Kitap kapakları, kitabın içindeki evrene yolculuk yapmadan ve arka kapak yazısını bile okumadan önce durup incelediğim, yolculuğum öncesi “Merhaba!” diyerek beni karşılayan bir kapı olmuştur benim için. Bu nedenle “Hikâyenin Kapısı” olarak tanımlıyorum. İşte bu kapının tasarımcılarından biri olan Serkan Yolcu ile kitap kapağı tasarımının detaylarını, tasarımcının, yazarın ve yayınevinin kapak üzerindeki etkilerini ve okuyucunun kapağa bakışını konuştuk.

Semra Çakas

Kapak tasarım süreci nasıl başlıyor ve nasıl sonuçlanıyor? İlk taslak hâlinden onay alan kapağa kadar olan süreç hakkında bilgi verebilir misiniz?

Kapak, tasarım süreci için bir kitabın en önemli durağı diyebiliriz. Kitabın editörü ile iletişimde olup ayrıntılı bir brifing ile ilerliyorum. Yaptığım iş çok göreceli olduğu için çoğu zaman ortaya birkaç alternatif çıkıyor. Sonuçları tatmin edici bulduğumda ilgili kişilerle paylaşıyorum ve onaylama süreci başlıyor. Yaratım süreci dediğimiz süreç, bazen günlerce sürüyor bazen de anlık fikirlerle ortaya çıkıyor. Kendi adıma, karakterine, konusuna ya da anlatım biçimine kendimi daha yakın hissettiğim kitapların, kapak tasarımlarının daha iyi sonuç verdiğini gözlemliyorum.

Kitap kapağı tasarlarken hangi detaylara dikkat ediyorsunuz? Bir kapakta olmazsa olmaz diyebileceğimiz unsurlar neler? 

Yazı tipi, renk, illüstrasyon, fotoğraf ya da tipografi seçimi gibi unsurlar kapağın ana hatlarını belirliyor. Kitabın konusu, atmosferi, yaratılmak istenen görsel algıyı hangi unsurlar destekliyorsa o kitap için olmazsa olmaz unsurlar onlardır.

“İyi”, “güzel” gibi sıfatlar fazlasıyla göreceli ancak size göre iyi ve dikkat çekici bir kapak tasarımı nasıl olur? Bir tasarımcı bu ifadelerden ne anlıyor? Okur ne anlıyor? 

Bu tür etiketler herkese göre değişiyor. Kuşkusuz çocukluğumuzdan beri hafızalarımıza kodlanmış, hepimizin aklına gelen bir renk skalası, tipografik görsel algı, kompozisyon var. Her tasarımcının da kendine ait özgün bir dili var. Benim için, kitabın derdini anlatan bir kapak en iyi kapaktır.

Sizce kitap kapağı, okuyucunun kitabı satın almasında önemli ve yönlendirici bir etken mi?

Bazı kitaplarda bu durumun işlediğine şahit oluyorum. Tabii ki yazar, kitabın konusu, yayınevi, üretimi, pazarlama ağı gibi faktörler, kitabın ne kadar görünür olup olmadığını ve satışı büyük ölçüde etkiliyor. Okuyucu ilk önce kapağı görüyor, onunla kendi beğeni ölçütüne göre bir iletişime geçiyor. Bu duruma okuyucunun kitapla kurduğu ilk bağ diyoruz. “Çok iyi kapak tasarımı var.” dediğim bir kitap, satışlarda istediği grafiği yakalayamazken çok da beğenmediğim bir kapak tasarımıyla yayımlanan bir kitap haftalarca çok satanlar listesinde kalabiliyor.

Hem çocuk hem yetişkin kitapları için kapak tasarlıyorsunuz. Tasarım sürecinizde ikisi arasında dikkate aldığınız şeyler farklılık gösteriyor mu?

Bazen bir edebiyat kitabının kapak tasarımını bazen bir gençlik serisinin ya da okuyucu kitlesi 8 yaş olan bir kitabın kapağını yapıyorken bulabiliyorum kendimi. Hemen hemen her okuyucu kitlesine ulaşan kitaplar için kapaklar tasarlamak, bir tasarımcı adına tabii ki faydalı bir süreç. Çocuklara yönelik illüstrasyon ya da kitap kapakları yapmak için biraz çocuk ruhlu olmak ve o çocuk kırılganlığına sahip olmak gerekiyor sanırım. O ruhu taşıdıkça her kapağın kendi dünyasında doğru konumlandığına inanıyorum.

Benim için, kitabın derdini anlatan bir kapak en iyi kapaktır.

Çalışmalarını beğendiğiniz tasarımcılar kimler?

