İstanbul Fethi’nin 570. yılını kutlamanın en güzel yolları İstanbul’u okumak, her bir satırda onu yaşamak ve gelecek nesillere de aktarmak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yayımladığı, Selçuk Ören’in resimlediği ve Ahmet Bozkurt’un editörlüğünü üstlendiği İstanbul Öyküleri, birbirinden kıymetli, sevilen yazarların kaleminden İstanbul’u anlatan kitaplar işte tam da bunu yapıyor.

Gonca Gül Kurtulmuş

Prag’ı Kafkasız, Dublini Joycesuz, St.Petersburgu Dostoyevskisiz, Parisi Balzacsız, İstanbulu ise Yahya Kemalsiz, Tanpınarsız, Orhan Pamuksuz düşünmek, imgelemek neredeyse imkânsızdır.”

Ahmet Bozkurt

İBB Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ön sözü, Ahmet Bozkurt’un sunuşuyla karşımıza çıkan öyküler İstanbul’un tarihsel yapısının zenginliğini, bireyin şehir hayatındaki varoluş mücadelesini ortaya koyarken bizi bu kadim şehrin büyülü atmosferine ve rengarenk sokaklarına çekiyor. Başar Başarır, Buket Uzuner, Mario Levi, Murat Uyurkulak, Nazlı Eray, Sema Kaygusuz gibi hikâye anlatıcılığının ustalarından dinlediğimiz öyküler ve tanıştığımız karakterler İstanbul’la iç içe geçmiş, bireyi şehirden ayırmanın mümkün olmadığı bir olay örgüsüne işlenmiş durumda. 

Peki nedir bireyle şehir arasındaki bu kopmaz bağ? Kökü nereden gelir? Bunun cevabının görünür hale gelmekte yattığını düşünüyorum. Nitekim Ahmet Bozkurt da ön sözünde, “Kentte insan çıplaktır,” diyor. “Gösterir, teşhir eder ve açığa çıkarır kent. İnsan çıplaklığını örtecek örtüyü hikâyesi aracılığıyla üstüne örter.” Birey, şehirde şehrin hem geçmişi hem de bugünüyle etkileşime girer, İstanbul Öyküleri’nde de olduğu gibi gün içinde birçok insanla tesadüfen yolu kesişir. Her insan, bireyin hikâyesindeki başka bir kapının kilidini açar, o kapının ardını, bireyin içinde uzanıp giden manzarayı, uçurumu, karanlığı ya da aydınlığı görünür hale getirir. Tüm bu devinimde okura düşen, “Olası tüm sonuçlar içerisinde yazarın her çağda yeni bir dünyayı örgütlemeye yetecek gücü olduğuna inanmak,” oluyor. 

İstanbul Öyküleri Birinci Seçki – Başar Başarır, Buket Uzuner, Burhan Sönmez, Gönül Kıvılcım, Mario Levi, Murat Gülsoy, Murat Uyurkulak, Murat Yalçın, Nazlı Eray, Nihan Eren 

Tophanede sabahın eli kulağındaydı. Kadın yaklaşan ayak seslerinden bildi uyanan sabahı. Cılız bir miyavlama. Alacakaranlığı delen kanat sesleri. İstanbulun martıları ahı gitmiş vahı kalmış çatıların üzerinden son sürat aktılar. Gün birazdan martı kanatlarına değip ağaracaktı. Ve her evin bahçesinde sebepsiz bir incir ağacı.” – Romanik Bir İstanbul Yazı / Gönül Kıvılcım

İstanbul Öyküleri’nin 2020 yılında yayımlanan bu ilk seçkisi 11 öyküden oluşuyor. Bu öykülerde herhangi bir tür veya sayfa sınırlaması bulunmuyor. Başar Başarır bizi İstanbul’un bir köyünden gelen Naci Çavuş’la karşılıyor; Buket Uzuner’in pandeminin karantina günlerini bir gemide geçiren karakteri İstanbul’la yeniden kucaklaşmayı kamarasında umutla bekliyor; Murat Uyurkulak’ın soyadı Uğurlu olup da uğursuzluğuyla meşhur ailesi sayesinde İstanbullu Maria ve Stefo ile tanışıyoruz. Her bir öykü Sait Faik Abasıyanık’ın dimağımızda buruk bir anı bırakan duygularıyla süslenmiş gibi… Bu öykülerde insan selinin önüne katıp sürüklediği İstanbul’da pencereler en çok bizim içimize açılıyor. 

İstanbul Öyküleri İkinci Seçki – Adnan Özyalçıner, Ahmet Çakmak, Behçet Çelik, Birgül Oğuz, Hasan Özkılıç, Mahir Öztaş, Mehmet Güreli, Mustafa Becit, Nazlı Akçura, Sema Kaygusuz 

Belki İstanbul bu yüzden iyi geliyor ona. Burada da bitmemiş bir şeylerle hiç başlamamışlar birbirine geçmiş haldeler. En sevdiği yerler – Yeraz’ın da gözlerinde gördü bunu – karmaşanın, karışıklığın iç içe olduğu caddeler, çarşılar, geçitler…Bunca insanı buraya çeken de bu olmalı. Mucizelerin mümkün olduğuna inandıran bir yani var İstanbulun. Bunca kargaşa boşuna değildir, bunca çalkantıdan yeni bir şey çıkacaktır er geç.” Hayatlarımızın Bir Kısmında – Behçet Çelik 

