Dilek Görmez ticaret ve sanayi alanında kariyer yapmış, mesleğine yirmi beş yılını vermiş bir iş insanıyken yazmaya olan tutkusunu keşfetmiş bir yazar. İnsana dair gözlemlerini zihninde şekil vererek kaleme alan Dilek Görmez ile ikinci romanı Aşka Özür Diletmem‘i konuştuk.

Özlem Abut Otluoğlu 

Yirmi beş yıldır ticaret ve sanayicilik ile meşgul olan bir iş kadınıyken okurun karşısına duygu yüklü romanlarla çıktınız. Yazmaya olan ilginizi nasıl ve ne zaman keşfettiniz?

Yazmak, iş hayatımın daha doğrusu profesyonel hayatımın dışında bir uğraştı başlarda. Ancak yazdıkça hayatımın büyük bir kısmını kapladığını fark ettim ve yazmaktan aldığım hazzı başka bir hiçbir şeyde bulamadım. İlk romanım yayımlandığında yaşadığım heyecanı ve mutluluğu dün gibi anımsıyorum. Her kitap ilk kitap gibi ve benim heyecanım hep aynı. Artık benim için yazmak hayatımın merkezinde ve öyle olmaya da devam edecek.      

Nasıl bir yazma rutininiz var? 

Masa başına geçene kadar ufak ufak notlar alıyorum. İyi bir gözlemci olduğumu düşünüyorum. İnsanları dinliyor, olayları irdeliyor ve hepsini hayal dünyamda şekillendirmek üzere biriktiriyorum. Yazmaya hazır olduğum zaman kendimi izole ediyorum. Sosyal yaşamdan elimi ayağımı çekip kendimi sadece romanıma veriyorum. Bazen ufak kaçamaklar yaparak şehir dışına çıkıyorum. Telefonumu kapatıp sadece yazıyorum. Yazmaya başladıkça sözcüklerimi durduramıyorum.        

bir aşk hikâyesi: aşka özür diletmem - dilek görmez

Aşka Özür Diletmem’in ismi nereden geliyor? İsminin bir hikâyesi var mı? 

Kitabımın ismi kendisinden geliyor. Romanımdaki karakterler yaşadıklarından asla pişmanlık duymuyor. Her şeyiyle duygularına sahip çıkan ve bunu açıkça ifade eden, hayatı dolu dolu yaşamayı isteyen, geriye dönük pişmanlık duymayan karakterler. O nedenle adı, Aşka Özür Diletmem.         

Kitabınıza Antov Çehov’un Martı romanından bir alıntıyla başlıyorsunuz, “Sen benim hayatımın son sayfasısın…” Bu sözle okurlarınıza kaleme aldığınız aşk hikâyesine dair bir ipucu mu veriyorsunuz?

Romanın sonunu kısmen başta söylüyorum, haklısınız. Ama okur nasıl bir sonla karşılaşacağını bir cümle ile bilemez tabii. Tutkulu bir aşk hikâyesi ile karşılaşacağını kestirebilir elbette ama bu aşk nasıl başlıyor, nasıl ilerliyor, neler yaşanıyor merak edilsin istiyorum. Aldığım yorumlar sürükleyici olduğu yönünde romanımın, umarım siz de böyle hissetmişsinizdir.    

Aşka Özür Diletmem’in merkezinde Ada ile Toprak’ın aşk hikâyesi yer alsa da romanınızda günümüz ilişkilerini, evliliği, aile değerlerini, dostluğu ve insana dair pek çok değeri sorguluyorsunuz. Okurunuzla paylaşmak istediğiniz temel düşünceniz nedir?