Çalışmalarını takip ettiğim birçok tasarımcı arkadaşım var. Hepsi de çok başarılı ve sağlam işlere imza atıyor.

Kitap kapağı tasarımı yapmak isteyen ama nereden başlayacağına karar veremeyenlere ne önerebilirsiniz?

Sanatın tüm disiplinlerinden imkânları dâhilinde beslenmelerini öneririm. Bir tasarımcının algısının her zaman her konuda açık olması gerekiyor. Bu da tetikte olmayı gerektiriyor.

Bazı tasarımlar grafik gözüyle çok başarılı olabiliyor ama okura geçmiyor, bazıları ise çok avam durduğu hâlde okur rağbet gösterebiliyor. Sizce kapak tasarımı, okura grafikerin beklediği oranda geçiyor mu? 

Bu durumun biraz abartıldığını düşünüyorum. Amaç kitabı satmaksa grafik gözünün çok da bir önemi kalmıyor ülkemizde. Tasarımcının kendi tasarımına yükseldiği kadar, kimse o tasarımı o kadar sahiplenemez. Bu beklentiye düşmemek lazım.

Kapak tasarımcısı yazarın beklentilerini mi, yayınevinin kapak tasarım çizgisini mi, kendi zevkini mi yoksa okur beklentilerini mi öncelemeli? Bu dengeyi siz nasıl kuruyorsunuz? Bu beklenti selinde tasarımın temel doğruları herkes için iyi sonuç veriyor mu? 

Güzel bir soru. Bu dengeyi kurmak günümüzde artık çok zor. Bir masa düşünelim. Masada tasarımcı, yayıncı, yazar ve okur var. Mutlaka bir taraf üzgün, bir taraf mutlu kalkıyor masadan. Ama sonuçta yemek yenmiş oluyor. Böyle bir ortamda tabii ki tasarımın temel doğruları tüm taraflar için aynı sonucu vermiyor.

Türkiye kapak tasarımı konusunda hangi avantajlara ve dezavantajlara sahip? Dünyada bu konuda iyi bir yerde miyiz sizce? 

Kapak tasarımları, kültürlerin farklı estetik zevkleri ve beklentileri bana göre. Dolayısıyla ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Türk kapak tasarımları da tarih boyunca büyük ölçüde Avrupa’daki genel anlayış ve akımlardan etkilendi. Kendi tasarım ve grafik kültürümüzü yaşatmaya devam etmek biz tasarımcıların elinde. Tasarımcılar kültürlerine değer vermeye devam etmeliler. Dünya pazarında Türkiye olarak henüz yolun başlarında olduğumuzu düşünüyorum. 

Türkiye’de bir kapak tasarımcısı bu iş ile hayatını kazanabilir mi? 

Salt kapak tasarımı yaparak zorlanabilir. Yayınevlerinde çalışarak ya da bağımsız işler yaparak mesleğini devam ettirebilir.

Yayıncılık sektöründe çalışmak isteyen grafikerlere veya tasarım dünyasını keşfetmek isteyenlere kitap önerileriniz nelerdir?

İlk aklıma gelenler: 
Melike Taşçıoğlu – Bir Görsel İletişim Platformu Olarak Kitap
Emre Becer – Modern Sanat ve Yeni Tipografi
Simon Garfield – Tam Benim Tipim
Tevfik Fikret Uçar – Görsel İletişim ve Grafik Tasarım 

Siz neler ilave etmek istersiniz? 

Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim 🙂

Bu keyifli söyleşiyi kabul ettiğiniz için teşekkürler.

Serkan Yolcu Kimdir?

1986 yılında Ankara’da doğan Serkan Yolcu, Gazi Üniversitesi ve Dumlupınar Üniversitesi Grafik Tasarım bölümlerinden mezun oldu. Çeşitli festival ve sosyal sorumluluk projelerinin grafik tasarım ekiplerinde yer alan Yolcu, 2008 yılında Kavaklıdere şaraplarının ülke çapında düzenlediği Primeur Şarap Etiketi Tasarım Yarışması’nı kazanarak “Yılın En Genç Grafik Tasarımcısı” ödülünü aldı. Ankara ve İstanbul’da çeşitli konvansiyonel ve dijital reklam ajanslarında sanat yönetmenliği yapan tasarımcı, ilk kişisel sergisi Sıradan Bir Gün’ü 2011 yılında Ankara CerModern’de açtı. Aynı zamanda çeşitli dergilere kolaj-illüstrasyonlar yapan ve atölye eğitimleri veren Yolcu, mesleğine Doğan Yayınları’nda Görsel Yönetmen olarak devam ediyor. Web sayfasından çalışmalarına göz atabilirsiniz. 

https://www.serkanyolcu.com

Diğer Gündem içeriklerini okumak için tıklayın.