Hayatının büyük kısmını kitaplarla geçiren, gerçek bir okur-yazar olan Destek Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Ertürk Akşun ile okuma ve yazma deneyimi üzerine anlamlı bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisinden kitap önerileri almayı da ihmal etmedik. 

Özlem Gökbel

35 yıldır hiç durmadan kitap okuyan Ertürk Akşun, aynı zamanda hepsi övgü toplayan altı kitabın da yazarı. Akşun, Karakarga Yayınevi’nden çıkan son kitabı “İnsan Birikimdir” ile özellikle nitelikli okur-yazar olmak isteyenleri heyecanlandırdı. Yazma ve okuma üzerine pratik bilgiler verdiği, bugüne dek pek tartışılmamış nice konuya değindiği bu kitabın, kendisini yakından tanıma arzumu güçlendirdiğini de itiraf etmeliyim. Bir okur, yazar ve yayın yönetmeni olarak edindiği birikimleri bizlerle de paylaştığı bu söyleşinin, okuma-yazma yolculuklarımızda hepimize yeni pencereler açacağına eminim.

Edirne’de -sizin deyiminizle “okumak olsun diye”- Fizik okurken size kitap tezgâhı açtıran dürtü neydi? Nereden geliyor bu kitap aşkınız? 

Ülkemizde hiç kimse yapmak istediğini yapamıyor maalesef. Genellikle insanlar gerçekten ne yapmak istediğini 20’li yaşlardan sonra öğreniyor ama çoğu zaman iş işten geçmiş oluyor. Ben yirmi yaşında kitap okumaya başladım. Ondan önceki dönemlerimde ne edebiyatla ne de kitapla alakam vardı. Bunu “Ateş” romanımda uzun uzun anlatmıştım. Kitap okumaya başladıktan sonra gerçekten tüm hayatım değişti. O kadar sevdim ki, kendime daha çok kitap alabilmek için kitapçılığa başladım.

Nasıl bir okuma yolculuğunuz var? Bir kitabı neye göre seçer, ne zamanlar ve nasıl okursunuz? Ritüelleriniz var mıdır? 

Kendimi yazar değil, iyi bir okur olarak tarif ederim. Seçim konusuna gelince, bu zor bir soru. Çağımızın en önemli sorunlarından bir tanesi de seçim yapmak. Seçimlerimizi gerçekten biz mi yapıyoruz, yoksa -amiyane tabirle- gizli bir el veya eller mi seçimlerimizi belirliyor?  Özellikle son dönemde okuma seçimlerim daha çok yazdığım konularla ilgili oluyor. Bir örnek verecek olursam, son günlerde günümüzün insan tarifi üzerine yazılar yazıyorum. O yüzden daha çok sosyoloji, tarihsel sosyoloji, psikoloji ve iktisat kitapları okuyorum. 

Ritüellerim elbette var. Ben sabahları yazarım, sonrasında her bulduğum arada kitap okurum. O yüzden çantamdan eksik olmayan üç şey, defter, kurşun kalem ve kitaptır. 

Her iyi okurun yazar olması mümkün değildir ancak siz bunu çok iyi bir şekilde başardınız. İlk kitabınız “Ateş, Güneş ve Ada”’yı 2013 senesinde yazdıktan sonra neredeyse her iki-üç senede bir, çok beğenilen kitaplar yazdınız. Ne oldu da birden yazmaya başladınız?

Bu konu da çok kişisel bir durum aslında. İnsanların dönüm yaşları vardır. 30 yaş bunalımı, 40 yaş kararları vs. Ben de aslında yazmaya 40 yaşımda başladım. Yeteneğim olduğundan değil, bir şeyler yapmam gerektiğinden dolayı. Benim için aslolan kitap okumaktır. Ama okuduğunuz kitapları dışa aktaramıyorsanız bir süre sonra sizi zehirlemeye başlar. “İnsan neden okur?” önemli bir sorudur. Kimileri buna vakit öldürmek için diyebilir, öğrenmek beni mutlu ediyor diyebilir, ama en doğru cevap; kendinizi ve dünyayı değiştirmek için birikim sağlamaktır.Birikimlerinizi başka birilerine aktarmadığınız sürece aslında birikim yapmamış olursunuz. İşte ben de tam bu 40 yaş döneminde ya okumayı bırakacaktım ya da birikimlerimi aktaracak bir mecra bulacaktım. Tam da bu yüzden yazmaya karar verdim. El yordamıyla, uğraşarak, öğrenerek ilerledim. 

Yazmak, cesaret ister; bazen insanların size kızması, küsmesi demektir.

Belki binlerce kitap okumuş biri olarak nasıl bir yazma metodolojiniz var? En büyük ilham kaynağınız nedir? 

