Zaman içerisinde bütün sektörlerde olduğu gibi sahaf sektöründe de bazı dengeler değişime uğradı. Teknolojik gelişmelerin sektörü nasıl etkilediğini öğrenmek ve bir sahafın hikâyesini dinlemek için Heybeliada’da bulunan Heybeli Sahaf’a konuk olduk. 

Tezer Beğenmiş

Heybeli Sahaf’ın sahibi Nazım Hikmet Erkan, ilk dükkânını 2011 yılı haziran ayında Taksim’de “Sahaf Nazım Hikmet” adıyla, ikincisini 2016 yılında Heybeliada’da “Heybeli Sahaf” adıyla açtı. Heybeli Sahaf, “Zaman satan dükkân” sloganı ile yolculuğuna devam ediyor. Nazım Hikmet Erkan’a sahaflık yolculuğu ve sahaf sektörü hakkında sorular sorduk.

Belki klasik bir başlangıç olacak ama ilk önce sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Klasik ama bence en zor soru da bu olsa gerek çünkü insanın kendini anlatması oldukça güç. Kısaca anlatmak gerekirse Karadeniz’de doğup büyüdüm, üniversite yıllarında kısa bir süre Ankara’da bulunduktan sonra yine Karadeniz’e dönüp üniversite eğitimimi orada tamamladım. Daha sonra İstanbul’a geldim. Şekillenen iş yaşamım nedeniyle burada yaşamaya devam ettim.

Sözlükteki anlamına baktığımızda sahaf kelimesi, “Eski kitap alıp satan kişiye verilen isim” olarak karşımıza çıkıyor. Bir sahafın gözünden baktığımızda daha derin, farklı bir karşılığı var mı?

Sahaf kelimesi bir süredir sadece meslek adı olarak kullanılmaya başlandığı için anlamının basitleştirildiğini düşünüyorum. İnsanların zihninde ikinci el kitap alıp satan herkes artık sahaf olarak biliniyor fakat ben herkesin sahaf olabileceğine inanmamakla birlikte kendimi de hâlen bir sahaf olarak görmüyorum. Sahaf kelimesinin kökenine inersek Arapçadan sahife olarak dilimize geldiğini, yani sahife alıp satan kişi olarak kullanılmaya başlandığını görebiliriz.

Sahaf olabilmek için tıpkı ahilik dönemindeki gibi usta-çırak ilişkisi olmalı. Bu meslek mutlaka çıraklık sürecinden geçerek, bir sahaftan mesleğin ince ayrıntıları öğrenilerek yapılmalı. Ben bu anlamda kendimi şanslı görüyorum çünkü bir sahafın yanında çalışma şansım oldu.

Sahaf olmaya nasıl karar verdiniz? Sahaf olmadan evvel de eski kitaplara karşı bir ilgi ve merakınız var mıydı?

Benim çocukluğum, içinde kütüphane olan bir evde geçtiği için zaten kitaplarla içli dışlıydım ve o yaşlarda da kendime ait bir kitabevi hayali kurardım. Üniversite yıllarında tezgâh açmaya başladım. Ordu Ünye’de okuyordum. Ufak bir yerdi, bu nedenle kitaplara ulaşmamız kolay değildi. Almak istediğimiz kitapları sipariş ederdik ve bir ay sonra gelirdi. Yeniden kitap almak için okuduklarımı tezgâh açıp satmaya başladım. Zorunlu sebeplerle olsa da o yaşlarda bir şekilde sahaflığa başlamış oldum. İstanbul’a gelince de sahaflara sıklıkla gider, kendi dükkânımı açmayı hayal ederdim. Bugün ise kendi dükkânımda hayalimi yaşıyorum.

Kendinize dükkân açmadan evvel başka bir sahafın yanında çalıştınız mı?

Üç yıl Taksim’de bir sahafın yanında çıraklık yaptım. Bizim işte usta-çırak ilişkisi ve özellikle üstatlardan el almak önemlidir. Bana nasip oldu kendi ustamdan el almak; “Evladım, sen bu işi yapabilirsin,” dedi. Bunu diyen üstat da seni her zaman kollar, aksi taktirde İstanbul’un göbeğinde bir dükkân açıp tutunmam daha zor olurdu.

Dükkânı Heybeliada’ya taşımanızın nedeni neydi? Adada sahaf olmak ile şehirde sahaf olmak arasında fark var mı?

Aslında özel bir nedeni yoktu. Ben ilk önce adada yaşamaya karar verdim ve Heybeliada’da ev tuttum. Daha sonra buradaki arkadaşlarım adada sahaf açmam konusunda baskı yaptılar. İlk önce emin olamadım çünkü zaten Taksim’deki dükkânımda işler yolunda değildi, risk almayı doğru bulmuyordum. O dönemlerde yapılan sahaf festivalleri sayesinde ayakta durabiliyorduk. En sonunda şimdiki dükkânla karşılaşınca Taksim’deki sahafı kapattım burada açmaya karar verdim.

