Çağdaş Amerikan edebiyatının en iyi yazarlarından biri olarak kabul edilen ve 2012 yılında yazdığı Kış Günlüğü adlı eseri ABD’den bile önce, ilk olarak Türkçe basılıp Türkiye’de yayımlanan yazar kimdir? 

Sema Adalar Utkueri

Hatırlayamadıysanız hemen küçük bir ipucu vereyim. Yazar, bir söyleşisinde gazetecilere baskı yapıldığı gerekçesiyle Türkiye’ye gelmeyeceğini açıklamıştı. Hatta hemen bu haberin ardından Can Yayınları’ndan ilk baskısı 21 bin adet yapılan kitabın satış rekoru kırdığı ve bir ayda ikinci baskısının yapıldığı haberleri hepimizi gülümsetmişti. Evet, bahsettiğim yazar Paul Auster elbette. 

Nereden çıktı şimdi bu? Anlatayım. Pandemi nedeniyle evde mahsur kaldığımız günlerde kütüphanemi üçüncü kez düzenliyordum ki Auster’ın Kış Günlüğü gözüme çarptı. Dünyaca ünlü yazarın çok satan kitabının ilk baskısına sahip olduğumu fark ettim. Henüz doğmamış torunlarıma nasıl bir miras bırakacağımın hayalini kuruyordum ki sayfalarında okuduğum yaştaki aklımla aldığım notlarımı görüp kıymetli kitabımı torunlarımın haince ebay’de sattıkları gözümde canlanıverdi. Bu mirası hak etmiyorlardı. Vasiyetimi düzenlemeyi bırakıp, Kış Günlüğü’nü tekrar okumak üzere bir köşeye çekildim. Aradan on sene geçmişti ama 2012’de ilk sayfasına karaladığım notlar eskimemişti.

Yazar Auster İnsan Auster’a Anlatıyor

Şair, yazar, yönetmen Paul Auster, Kış Günlüğü’nü ilk anı kitabı olan Yalnızlığın Keşfi’nden otuz sene sonra yazdı. Yazarın röportajlarında söylediği gibi, Kış Günlüğü alıştığımız tarz bir otobiyografi değil, bir hatırlama romanı. 

Yazar Auster insan Auster’a yaşamından parçaları sorgulayarak, eleştirerek detaylarıyla ikinci tekil şahıs anlatısıyla anlatıyor. Anlatıcının kendisiyle diyalog halinde olması okuru da hatıralarının içine çekiyor. Zihinde düşünceler nasıl sırasız akarsa kitapta anılar da aynı doğallıkla kronolojik sıra takip etmeden akıp gidiyor.

Bir otobiyografiden beklenen sansasyonel itiraflar, yazarın hayatının gizli kalmış yanlarını ortaya koymak çabası da yok. Auster yazma nedenini şöyle anlatıyor, “Ne de olsa zaman azalıyor. Belki de şimdilik hikâyelerini bir yana bırakıp hayatının anımsadığın ilk gününden bugüne kadar bu bedenin içinde yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu incelemeye çalışsan iyi olur.” 

64 yaşındaki Auster, hatırlayabildiği anlarından itibaren fiziksel gelişimi ve değişimi üzerinden yaşamını irdeliyor, “Dünyada bunlardan hiçbirinin başına gelmeyeceği tek kişi olduğunu sanırsın; sonra tıpkı herkese olduğu gibi hepsi teker teker senin de başına gelmeye başlar.” 

Yaralanmalarını, ergenlikte cinselliğe uyanışını, kadınlarla ilişkilerini, hastalıklarını, panik ataklarını ve ölümle yüzleşmelerini hatırlıyor. Yaşadığı yirmi bir adresi, kar fırtınalarını, çocukluğunda yediği şekerlemelerin isimlerini, annesi ve çok sevdiği karısıyla yakınlığını ve annesinin ölümüyle hayatının kışına nasıl girdiğini Auster’dan okuyoruz. “İnsan (eğer becerebilirse) sevilebilir biri olarak ölmeli,” derken, okura yaşamın doğal akışında başına gelenleri kabullenmeyi, sevgiye sahip çıkabilmeyi ve yaşam kadar ölümün gerçekliğini de korkmadan karşılamaya hazır olmayı hatırlatıyor. 