İstanbul Öyküleri 2’nin yayım yılı 2021. Toplamda 10 öyküden oluşan kitabın ilk sayfalarında vapura atlayıp Büyükada’ya gidiyoruz. Aslında Adnan Özyalçıner’in kaleme aldığı bu öykü ve devamındaki öykülerle Bozkurt’un ön sözdeki şu sözleriyle ne demek istediğini çok iyi anlıyoruz; “Türk modernleşmesinin en belirtik ve örnek alınan mekânıdır İstanbul. Eski-yeni, alafranga-alaturka tartışması İstanbul üzerinden yazınımıza girer.” Bu öykülerde de “Semtleriyle, sokaklarıyla her dönemde değişen ve dönüşen zengin insan malzemesiyle İstanbul’un her zaman yazınımız açısından nasıl verimli bir art-alan oluşturduğuna” tanık oluyoruz. İnsanın ruhu, şehrin ruhuyla girift bir hal alıyor, şehir ve birey hemhal oluyor. Hayat mücadelesiyle hayattan keyif almak arasındaki halat yarışını İstanbul’u en iyi yaşayan kazanıyor. 

İstanbul’da geçen bilim kurgu hikâyeleri – Ademhan Esen, Ayşe Acar, Barış Müstecaplıoğlu, Can Kantarcı, İsmail Yiğit, Levent Şenyürek, Nihal Engin Vrana, Sabri Gürses, Uğur Batı, Yudumis

Hezarfen Süzülüşü. Gençler için tasarladıkları yeni bir eğlence. Mikro boyutta binlerce iha tarafından uçurulan kanatlar takıyorsunuz, Galata Kulesinden Boğaza kadar bir kuş gibi süzülüyorsunuz. İhaların sensörleri sayesinde herhangi bir çarpışma riski yaşanmıyormuş, öyle diyorlar. Müşteriler üç boyutlu gözlük takıp, sanal evrende Osmanlı dönemine gidiyormuş. Tarihi yapıların arasında uçmanın oldukça hoş bir deneyim olduğunu söylüyorlar.” Miras – Barış Müstecaplıoğlu

Ah, güzel İstanbul’da böyle bir deneyimi kim yaşamak istemez ki? 2022 yılında yayımlanan ve on öyküden oluşan serinin üçüncü kitabında bu sefer belli bir tür hâkim: Bilim kurgu! Bu öykülerde İstanbul’u Jules Verne’nin kaleminden çıkmış gibi okuyoruz. Yazarlar, akla hayale gelmeyecek yepyeni icatlarla İstanbul’un sadece geleceğini değil bugününü ve geçmişini de yeniden inşa ediyorlar. Ahmet Bozkurt’un ön sözde belirttiği gibi, “Bilim kurguda alegoriler, ütopyalar, hayal edilmiş alternatif evrenler, kıyamet anlatıları, tuhaf yolculuklar, parodiler ve teknolojik-sosyolojik değişimin örgütlediği her türden sürecin dramatize edildiği bir kurgu dünyası mevcuttur. Bu öykülerin hepsinde bu özellikleri buluyoruz, İstanbul’un masalsı ruhuyla birleşince de tam bir ‘koltuk seyahati’ bizi bekliyor.

İstanbul’da geçen fantastik öyküler – Aslı Perker, Aslı Tohumcu, Mehmet Berk Yaltırık, Nazlı Eray, Onur Caymaz, Saba Altınsay, Sibel Oral, Tuna Kiremitçi, Uğur Batı, Vecdi Çıracıoğlu

On altı Milton İstanbullu, artı ölüler, artı cümle hayvanat – belki nebatat da – tam Boğaza doğru başlarını çevirecekti ki çok tuhaf bir şey oldu; beklenmedik bir şey. Caddelerden sokaklardan, her yerlerden akıp gitmekte olan sular, daha doğrusu İstanbul Boğazı’nın kustuğu vakalarla zamanlar iç içe geçmeye başladı…Şöyle ki: Zırhlı ve miğferli saray muhafızları, kılıç çekmiş Roma askerleri, hipodrom, binlerce kişilik tribün, at yarışı arabaları, imparatorluk locası, Taksim meydanı, işçiler, emekçiler, Sular İdaresi binası, sendikalar, polisler, Kazancı Yokuşu ayrıca gençler, biber gazı, Topçu Kışlası, renkli çadırlar, Divan Oteli toptan birbirine giriyordu, zaman çileden çıkmıştı.” Amarcord – Saba Altınsoy 

2022 yılında yayımlanan ve 10 öyküden oluşan İstanbul Öyküleri 4 – Fantastik kitabında “içine doğulan ve yol aldıkça içinde kaybolunan bir resim” olan İstanbul’un içinden hayal gücümüzün sınırlarını aşarak geçiyoruz. Bireyin gerçek olandan belki de en çok kaçmak istediği yer olan şehirde yani “Değişmez yasalarla inşa edilmiş bir dünyada fantastik, mantıksal tüm dizgelerin dışında hareket ederek bu dünyanın tüm olağan akışını olağandışılığa çevirerek maddi dünyanın huzurunu bozuyor. Çünkü fantastik imkansızlığın dışlandığı reel dünyada imkânsızı açığa çıkaran ve gerçek dünyaya meydan okuyan bir imkânsızlıktır.” Bu hikâyelerin bazılarının baş kahramanları metruk binalar ya da kollarında afet-i devran iki hayalet olan Lucia ve Evdoksia ile Hayaletler Denizi’ne açılırlar, tarih ve bugün arasındaki o keskin sınır öykülerin sıcaklığında erir, okuyucu İstanbul’a bir daha asla gerçekliğin soğuk penceresinden bakamaz. 

Diğer kitap öneri listelerini okumak için tıklayın.