20. yüzyıla girerken Japonya’nın batıya yeniden kapılarını açtığı, sanayi devrimine dâhil olduğu dönemle birlikte Japon edebiyatı da yeni ufuklara yelken açtı. Geleneksel temalarda çok farklı unsurlar edebiyatın içine hızla dâhil oldu ve daha önce eşi olmayan eserler üretilmeye başlandı. 

Onur Yılmaz

Kadim ve köklü bir kültüre sahip Japon edebiyatı, 1868 yılından 1912’ye kadar süren ve Japonya’nın yirminci yüzyılın başlarında modern bir millet olarak doğuşunda rol oynayan Meiji Restorasyonu’ndan güçlü şekilde etkilendi. Meiji dönemi, iki yüzyılı aşkın süren ulusal inzivanın sona ermesi ve hızlı bir sanayileşme döneminin başlangıcıydı. 

Avrupa edebiyatının Japon halkına tanıtılmasıyla geleneksel şiir repertuvarına serbest şiir kavramı eklendi. Yepyeni entelektüel temaları içeren daha uzun eserler yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Genç Japon nesir yazarları ve oyun yazarları, bu kavramları yazılarına başarılı şekilde asimile eden ilk kişilerden bazıları arasında romancılarla birlikte, aniden genişleyen yeni fikirler ve sanat okulları ufkuyla karşı karşıya kaldılar. 

12. yüzyıldan 1868’e kadar Japonya, İmparator adına hüküm süren ardışık feodal askeri şogunlar tarafından yönetildi. Japonya, 17. yüzyılın başlarında uzun bir tecrit dönemine girdi ve 1853-54’te ABD filosunun Japonya’yı Batı’ya açmaya zorlamasıyla sona erdi.

1900’lerin başındaki akımların etkileri

Bu dönemin en tanınan yazarı Natsume Soseki’nin mizah ve hiciv içeren romanı Ben Bir Kediyim (1905, Türkçesi: Panama Yayıncılık 2018) anlatıcı olarak bir kediyi kullandı, yazar daha sonra meşhur Küçükbey (1906, Türkçesi: Maya Kitap 2021), Sanşiro (1908, Türkçesi: Maya kitap 2017) ve Gönül (1914, Türkçesi: Maya Kitap 2018) romanlarını yazdı. Soseki eserlerinde insan duygularının ve egoizmin aşılmasının peşine düşmüştü. Natsume Soseki ile kıyaslanan Mori Ogai, romantizm akımını çevirdiği şiirler antolojisi (1889) ile Japon edebiyatına dâhil etti. Bu akım 1900’lerin başında Myojo ve Bungaku-kai gibi dergilerin yanı sıra Toson Şimazaki tarafından zirveye taşındı. Mori Ogai, ayrıca Dans Eden Kız (1890), Yaban Kazı (1911, Türkçesi: İthaki Yayınları 2021) gibi bazı modern romanlar yazdı, daha sonra tarihi romanlara yöneldi. Ogai ile birlikte Shiga Naoya, Batı edebî geleneklerini ve tekniklerini benimsemede ve uyarlamada etkili oldular. 

Ryūnosuke Akutagawa, özellikle tarihi kısa öyküleriyle tanındı. Ozaki Koyo, Kyōka Izumi ve Ichiyo Higuchi, tarzları erken-Modern Japon edebiyatını dinleyen bir yazar türünü temsil ettiler. 

Natüralizm, Ben Roman ve Hümanizm

Şimazaki, romantizmden Yerine Getirilmeyen Emir (1906) ve Katai Tayama’nın Futon‘u (1907) ile kurulan natüralizme geçti. Natüralizm, yazarların kendilerini tanımlayan ve kendi zihinsel durumlarını betimleyen “Ben-Roman” (Watakushi-shōsetu) bir düşünceden ortaya çıktı. Neo-romantizm, anti-natüralizmden doğdu ve 1910’ların başlarında Kafu Nagai, Jun’ichiro Tanizaki, Kotaro Takamura, Hakushu Kitahara ve diğerleri tarafından yönetildi. Saneatsu Muşanokoji, Naoya Şiga ve diğerleri 1910’da Şirakaba (Huş Ağacı) dergisini kurdular. Hümanizm ortak paydaları idi. Şiga’nın tarzı otobiyografikti ve ruhsal durumlarını tasvir ediyordu ve bu açıdan “Ben-Roman” olarak sınıflandırıldı. Soseki’nin övgüyle bahsettiği Ryunosuke Akutagawa, entelektüel ve analitik bir tavırla Raşomon (1915, Türkçesi: Fol Kitap 2021) adlı kısa öyküler yazdı ve 1910’ların ortalarında Neo-realizmi temsil etti.