İlişki iki kişi arasında yaşanıyor olsa da bizi biz yapan şeyler çocukluğumuzdan itibaren inşa ediliyor. İçinde büyüdüğümüz ev, aile, arkadaşlar, büyürken yaşadıklarımız, yoksunluklarımız hepsi bizi büyütüyor. Geçmişten getirdiklerimizle âşık oluyoruz. Seviyor, seviliyoruz… Ben romanımda herkesin benzer şeyler yaşamış olabileceğini gösteriyorum. İçimizden atamadıklarımızı roman yoluyla anlatmak istiyorum. İnsanlar kendilerinden bir parça bulunca mutlu oluyorum.            

Ada ile Toprak’ın aşk hikâyesini anlatırken çocukluk travmalarının insanı hayattan nasıl soğuttuğunu ve kendinden vazgeçme aşamasına getirdiğini çarpıcı bir dille aktarıyorsunuz. Aşka Özür Diletmem’in hazırlık sürecini ve yazım aşamasını anlatabilir misiniz? 

Romanlarımda anlatmak istediklerimi önceden belirliyorum. Bunu bilince romana konu olacak her şeyi toplamaya başlıyorum. Zaten ister istemez o konuyla ilgili her şey radarıma giriyor. Okumalarım, duyduklarım, gördüklerim, hayallerim… Birikim tamamlanınca da kendime “Hadi Dilek!” diyorum. Sonunda kendimi tutamıyorum ve sözcükler dökülmeye başlıyor. Yazıyorum ve yazdıkça arkası geliyor. Tabii ki öncesinde bir planım oluyor. Kim kimdir, nerede neler olacak, olay örgüsü nasıl kurulacak hepsini yazmaya başlamadan belirliyorum. Zaman zaman sapmalar yaşanıyor. Tüm o sapmalarla gelen son beni okurla bir araya getiriyor.           

Kitapta Ada ve Toprak’ın kendi ağzından mahremlerini öğreniyor, zihinlerine konuk oluyoruz. Kitabınızı okurken kendimi iki karakteri de yıllardır tanıyor gibi hissettim. Romanınızı gerçek bir hikâyeden uyarlayıp uyarlamadığınızı merak ediyorum. Bu yaşanmış bir aşk hikâyesi mi? 

Yaşanmış hikâyelerin bizde pek alıcısı olduğu aşikâr. Ben şöyle ifade etmeyi tercih ediyorum: Her roman hem gerçektir hem kurgu… Bire bir yaşanmış değilse de Ada ve Toprak hepimizin çevresinde yaşayan insanlar. İçinde elbette ben de varım, siz de varsınız ve okuyan herkes var. Zaten benim yazma amacım da bu. Hayatın içinden geçenleri kendime özgü bir şekilde anlatmak.    

Aşka Özür Diletmem sadece aşkı konu alan bir roman olmanın ötesinde sevginin insan ruhunu iyileştirici gücü etrafında şekilleniyor. Sizce sevgi yüreğimizdeki yaralara gerçekten derman olabilir mi?

Ben sevginin iyileştirici gücü olduğuna kesinlikle inanıyorum. Ama gerçek sevginin. Aşka Özür Diletmem’de hayvan sevgisi de var, dost sevgisi de. Seven insan affedebilir, seven insanın kalbi yumuşayabilir, kötülüklerden arınabilir. Burada aşırı iyimserlikten söz etmiyorum. İnsan gelişebilen bir varlık. Akılla düşünüp, kalple yaşıyor. Neden-sonuç ilişkisi kurabiliriz, duygularımızı kontrol edebiliriz. Saf kötülüğün tarih boyunca bir faydası olmadığını insanlık yaşadı. “Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey” diyor Ada şarkısında Livaneli. Ben de tam olarak bu noktadayım.       

Aşka Özür Diletmem’in devamı gelir mi? Sonraki projeleriniz neler? 

Aşka Özür Diletmem’in devamı olmayacak. Ama üçüncü romanımı bitirmek üzereyim. Yeni kahramanlarla ve yeni hikâyelerle okurlarımın karşısında olacağım. 

Diğer yazar röportajlarını okumak içine tıklayın.