Heybeliada’da sahaf olmanın dezavantajı ulaşım sıkıntısı. Özellikle büyük kütüphaneler satın aldığımda kitapları taşıma aşamasında çeşitli zorluklar yaşıyorum. En büyük avantajı şu: Heybeliada’da farkındalık yarattığımı düşünüyorum çünkü insanlar hafta sonu planlarını yaparken Heybeli Sahaf’a gitme planı yapıp adaya geliyorlar. Bu manevi anlamda çok değerli. Ayrıca şehrin kalabalığından uzak, ada gibi sakin bir yerde yaşamama olanak sağlıyor. Bu da benim için önemli avantajlardan biri.

Birçok meslek zaman içerisinde farklı sebepler sonucunda değişime uğrayabiliyor. Sizce geçmişle günümüzün koşullarını karşılaştırdığımız zaman sahaflıkta bu değişim nasıl ve ne yönde oldu?

Tabii ki hayatta hiçbir şey durağan değil ve zaman içerisinde değişime uğruyor. Bizim meslekte en büyük değişim internet oldu. Biz bir yere kitap almaya gittiğimiz zaman tamamen bilgi ve tecrübemizle giderdik, şimdi insanlar internetten kitabın güncel fiyatına bakarak alım satım yapıyorlar. Aynı şekilde müşterilerin satın alma biçimi de genellikle internet üzerinden olmaya başladı. Sadece akademisyenler ya da koleksiyonerler dükkâna gelip kitap araştırıyorlar. Pandemi süreci de bunu destekleyen bir dönem oldu.

Pandemi öncesinde çeşitli yerlerde sahaf festivalleri olurdu, bunlara katıldığınızı hatırlıyorum. Bu festivallerin sahaflar için olumlu etkileri neler? Yeniden bu tür etkinliklere katılma planınız var mı?

Özellikle adaya taşınmadan evvel katılıyordum ve elbette olumlu anlamda katkıları oluyordu. Yeni müşterilerle tanışmamıza olanak sağlıyordu. Hem kitaplarını satmak isteyen hem de almak isteyen insanlar uğruyordu. Festivaller sayesinde birçok sahaf ayakta kalabildi ancak kitapları taşırken yaşadığım zorluklar ve adada işlerin yoğun olması sebebi ile gündemimde böyle bir plan yok.

Özel değeri olan kitaplarla karşılaştığınız zaman rafa koymadan evvel haber verdiğiniz koleksiyonerler oluyor mu?

Çok az oluyor çünkü ben daha çok insanlar kendileri arayıp bulsun istiyorum. Bazen araştırma yapanlar, araştırdıkları konu ile alakalı kitap geldiğinde haber vermemi istiyor, onlara haber veriyorum.

Kitapların arasından çıkan notları ayırdığınız oluyor mu?

Bazı şeyleri bırakmıyorum. Kendime ayırmak durumunda kalıyorum çünkü bazen kitapların arasından öyle şeyler çıkıyor ki kitabın kendisinden daha değerli. Ama ufak bir not ya da fotoğraf gibi şeyleri bırakıyorum çünkü bunun okuru da heyecanlandırdığını biliyorum.

Heybeliada’ya gelemeyenler sizin arşivinize nereden ulaşabilir? Satış yaptığınız bir internet sitesi var mı?

İnsanlar Instagram üzerinden bu amaçla ulaşıyorlar fakat oradan satış yapmıyorum. Orası sadece Heybeli Sahaf’ın yüzü. Satış için kendi internet sitemiz var: Heybelisahaf.com. Oradan ulaşabilirler. Ayrıca Kitantik adlı siteden satış yapıyorum. Yakın zamanda Nadir Kitap’ta da satış yapmaya başlayacağım.

Heybeli Sahaf’ta sadece kitap mı var?

Burası “zaman satan dükkân”. Burada insanların günlük hayatına değmiş, basılı kâğıt anlamında birçok şey var. Plak, kitap, dergi, fotoğraf, mektup, gazete arşivi gibi çeşitli ürünler bunlardan bazıları.

Bir sahaf olarak okurlara hangi kitapları tavsiye edersiniz?

Kitap tavsiye etmek oldukça zor çünkü bu kişisel bir şey. Fakat herkesin okumasını isteyeceğim birkaç öneride bulunabilirim. Bunların dışında klasikleri ve Dostoyevski’yi mutlaka okusunlar.

  • Jack London – Martin Eden
  • İhsan Oktay Anar – Puslu Kıtalar Atlası
  • Murathan Mungan – Yaz Geçer 
  • Oya Baydar – Sıcak Külleri Kaldı

Diğer Uzman Görüşü röportajlarını okumak için tıklayın.