Sol görüşün Japon edebiyatı üzerindeki etkisi

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ivme kazanan ekonomik iniş çıkış dönemlerinde zengin ile fakir arasında açılan derin uçurum nedeniyle, Japonya’da Marksist partilerin etkisinin zayıf olmasına rağmen sol görüş geniş bir alana yayıldı. Bu uçurum sosyal adaletsizliği net bir biçimde gözler önüne serdi. 1920’ler ve 1930’ların başlarında, Takiji Kobayaşi, Denji Kuroşima, Yuriko Miyamoto ve Ineko Sata gibi yazarlardan oluşan proleter edebiyat hareketi, işçilerin, köylülerin, kadınların ve toplumun diğer ezilen üyelerinin sert yaşamlarını ve değişim için verdikleri mücadeleyi tasvir eden radikal bir edebiyat üretti.

Dönemin mevcut yönetiminin imparatoru tanrılaştırmasına karşılık olarak Japon solu da Komünist Parti’yi benzer bir biçimde kutsallaştırdı. Partinin öne çıkan özellikleri, kişisel cesarete ve ahlaki duygulara odaklanabilmesiydi. Komünist Parti’nin yasa dışı örgütüne katılıp sonra ayrılan Osamu Dazai, bu olayın vicdanı üzerindeki etkisi ve bu nedenle ortaya çıkan suçluluk duygusundan uzun yıllar boyunca kurtulamadı. Dazai, Öğrenci Kız (1939, Can Yayınları 2020), Batan Güneş (1947, Yapı Kredi Yayınları 1995), Buruk Ayrılık (1945, Japon Yayınları 2017), İnsanlığımı Yitirirken(1948, Türkçesi: İthaki Yayınları 2022) gibi eserleriyle ön plana çıktı. Ölmeden kısa süre önce yazdığı son romanı İnsanlığımı Yitirirken’in bir bölümünde bir insan olarak başarısızlığa uğramasını Komünist Parti’ye olan inancını yitirmesine bağlar. Ancak bu dönemin aydınları için Marksizmin tek çekici yönü ahlaki öğesi değildi. Marksist kuram, dünya savaşından Rus Devrimi’ne, 1919 Kore Direniş Hareketi’ne, Çin’deki Dört Mayıs Hareketi’ne, Japon imparatorluk sistemine, kapitalizme, ekonomik durgunluğa, işsizlikten edebiyat ve sanata kadar birçok olay arasındaki yapısal ilişkinin anlaşılıp açıklanabileceği yegâne düşünsel çerçeveyi sunuyordu; ya da sunuyor gibi görünüyordu. Japonya’da devrimci düşünce geleneğinin çok zayıf olduğu, sosyolojik ve bilimsel düşüncenin de Japon entelektüel topluluğu içinde pek köklü bir geçmişi olmadığı gerçeği dikkate alınmalıdır.