İlham diye bir şeye inanmam. Beni yazmaya zorlayan şeyi yukarıda anlattım. İlham gelmez insana, oturur, düşünür, öğrenir ve büyük bir emek vererek çalışırsınız. Bazı insanlar çok yeteneklidir bir sayfayı bir günde yazar, bazıları ise -benim gibiler- bir sayfa yazmak için bir hafta uğraşırlar. 

“Yazmak bir zanaattır,” diye kitapta uzun uzun anlatıyorum. Zanaatçının en güzel tanımı, yaptığı işi becerisi ölçüsünde en iyi şekilde yapmaya çalışmasıdır. Zanaat bir tekrar işidir. Yazmak için o yüzden sonsuz tekrar gerekir. Elbette sadece tekrar etmek yetmez, cesaret de gereklidir. Yazmak ilk önce kendini öldürmek, sonrasında da çevreni öldürmek demektir. İnsanların size kızması, size küsmesi demektir. Bazı koşullarda cezaevine girmeyi göze almaktır. Ama çok iyi yazarlık için bu da yetmez. Kimsenin göremediğini görmek, kimsenin sormadığını sormak gerekir, yani deha gerektirir. 

Metodolojiye gelince, ben sabahları yazarım. Düzenli bir biçimde her sabah altıda kalkarım ve yazarım, sonrasında iş günü başlar. Maalesef çalışmak zorundayız. Neyse ki ben yine kitapla ilgili bir iş yaptığım için mutlu ve şanslıyım. Gün içerisinde sadece aklıma bir şey gelirse not alırım, ertesi sabah yazmak için. Okumalarıma ise gün içinde veya akşam devam ederim. 

İnsanların en yaygın ortak hayallerinden biri de kitap yazmak olabilir. Bir yayınevi yönetmeni olarak yazar adaylarına neler önerirsiniz? Son zamanlarda hayli revaçta olan yaratıcı yazarlık eğitimlerinden ya da bu konuda yazılmış kitaplardan fayda sağlamaları mümkün mü? Bu tür kitaplardan önerecekleriniz varsa duymak isteriz.

Yazmanın temelinde insanın kendini ifade etme çabası yatar. Bu yüzden insanlığın en büyük soyutlaması dildir. İnsanı insan yapan temel olgudur dil. Günümüzde insanlar sadece kitap yazarak değil, sosyal medya ağlarında da her gün yazarak kendilerini ifade etmeye çalışıyorlar. Demek ki, kendimizi iyi ifade etmek için iyi ve anlaşılır yazmak zorundayız. 

Yazarlık atölyeleri, kitapları, kursları elbette işe yarar. Ama sadece bir başlangıçtır bu. Yukarıda söylediğim gibi yazmak bir ritüel işidir. Çok emek ve süreklilik ister. Bunun için de birçok şeyden, ailenizle ve dostlarınızla geçireceğiniz zamandan, birçok eğlenceden feragat etmeniz gerekir. 

Benim bu konuda okuduğum birkaç kitabı örnek verebilirim: 

  • Murat Gülsoy – Büyübozumu 
  • Ursula K Le Quin – Dümeni Yaratıcılığa Kırmak
  • Aydın Şimşek – Yazma Yaratma ve Okuma Cesareti
  • Taylan Kara’nın kitapları 

Destek Yayınları’nda size ulaşan yüzlerce kitap arasından seçim yaparken nelere öncelik veriyorsunuz? Basılmaya değer bir kitabın olmazsa olmazları nelerdir? 

Gerçekten seçim yapmak çok zor. Bunun için çalışan dört tane editörümüz var. Dosyaları onlar okuyorlar ve değerli gördüklerini bize sunum yapıyorlar. Yoksa bizim böyle bir zamanımız maalesef yok. Gelen dosyalar çoğunlukla ilk defa yazılan dosyalar oluyor ama bir de kendini kanıtlamış yazarlar var, onların dosyalarına direkt biz bakıyoruz. Yayınevi ticari bir kuruluştur. Bu ticari kuruluşun devam edebilmesinin tek yolu da bastığı kitapları satmaktır. O yüzden seçim yaparken (üzülerek söylüyorum) kitabın satıp satmayacağı en önemli kriter oluyor. 

Peki bir kitabın başarısında editörün yerini nerede görüyorsunuz? Sizce ülkemizde editörlük mesleğinin hakkı veriliyor mu? 

Editörler yayınevinin belkemiğidir. Özellikle bizim yayınevimiz için. Çünkü biz proje yayıncılığı yapıyoruz. Okuyucunun isteyeceği konuları bulup, o konuyu en iyi kimin yazabileceğini belirliyoruz. Burada editörlere çok iş düşüyor. Yazarla birlikte çalışıyor, yönlendiriyorlar.  

Son kitabınız İnsan Birikimdir’i okumak için sabırsızlanıyorum. Kitapta “Okumak mı entelektüel bir faaliyettir yoksa yazmak mı?”, “Klasik eserler neden okunmalı ve aslında neden okunmamalı?”, “İyi ve nitelikli okur olmak öğrenilebilir mi?”, “Okumak ve yazmak bir usta-çırak ilişkisi içinde nasıl gelişir?” gibi benim de sormak için tutuştuğum nice önemli konuya değinmişsiniz. Neden ihtiyaç duydunuz böyle bir konuda yazmaya? 