Can Kırıklarını Sahiplenmeyi de Bilmeli İnsan 

Kış Günlüğü her okunduğunda okuyucunun kendi yaşamı ile farklı bir hesaplaşma yaşayabileceği “demlenen” kitaplardan. İlk okuduğum otuzlu yaşlarımda, hayatın kışına değil baharına daha yakın bir mesafede olduğum için olsa gerek yazarın yaşamın bitişini kabullenme şeklini karamsar ruh hali ile ilişkilendirmiştim. Oysa Auster’ın keskin diliyle anlattığı yara izlerinin cam kırıkları değil “can kırıkları” olduğunu, bunları sahiplenmenin nasıl insani bir güç anlamına geldiğini anlamak için kitapla birlikte demlenmek gerekiyormuş. 

“Yataktan kalkıp pencereye giderken soğuk yer döşemesine çıplak ayaklarınla basıyorsun. Altmış dört yaşındasın. Dışarıda hava gri, neredeyse beyaz, görünürde güneş yok. Kendine soruyorsun: Daha kaç sabah kaldı? 

Bir kapı kapandı. Bir başka kapı açıldı.

Hayatının kışına girdin.”

Geriye bakarak yürüyemeyeceğimiz gibi her kapanan kapının seni daha güçlü ve daha yeni kılacağına olan inancını yitirmeden ilerleyebilmek böyle olmalı.

Siz bu kitabı okudunuz mu? En çok dikkatinizi çeken mesaj neydi? Yorumlarda paylaşır mısınız? 

Yayınevi: Can Yayınları
Özgün Adı: Winter Journal
Çevirmen: Seçkin Selvi
Editör: Seçkin Selvi
Dizi: Dünya Edebiyatı
Tür: Anı
Sayfa Sayısı: 200 

Paul Auster Kimdir?

Yahudi kökenli Amerikalı roman yazarı, şair ve senarist Paul Auster, 1947 yılında ABD’nin New Jersey eyaletinde, New-ark’ta doğdu. Daha on iki  yaşındayken, önemli bir çevirmen olan eniştesinin kitaplarını okuyarak edebiyata büyük bir ilgi duymaya başladı. Columbia Üniversitesi’nde Fransız, İngiliz ve İtalyan edebiyatı okuduktan sonra dört yıl kadar Fransa’da yaşadı, Fransız yazarlardan çeviriler yaptı. 

Yirminci yüzyıl Fransız şiiri üstüne önemli bir antoloji hazırladı. İlk kez 1987’de New York Üçlemesi adlı yapıtıyla büyük ilgi gördü. Daha sonra Ay Sarayı, Kehanet Gecesi, Köşeye Kıstırmak, Son Şeyler Ülkesinde, Leviathan, Şans Müziği, Timbuktu, Yanılsamalar Kitabı, Yükseklik Korkusu, Brooklyn Çılgınlıkları, Yazı Odasında Yolculuklar, Karanlıktaki Adam ve Sunset Park adlı romanları, Yalnızlığın Keşfi adlı anı-romanı, Kırmızı Defter adlı öykü kitabı birbirini izledi. Auster, eşi yazar Siri Hustvedt ve iki çocuğuyla birlikte New York, Brooklyn’de oturuyor. Eserleri ülkemizde Can Yayınları tarafından basılıyor. 

1993’te Médicis Yabancı Roman Ödülünü, 1996 yılında John William Corrington Ödülü kapsamında “Literary Excellence”, 2006 yılında ise  26. Asturias Edebiyat Ödülünü aldı.   

Daha fazla kitap inceleme için tıklayınız.