İki Dünya Savaşı arası dönemdeki etkiler

Marksizm, iki savaş arası dönemde Japon edebiyatının ele aldığı konularda bir genişlemeye yol açtı. Bir bankacı olan Takiji Kobayaşi, Yengeç Konserveleme Gemisi (1929, Türkçesi: Ayrıntı Yayınları 2018) Rusya ile Japonya arasındaki Kamçatka denizinde yengeç konserveleme gemisi Hakko-maru’nun dörtyüze yakın mürettebatının haklarını arama mücadelesine nasıl başladıklarını anlatır. Bunun gibi gemilerde çalışan işçilerin içinde bulundukları korkunç ve perişan koşulları çarpıcı detaylarla anlatır. Ölesiye çalıştırılan, sürekli aç bırakılan, kimi zaman tecavüze maruz kalan, şirkete çok para kazandırırken üç kuruş para alan işçilerin hikâyesindeki tasvirler son derece canlıdır. Gemide işçileri denetleyen sorumlu kişi, amirlerinden aldığı cesaretle işçilere acımasızca davranır. Şirket ise hem yönetmelikteki açıklardan faydalanmaktadır hem de ordudan destek almaktadır. Bu tarz, Japon romanı için yeni bir açılımdır. Kobayaşi’nin Parti Yaşamı adlı bir diğer başyapıtı 1933 yılında Değişim Çağı başlığı altında yayımlandı. Roman, birinci tekil şahısla yazılmış ve kahraman sadece “ben” zamiriyle ifade edilmişti. Ana karakter, bir fabrikada çalışan işçileri idarenin işçi çıkarma politikasına karşı örgütleme çabasındadır. Kahramanın içinde bulunduğu yoğun baskı altındaki ortamda amaca ulaşmak için her yol mubahtır. Daha öncesinde Japon edebiyatında böylesi bir tutumu benimseyen hiçbir kahramana rastlanmaz.

Yengeç Konservelerinin Gemisi, yazarın hayal gücünden süzülen konuların yeniden düzenlenmesiyle oluşur. Romandaki karakterler düşünsel olarak yazardan uzak bir tutum sergiler fakat Parti Yaşamı adlı romanın “ben” olarak ifade edilen kahramanı ile yazar arasında hiçbir mesafe yoktur. Şimazaki Töson ve Şiga Naoya’nın “ben-roman” üslubuyla yazdığı romanlarda da aynı etki görülür. Aradaki fark, konuların nasıl ele alındığında değil, ne tür konulardan bahsedildiğinde gizlidir. Kobayaşi’nin eserlerinde Marksizm bir yazarın hayatını değiştirir; ancak yazarın hayatı hakkında yazdıklarını etkilemez. Kobayaşi bu biçimde yazan tek Marksist yazar değildir; Miyamoto Yuriko ile Nakano Şigeharu’nun da aralarında bulunduğu pek çok yazar aynı üslubu benimsemişlerdir. Miyamoto ve Nakano, Japon edebiyatına yeni konular kazandırmışlardır, ancak bunun sebebi tecrübelerinin yeni olmasıdır, ama roman tekniği açısından herhangi bir yenilik getirmemişlerdir.

Yeni Arayışlar

Dönem yazarlarının karşı karşıya kaldıkları soru ise hep aynıydı: Ne yapmak gerekiyordu? Japonya kapitalist bir ülkeydi ve toplumun en temel unsuru aile idi. Bu dönemin demokrasinin özelliklerinden birisi, bir parça da olsa Batıya, özellikle de Milletler Cemiyeti’ne yanaşmaktı. Bu sayede Japonya’daki militarist ve aydınların batı felsefesi, edebiyatı ve sanatı ile doğrudan bağ kurması açısından hayli geniş olanaklar sağlanmıştır. Japon aydınları, düşüncelerini ve kişiliklerini batılı kitapları inceleyerek oluşturmuşlardır. 

Akutagava Ryünosuke, modern Batı edebiyatını, eserlerin İngilizce çevirilerinden okumuş ve batıya hiç adım atmamasına rağmen bu konudaki engin bilgisi ile kendisinden önce gelen bütün yazarları geride bırakmıştır. İlerleyen yıllarda Strindberg ile Baudelaire’den alıntılar yapmış, Rilke ve Valery’den bahsetmiş ve Batı edebiyatının temelinde yatan Yunan ve Hristiyan kültürlerini tam olarak anlayabilmek için yoğun çaba sarf etmiştir. 

1900 kuşağının yazarları Akutagava’dan kimi özellikleriyle ayrılırlar. Bu kuşağın yazarlarından bazıları, Batı kültürünün belirli bir alanını Akutagava’nın yaptığından çok daha derin bir biçimde incelediler. Örneğin Miki Kiyoşi, modern felsefe hakkında önemli çalışmalar yapmış; Hayaşi Tatsuo, Rönesans döneminin dünya görüşünü araştırmış; Vatanabe Kazuo ise 16. yüzyılın Fransız edebiyatı üzerine uzmanlaşmıştır.

