her geçen gün yenileri kuruluyor. Seçenek çok, biri kabul etmese diğerine başvurabiliyorsunuz. Parayla kitap basan yayınevleri de var; yani kitabın basılması çok seçici bir ayrıcalık değil. Öte yanda, parayla ya da bedava kitap karşılığı tanıtım yapan hesaplar, bloggerlar var. Böylece sosyal medya kanallarının hemen hepsinde bu kitapların tanıtımlarına rastlamak mümkün. Ne basımı ne de tanıtımı için hak ediş gerekmiyor artık. Yeni yazarların kendisini değil, kitabını özne olarak aldığımdan, yaklaşımım epey mesafeli oluyor bu nedenle.

Ancak, yayıncılara olan yaklaşımımın eski deneyimlerden etkilendiğini söyleyebilirim. Sorunlarını biliyor, yazarlarıyla olan ilişkilerindeki bazı çıkmazları herhangi bir yazardan daha iyi anlayabiliyorum. Yayınevi tarafından o günkü kendime baksam, o sırada kırk üç yaşımda olmama rağmen “Sabretmeye devam et,” diyebilirdim. Akıllı telefonlar, sosyal medya, internet yoktu; ilk çocuk kitabımın yayımından sonraki 20 yıl içindeki yoğun çalışmaların ve başarıların kaydı yok denecek kadar az, bu nedenle.

Çocukları korumak, kötülüklerle nasıl baş edebileceğine dair onu bilinçlendirip güçlendirmekle olur, yokmuş gibi yapıp aldatarak değil. Kontrol ise baskıyla değil, yakın ilgi ve sevgiyle sağlanabilir. Çocuğun hangi bilgiye ya da ürüne ulaşacağını kısıtlamak yerine, doğru yanıtları alacağını bilerek her konuda soru sorabileceği ve merak ettiklerini anne babasıyla paylaşabileceği bir güven ortamı yaratmak önemli.

Ekonominin kötüye gitmesi, kâğıt krizi gibi pek çok nedenden ötürü yayınevleri de çıkmaza girdi. Bu döneme projelerinizi nasıl adapte ettiniz? 

Projelerim zamana ve şartlara değil, ilhama bağlı. Yani ilham yoksa zaten yazmam, proje de yapamam. İlhama da “Kriz var, şu sıralar gelme,” diyemiyorsun. 

Yazmışsam ve yayıncı kriz nedeniyle bekletiyorsa, kendi düzeni için ne gerekiyorsa onu yapması gerektiğine güvenirim. Kısacası, benim için her şey eskisi gibi devam ediyor. Bazen ardı ardına yazıyorum, bazen aylarca tembellik ediyorum.

E-kitap, sesli kitap hayatımıza girdi. Teknoloji ile doğan büyüyen çocuklar animasyonlu kitaplara yöneliyorlar. Bunların uygulanabilirliği nasıl olur sizce? Bu alanlarda çalışmalarınız var mı ya da planlıyor musunuz?

Bu uygulamalar konusundaki kararlar yayıncıların alanına giriyor. Kitabın yalnızca yazılı basın haklarını değil, farklı kanallardaki çalışma haklarını da yayıncılara devrediyoruz. Daha doğrusu benim sözleşmelerimin çoğunda böyle. Bu uygulamalara benim kitaplarımı da alırlarsa, elbette çok seviniyorum. En çok da Süper Gazeteciler serisinin bir gün çocuklar için televizyon dizisi olacağına olan beklentimin gerçekleşmesi beni sevindirecek. Çok okunan bu serinin dizisinin de yüksek rating alacağına inancım büyük.

Son olarak da sizin neler okuduğunuzu, nasıl kitaplar seçtiğinizi öğrenmek istiyoruz. 

Ben, sevdiğim kitapları okuyorum, beğenmediklerimi yarım bırakıyorum ya da atlaya atlaya okuyorum. Zamanım çok değerli çünkü. O değerli zamanı verebilmem için, kitabın olay örgüsüyle, kurgusal zekâsıyla, mizahi unsurlarıyla, psikolojik değerlendirmeleriyle, felsefi açılımıyla ve nehir gibi akan diliyle beni okumaya çekebilmesi gerek. Aynı kitabı bir başkası bayıla bayıla okuyacaktır belki, bilemem ama benim için önemli olan kitabın okurun zevkine seslenebilmesi.

Bu nedenle kitaplarımı da kendi yüksek beklentilerimi karşılayacak gibi yazar, olay örgüsü içinde mizahı, psikolojiyi, felsefeyi harmanlar ve okurlarıma sıkılmadan sonuna kadar heyecanla okuyacakları akıcı bir metin sunarım.  

Ne tür okuduğumu ayrıntılı açıkladım ama ad vermek okurlar için bağlayıcı olur. Herkes kendi seveceği kitapları kendi seçebilmeli.

Zaman ayırıp sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederiz.

Diğer Yazarlar kategorisi içerikleri için tıklayın.