Ahmet Ümit’in Kavim romanı film uyarlaması için, yönetmen Veli Çelik’le ilerlendiği haberinin medyamızda yer almasıyla hepimizde heyecanlı bir bekleyiş de başladı. Bu haberin ardından yönetmenliğin yanı sıra projenin senaristliğini de üstlenerek kariyerinde bir ilke imza atan Veli Çelik’e merak ettiklerimizi sordum.

Dilek Aygün 

Veli Çelik reklam filmleriyle başladığı ekran yolculuğunu drama yönetmenliğiyle devam ettirdi. Kendisi bu işin eğitimini almış ve birçok projeye imza atmış başarılı bir yönetmen. Ahmet Ümit ise günümüz Türk polisiye edebiyatının en önemli temsilcilerinden. Onları bir araya getiren Başkomser Nevzat serisinden Kavim kitabının filme uyarlanma projesi. 

Sizi uzun zamandır tanıyor ve yaptığınız çalışmaları ilgiyle takip ediyorum. Okurlarımız için de kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Yönetmenlik kariyeriniz nasıl başladı? Hangi aşamalardan geçti? Ahmet Ümit’le bu projenize uzanan yolculuk nasıl gerçekleşti?

Yönetmenlik yapabilmek için biri Türkiye’de diğeri Amerika’da iki üniversitede eğitim aldım. Sonrasında dört farklı yönetmene asistanlık yaptım. Asıl formasyonum “reklam” olmasına rağmen dramalar daha çok ilgimi çektiği için reklam sektöründe bir süre yönetmenlik yaptıktan sonra dramalara yöneldim. Yönetmenlik yapmak için sanırım ilk bulduğum fırsatları iyi değerlendirdim, yönettiğim reklam filmleri ve dramalar büyük ilgi gördü. 21 yaşında başladığım yönetmenlik kariyerim, performanslarım seyircilerin beğenisini kazandıkça projelerin ard arda gelmesiyle devam etti.

Kavim romanının senaristliğini de siz üstlendiniz. Ahmet Ümit bu anlamda çok müdahil olan bir yazar mı? Ortak nokta bulmanız gereken konular sık sık oluyor mu? Nasıl bir çalışma yönteminiz var?

Ahmet, her şeyden önce tanımaktan gurur duyduğum bir arkadaşım. Aramızda herhangi bir ego probleminin ya da güvensizliğin olması söz konusu değil. Dolayısıyla da keyifli bir çalışma oluyor. Kavim, kalitesi ve başarısı tescillenmiş bir şekilde ve bütün ağırlığıyla yerinde duruyor. Senaryo, Ahmet’in eserinin ruhuna bir zarar vermediği sürece yaşayacağımız bir sorun da yok. Zaten böyle bir zararı da Ahmet ile birlikte verme şansımız hemen hemen hiç yok. Yazdığım sahneleri onunla paylaşıyorum, şu ana kadar 132 sahnede sadece iki sahne için revizyon istedi. Bence bu önemli bir uyum…

Böyle benimsenmiş bir karakter olan Başkomser Nevzat’ı tekrar yorumlamanın zorlukları var mı? Okurun gözünde, karakterin belli bir imajı var sonuçta. Beklentileri karşılayamama kaygısı oluyor mu?

Uyarlamaların temel sorunu bu. Okur bir romanı kendi tercihleriyle kafasında canlandırırken, film ya da dizi olarak seyrederken yönetmenin tercihleri ve vizyonuyla seyrediyor. Bunun yarattığı çelişki de genellikle uyarlamaların beğenilmemesini beraberinde getiriyor. Sonuçta bunu bilerek bu projeyi yapmayı kabul ettim. Benim kaygım daha çok, projeyi hakkıyla yapıp yapmama noktasında.

Roman ve film benzer disiplinler gibi görünse de aslında çok farklı. Kendi enstrümanlarımla beklentileri karşılamak ve hatta daha fazlasını vermek için elimden geleni yapacağım.

Son yıllarda polisiye diziler ülkemizde de oldukça popüler. Arka Sokaklar, Behzat Ç., Kanıt, Çember ve diğerleri. Yurt dışında da çok başarılı örnekler var. Sizin takip ettikleriniz var mı?

Yerli polisiyeleri açıkçası çok takip etmiyorum. Belki mutfağında olmakla alakalı. Zekâ olarak kuzey ülkelerinin yapımları, prodüksiyon olarak da Amerikan yapımları daha seyredilesi duruyor benim baktığım yerden.

Polisiye filmleri / dizileri diğer türlerden ayrı bir yere koyabilir miyiz? Polisiye seyircisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

“İyi proje ve diğerleri” olarak bir ayrımdan söz edebilirim. “İyi”nin kriteri tartışmaya açık ve uzun bir konu olsa da… Her tür hikâyenin içinde, yine her türün dinamikleri ve alanları birbirlerine geçişkenlik gösterir. Yoğunlaşılan alan, türün adını belirler. Her türde de karakterlerin ve seyircinin takip etmesi ve çözmesi gereken olaylar dizinine rastlarsınız. Sadece polisiye seyreden veya sadece polisiye okuyan insanlar mutlaka vardır ama genellenemeyecek kadar azdır ve ben seyircinin her türüne saygı duyarım.

Dijitale iş yapmak ile ulusal kanallara yapmak arasında size iyi gelen ya da tercih etmeyeceğiniz ayrımlar neler?

Dijital platformların hem yönetmene hem de seyirciye daha iyi geldiğini düşünüyorum. Daha özgür ve daha vizyoner projeler kendilerine yer bulabiliyor. Yeni hikâyelere ve yeni bakış açılarına açıklar. Dijital platform dizilerinde ayrıca büyük bir süre avantajı var. Ulusal kanallarda üç saati bulan dizi bölümleri yapmak gerçekten çok yıpratıcı olabiliyor.

