Sıcak bilgiyi ilk elden okurlarımızla paylaşalım: Usta yazar Zülfü Livaneli yeni romanını okuruyla buluşturacak olmanın heyecanını yaşıyor. Zülfü Livaneli, yeni romanında 34. Osmanlı padişahı II. Abdülhamid’in sürgün yıllarını kaleme aldı. 

Mehmet Bozkurt

Zülfü Livaneli’nin üzerinde beş yıldır çalıştığı, İnkılâp Kitabevi’nden çıkacak bu romanının ismi; Kaplanın Sırtında. Livaneli son romanıyla edebiyatseverleri “iktidar” kavramı üzerine düşünmeye davet ediyor. Yayınevinde tatlı bir telaşın yaşandığı şu sıralar, yazarının elinde, zihninde yıllanmış bir hikâyenin, zaman içinde olgunlaşarak bir romana dönüştüğüne tanık olmak büyük heyecan verici. 

Sevgili Mürsel Çavuş bu yazıyı benden istediğinde iyice düşündüm, yaşamını burçlara kurmuş kişiler hakkında kalem oynatmak zordur. Çünkü onların bulundukları seviyede rüzgârların en serti, fırtınaların en güçlüsü, güneşin yakıcı sıcağı eksik olmaz. O seviyede hava şartları hiç normalinde seyretmez. Birçok fani için uç olan burçlardakiler için sıradandır. Gerçek aydınlar burçlarda yaşarlar, toplumun karşı karşıya olduğu tehlikeleri ilk onlar görür ve kendilerini siper ederler. Yazıları, müzikleri ya da fikirleriyle…

Attila İlhan’ın, “Ustura ağzında yaşamak” tarifi kanımca bizim aydınımızın hayatının üç kelimelik özeti. Zülfü Livaneli de Türk aydınları arasında burçlarda göğsünü rüzgarlara siper eden aydınlarımızdan. Ustura ağzında bir yaşam. Hapis, sürgün, sorgu, yasaklar… Tüm bunlar fikir hayatına etki etmiş yazarların, düşünürlerin, sanatçıların çileli yolundaki duraklardır. Zülfü Livaneli de bu yolculuğun kahramanlarından. 

Livaneli, Türk Edebiyatının Kuşak Bağıdır 

Müzik, edebiyat, sinema, siyaset…  Livaneli, sanatıyla burçların en yükseğinde, halkın gönül kalesindedir. Livaneli eserlerinde bir ayağıyla Nazım Hikmetler, Orhan Kemaller, Yaşar Kemaller de diğer ayağı günümüzdedir. Livaneli Türk edebiyatının kuşak bağıdır. Onun eserlerinin satır aralarında büyük ustalar dolaşır, her biri o satırların arasından başını günümüze uzatır. Onlar bizleri, biz onları severiz, kuşaklar arasında bağ kurmayı başarabilenler aracılığıyla…

Büyük edebiyatçıları yaşadıkları çağın ötesine ayak izini takip edenler taşır. Bu edebiyatın, sanatın çağlara dayanan yolculuğudur. Zülfü Livaneli Anadolu coğrafyasının tam ortasından geçen bu yolu şöyle tarif ediyor:

“Edebiyatı, öncelikle bir yol olarak kabul etmeliyiz. Müzik gibi, resim gibi, başka birçok yol gibi, yazmak da hayatı algılamanın; anlamaya çalışmanın ve dolayısıyla hayata müdahale etmenin bir yolu. ‘Duygu ve düşünceleri paylaşmak’ gibi basit bir şey değil.

Yunus’un, Pir Sultan’ın, Nâzım’ın, Aşık Veysel’in, Yaşar Kemal’in yoludur bu. Bu yoldakiler, halkın anlayacağı büyük bir sanat yaratırlar. Çünkü en nitelikli ürünlerin karşılık bulacağı konusunda halka güvenirler. Sadelik, derinlik ve zenginlik vardır onların yapıtlarında.”

Livaneli’nin “sadelik, derinlik ve zenginlik” diye özetlediği nitelik düzeyi, “halk sanattan, edebiyattan anlamaz” klişesiyle adeta tuzla buz edilmeye çalışılır. Eğer bununla başarılı olunamıyorsa, “halk böyle istiyor” klişesi devreye sokularak sanatçı uzay mekiğine konularak atmosferden uzaklaştırılır. Aramızdan ayrılan bu sanatçının ardından, toplumdan kopuk olduğu yaygarası devreye sokularak cenazesi kaldırılmak istenir.

Büyük edebiyatçıları ölümsüzleştiren, işte tüm bu klişeleri, çağının bayağılıklarını aşmış olmalarıdır.

Halk Böyle İstiyor mu?

Günümüzdeki bayağılığın seviyesi “halk böyle istiyor” olarak ifade edildiğinden burçlarda yaşayanlara iş düşüyor. Klişeler aşılmaz bir duvar gibi yükseldiğinde sanatçıların önünde, gölgede kalanların değil ama güneşin herkes için doğduğunu bilenlerin savaşı başlar.

Zülfü Livaneli’ye kulak kabartacak olursak onun şu tavsiyesini not etmekte fayda var:

“’Halk böyle istiyor!’ klişesine gelince: Evet, halk böyle istiyor; ama benim de daha düzeyli, zevki daha gelişmiş, Karacaoğlan’ları, Pir Sultan’ları, güzelim türküleri hatırlayan bir halk istemeye ve bu yolda çalışmaya hakkım var.”

Okuduğunu anlayan okur olmak, eserlerdeki estetiği kavramak, ortaya çıkarılan bu eserlerden duyduğumuz hazzı arttırmaktadır. 

Zülfü Livaneli ile son romanı Balıkçı ve Oğlu üzerine Bodrum’daki evinde yaptığımız sohbette, sizin için yazmanın sırrı nedir diye sormuştum. Usta yazar gülümseyerek şöyle bir sır verdi. Bu işin sırrı “şefkat” dedi, “Topluma ve insana duyduğumuz şefkat”. Büyük usta belki de edebi üslubunun sırrını bize verdi.

Yazarlar hakkında daha fazla yazı için tıklayınız.