Aynı dönemde Batı edebiyatının özellikle 19. ve 20. yüzyılına ait sayısız eser Japoncaya çevrildi. Böylece çok daha fazla sayıda Japon yazarı İngiliz, Fransız, Rus ve Alman roman ve şiirlerini okuyabildi. Kültürel açıdan ilgi alanlarının odak noktası, yalnızca çevirilerden öğrendikleri kadarıyla tanıdıkları Batı’ya kaydı. Bu tür aydınların en bilinen örnekleri “Yeni Duyarlılık” ya da Şinkankaku-Ha adını taşıyan bir grubun arasından çıktı. Kawabata Yasunari ve Yokomitsu Riiçi bu grubun en iyi bilinen üyeleri arasında yer aldı. Bu yazarlar, Horiguçi Daygaku’nun çevirdiği gerçeküstücülük akımına ait Fransız şiirlerindeki tasvirler ile imge dizilerinden ilham aldı; kendi şiirlerinde de benzer tasvirler oluşturmaya çalıştılar. “Yeni Duyarlılık Ekolü”, kendi dillerine çevrilen edebî eserlerden ilham alan ilk kuşak yazarlarının tepkilerini yansıtması bakımından gerçekten de yenidir.

İkinci Dünya Savaşı Zamanı Japon Edebiyatı

Savaş zamanı Japonyası, üslup zenginliği, aşk ve erotik hikâyeleriyle tanınan yazarların önce çıktığı, özellikle de Jun’ichiro Tanizaki ve Japonya’nın ilk Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, psikolojik kurgu ustası Yasunari Kawabata’nın öne çıktığı bir dönemdi. Aşihei Hino, savaşı yücelten lirik en çok satanlar yazarken, Tatsuzo Ishikawa, Nanjing’deki ilerlemenin rahatsız edici derecede gerçekçi bir hesaplaşmasını yayımlamaya çalıştı. Savaşa karşı çıkan yazarlar arasında Denji Kuroşima, Mitsuharu Kaneko, Hideo Oguma ve Jun Ishikawa yer aldı.

Dünya Savaşı ve Japonya’nın yenilgisi, Japon edebiyatını derinden etkiledi. Pek çok yazar, hoşnutsuzluk, amaç kaybı ve yenilgiyle başa çıkma hikâyeleri yazdı. Haruo Umezaki’nin kısa öyküsü Sakurajima, Kyuşu’nun güney ucunda, Kagoşima’ya yakın Sakurajima volkanik adasında bulunan bir üste konuşlanmış hayal kırıklığına uğramış, şüpheci bir donanma subayını anlatır. Osamu Dazai’nin Batan Güneş adlı romanı, Mançukuo’dan dönen bir askeri anlatır. Şohei Ooka, Filipin ormanında çıldırmış bir Japon firarını konu alan Anız Ateşleri (1951, Türkçesi: Jaguar Kitap 2022) adlı romanıyla Yomiuri Ödülü’nü kazandı. Hem nihilist yazıları hem de tartışmalı intiharı ile tanınan Yukio Mişima, savaş sonrası dönemde yazmaya başladı. Nobuo Kojima’nın Kucaklayan Aile isimli eseri, savaşın bitiminde başlayan Amerikan işgali sırasında Batı ve Doğu geleneklerini harmanlayan, bir karı kocanın hikâyesi özelinde idealler ve gerçeklik arasındaki bir çatışmayı anlatır. Eleştirmenler bu edebî Japon kültürünün geleneksel ahlaki ve felsefi temelinin Batılı gelenekler lehine ihmal edildiği savaş sonrası Japon toplumunun bir metaforu olarak değerlendirmişlerdir.

Kaynakça:

  • A Tokyo Anthology  Literature from Japan’s Modern Metropolis 1850-1920. University of Hawaii Press. (2017)
  • Derinliğin Keşfi – Modern Japon Edebiyatının Kökenleri. Metis Yayınları. 2004
  • Japan and the Culture of the Four Seasons  Nature, Literature, and the Arts. Columbia University Press. 2012
  • Japon Edebiyatı Tarihi. Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi. 2009
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Japonya