Çalıştığınız yapımlar arasında içinde olmaktan en keyif aldığınız, sizi en etkileyen hangisi oldu? Geldiğiniz noktada mutlu musunuz? Olmak istediğiniz yer burası mı?

Bir iki tanesi dışında hemen hepsinden bir şekilde keyif aldığımı söyleyebilirim. Bir projeyi kabul ettiğim andaki gerçekler ile projeye hayat vermeye başladığımdaki gerçekler farklı olabiliyor. Sonuçta yönetmenler solo artistler değildir. Bir planı, bir sahneyi, bir bölümü oluşturmak için bir ekip, bir oyuncu kadrosu ve bir yapımcınız oluyor. Tüm bu unsurlarla benzer vizyonda, benzer eğitimde ya da benzer tecrübede olmanız gerekiyor ve bu mümkün değil. Geldiğim noktada mutlu muyum? Barışığım. Yine de kendim için doğru olan bu mesleği, yanlış ülkede, yanlış insanlarla yapmaya çalıştığımı düşündüğüm çok zamanlarım da oldu.

Kitaptan uyarlanmış, beğendiğiniz film ve diziler var mı? Hangileri?

Uyarlamaları beğenmek gerçekten çok zor. Ama iyi örnekleri de tabii ki var. Galiba bu anlamda en sevdiğim Mario Puzo’nun, Godfather’ı.

Veli Bey, okuma alışkanlarınıza dair de birkaç sorum olacak. Nasıl bi okursunuz? Polisiye kitaplarla aranız nasıl? İlk okuduğunuz kitabı hatırlıyor musunuz?

İmkânsızı isteyen bir okurum. Yani dünyada yazılmış tüm kitapları okumak isteyen bir okur. Her alanda yazılmış, her türden kitabı okumaya çalışırım ve bundan zevk alırım.

Kitap severim, öğrenmeye taparım… Cin Ali maceralarından sonra, yanlış hatırlamıyorsam

ilk Jack London Beyaz Diş okudum.

Sizin yolunuzdan ilerlemek, yönetmen olmak isteyen Bookinton okurları için ne söylemek istersiniz? Okumalarını tavsiye edeceğiniz kitaplar neler?

Çok ama çok çalışmalı, asla vazgeçmemeliler. Tesadüfi başarılardansa çalışılmış başarısızlıkları tercih etmeliler. Çok okumalı, çok düşünmeli ve çok gözlem yapmalılar. İyi bir temel eğitim -mümkünse yurt dışında- öneriyorum. Sonra da yılmadan, yorulmadan tecrübe biriktirmeliler. Donanım her şeyden önemli; yaşam tercihleri ve setteki tercihleri de belirler çünkü. 

Kendini dizayn edememiş bir yönetmen, seyirciye vereceği dünyayı da dizayn edemez. Evet, yönetmenliğin öğrenilebilecek kısımları var ama yaradılıştan gelen özellikleri daha fazla. O yüzden bizdekinden farklı olarak dünyada çok daha fazla saygı görüyorlar.

Yunan mitolojilerinden Dede Korkut’a, Freud’dan Kafka’ya, tarihten matematiğe kadar çok ama çok geniş bir yelpazede okumalarını tavsiye ederim. Benim için öne çıkan kitaplar ise şöyle:

  • Kedi Beşiği, Şampiyonların Kahvaltısı – Kurt Vonnegut
  • Olasılıksız – Adam Fawer
  • Uçurtma Avcısı – Khaled Hosseini
  • Factotum, Pulp – Charles Bukowski
  • Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar
  • Karılar Koğuşu – Kemal Tahir
  • Kolera Günlerinde Aşk – Gabriel Garcia Marquez
  • Simyacı – Paulo Coelho

Peki, başucu kitabınız var mı?

Mesnevi başucu kitabımdır, bir de Trevanian’ın Şibumi’si…

Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Yeni projenizin yolu çok açık olsun.

Veli Çelik Kimdir?

3 Kasım 1971 Erzincan doğumludur. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünden mezun oldu. Ayrıca 1994-1997 yılları arasında USC University of Southern California’da sinema üzerine eğitim gördü.

1990’lı yılların başında Telesine Reklam’da animatör olarak çalıştı. 1991 yapımı Ateş Üstünde Yürümek ve 1992 yapımı İki Kadın filmlerinde yönetmen Yavuz Özkan’ın yardımcılığını yaptı. Bir süre Sinan Çetin ile çalıştı.1993 senesinde Sinevizyon, Orta Sayfa Kızları ve Sahra isimli televizyon programlarının yönetmenliğini yaptı. Ayrıca çeşitli reklamlarda yönetmenlik koltuğunda oturdu.

1995-1996 yıllarında İstanbul Üniversitesinde sinematografi derslerine girdi. 1996 yapımı Ay Işığında Saklıdır adlı filmi, İstanbul Üniversitesinden “En İyi Yönetmen” dâhil toplamda 4 ödül kazandı. 1996 yılından günümüze kadar çok sayıda film ve dizinin yönetmenlik koltuğuna oturdu. 1999-2000 yıllarında Emmy Ödülleri’nde aday gösterilerek son 5 aday arasına giren Aşkın Dağlarda Gezer adlı televizyon dizisini yönetti.

Yönetmenliğini üstlendiği son diziler arasında Akıncı (2020)Sen Anlat Karadeniz (2018)Göç Zamanı (2016) ve Sakarya Fırat’ı (2012) sayabiliriz.

Diğer uzman görüşü röportajları için tıklayın.