Kimse cesaret edemediği için 🙂 “-Mış gibi” yapmak yerine, sorular ne kadar zor olsa da cesaretle bu soruların cevaplarını aradım. O yüzden özellikle belirttim, bu kitap tartışmalı bir kitaptır, hata payı barındırır. Ama bir yerden başlamak gerekiyordu. 

Son okuduğumuz kitap, aslında ondan önce okuduğumuz kitapların sonucudur.

Birinin “iyi” bir okur olabilmesi için kütüphanesinde mutlaka bulunması gereken eserler hangileri sizce? 

Bu sorunun cevabı maalesef kolay değil. Çünkü son okuduğumuz kitap, aslında ondan önce okumuş olduğumuz yüzlerce kitabın bir sonucudur. O yüzden kişinin bilgi birikimi, ilgi alanı işin içine giriyor. Genç bir çocuğa çok teorik bir kitabı önermek hoş değil. Ama şunu önerebilirim, iyi kitaplar okunmalı. Bir konuya giriş yapılıyorsa mutlaka en geniş anlatımlı kitapla başlanmalı. Derinleşmek sonraki dönemde olur. Okumak mutlaka bir usta-çırak ilişkisidir. İyi bir usta veya ustalar seçmeli kişi. 

Mesela okur, insanlık sürecini merak ediyorsa Gordon Childe’in Kendini Yaratan İnsan’ı ile başlayabilir; Jared Diamond’un Tüfek, Mikrop ve Çelik ya da M.İlin-E.Segal’in İnsan Nasıl İnsan Oldu? kitabı ile devam edebilir. 

Son olarak önümüzdeki günler için okuma listenizde bekleyen eserleri de öğrenmek isteriz.  

Son bir yıl için okumayı düşündüğüm kitaplardan bahsedebilirim. Yalçın Küçük’ün beş ciltlik Türkiye Üzerine Tezler’ini bir kez daha okumayı düşünüyorum. Richard Senet’in okumadığım birkaç kitabı kaldı, onları okuyacağım. Yazarın, Yeni Kapitalizm Kültürü ve Karakter Aşınması kitaplarını herkesin okumasını öneririm. Ben ikişer kez okudum. Byung – Chlu Han’ın birkaç kitabını okumayı düşünüyorum. Theodore Zeldin’in İnsanlığın Mahrem Tarihi ve Michel Foucault’un Cinselliğin Tarihi kitapları da sırada. Romanlarda ise genellikle eski okuduklarımı yeniden okuyorum. 

Ertürk Akşun kimdir? 

1969 yılında Çorum’da doğdu. Çorum olayları yaşandığında 11 yaşındaydı. Kendi ifadesiyle; 12 Eylül’ün bütün ahmaklaştırmasını ve zulmünü yaşadı. Edirne’ye Fizik okumaya gittiğinde bir gün okul önünde kitap tezgâhı açmasıyla hayatı tamamıyla değişti. Yirmili yaşlarında İstanbul’a döndüğünde, Toplumsal Kurtuluş dergisiyle tanıştı. Bir düşüncenin ortaklaşması olarak gördüğü dergiciliği epey sevdi. 25 yaşında Akış Yayıncılık’ın yöneticiliğinin yanı sıra Yeni İnsan ve Hep İleri dergilerinin imtiyaz sahipliğini ve Yazı İşleri Müdürlüğü’nü yürütüyordu. Hakkında açılan davalar ve verilen hükümlerin tamamı 2000 yılındaki basın affıyla düştü. Bu maceralı yaşam yolculuğunda Birleşik Sosyalist Parti ve ÖDP’de partili hayatı deneyimledi, Kadıköy Sosyalist Kültür Derneği kuruculuğunda bulundu, ayrıca altı kitap yazdı. Uzun süredir “Kıyı’da” dergisinde ve Tele 1 web sitesinde yazıları yayınlanıyor.Son 12 yıldır ise Destek Yayınları Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürütüyor. Dünyada varoluşunu tarif eden şeyin kitap okumak olduğunu ifade ediyor. Çocukları Ateş Ada, Güneş Ada ve eşi Şule Hanım ile birlikte emekli olduktan sonra daha çok kitap okuyacağı günlerin hayalini kuruyor. 

KitaplarıAteş, Güneş ve Ada (2013), Yarım Kalan (2014), Agafya (2014), Ve Kızın Adı Gece (2018), 18 Saat(2019), İnsan Birikimdir (2022) 

Diğer Uzman Görüşü röportajlarını okumak için tıklayın.

Ertürk Akşun’un On Sekiz Saat kitabının incelemesini okumak için tıklayın.