İKSV tarafından, nitelikli edebiyat çevirilerini desteklemek amacıyla başlatılan Talât Sait Halman Çeviri Ödülü’nün 2021’deki sahibi, çevirmen Süleyman Doğru oldu. Kendisine çeviri sürecini, genç çevirmenlere tavsiyelerini, Vargas Llosa’yı ve çevirdiği eseri Dünya Sonu Savaşı’nı sorduk.  

Mürsel Çavuş

Talât Sait Halman Çeviri Ödülü Seçici Kurulu, Süleyman Doğru’ya verilen ödülün gerekçesini, “Süleyman Doğru, yer ve kişi isimlerini Portekizce vererek kitapta yansımasını bulan kültürel bir ayrışmaya yerinde bir çözüm bulmuş, diyalogları ve tasvirleri çevirirken hem orijinal metne sadık kalıp hem yaratıcı olmayı başarmıştır. Sözcük seçimleri, şiirsellik, ima ve mecaz gibi unsurların hakkını vermiş, Vargas Llosa’nın diline ve üslubuna, tasvir ettiği dünyanın kültürüne hâkim bir çevirmen olarak yazarın kullandığı dille uyumlu bir ritim tutturmuştur. Doğru, bu girift metindeki Hristiyanlıkla ilgili kavramları ve terimleri Türkçeye taşımaktaki başarısıyla da övgüyü hak etmektedir. Bütün bu becerileriyle, teknik ve estetik açıdan İspanyolcadan Türkçeye çevrilen roman külliyatına benzersiz bir katkı sunmuştur,” olarak paylaştı. 

Bu çeviri serüvenini çok merak ettim ve Süleyman Doğru’ya sordum. Mest edici bu röportajı okumaya başlamadan önce kahvenizi alıp bir köşeye çekilin derim.  

Talât Sait Halman Çeviri Ödülü’nün 2021 yılı sahibi oldunuz. Öncelikle tebrik ederiz. Bu ödül sizin için ne ifade ediyor?

Teşekkür ederim. Ödülü kazanmış olmam en azından bu söyleşiye vesile olmasıyla bile değerli. Toplumsal yaşamın içindeki her birey takdir görmekten hoşlanır. Bu takdir gelmezse tabii ki karalar bağlamaz, ama geldiğinde mutlu olur. Doğan Bey arayıp ödüle benim çalışmamı layık gördüklerini söylediğinde elbette çok mutlu oldum. Ayrıca bundan sonra çalışmalarım daha çok ön plana çıkacağı için daha çok kişi onların farkına varacak, kim bilir, belki de çevirilerim daha çok kişi tarafından okunacak. Bu bir çevirmenin –tıpkı yazar gibi– en çok arzuladığı şeydir. Neticede büyük bir emek harcıyorsunuz ve emeğin ürünü birkaç yüz kişiye de ulaşabilir, binlerce kişiye de. Öte yandan sırtıma fazladan bir yük bindiğinin de farkındayım, daha göz önünde olacağım ve hata yapma lüksüm de (eğer öyle bir şey varsa) o denli azalacak, eskiden tamamladığım metni yayınevine teslim etmeden önce iki defa okuyorsam şimdi üç defa okuyacağım.

Real Academia Española Sözlüğü Rehberim

Her ülkede konuşulan İspanyolca farklı. Çevirdiğiniz Juan Rulfo ve Carlos Fuentes Meksikalı, Julio Cortázar Fransa’da yaşayan bir Arjantinli, Mario Vargas Llosa Perulu. İspanyolca özelinde ülkeler arasında nasıl farklılıklar var? Bunlar çeviri süreçlerinizi ne şekilde etkiliyor?

Gündelik konuşma dilinde ülkeden ülkeye farklılıklar olsa da, edebiyat söz konusu olduğunda bir dil birliğinden bahsedilebilir. Bu konuda referans alınan kurum Real Academia Española’dır, yani İspanya Kraliyet Akademisi, dilin kurallarını o belirler ve gündelik konuşma dilinde olmasa da yazı dilinde söz sahibi olan en üst mercidir. Bir sözcüğün meşruiyet kazanması ve en azından edebî İspanyolcada, tabiri caizse kullanım vizesi elde etmesi Real Academia Española’nın sözlüğünde yer almakla olur. (benzer şekilde ben de çevirimde kullandığım sözcüklerin TDK sözlüğünde bulunup bulunmadığını her zaman kontrol ederim.) Ülkeler ve yazarlar arasında sorun yaşayabildiğim durumlar genellikle yerel sözcükler ya da yerel deyimler konusunda oluyor ve onları da işimizi oldukça kolaylaştıran internet sayesinde hallediyorum. Bu kadar çok bilgiye bu kadar çabuk ulaşabilmek biz çevirmenler için bulunmaz bir nimet: Farklı Latin Amerika ülkelerinden dil konusunda uzman kişilere ulaşıp sorularınıza çok hızlı yanıt alabildiğiniz siteler bulunuyor. Aslında hata yapma lüksünü ortadan kaldıran en önemli etken internet, zira doğru araştırınca ulaşamayacağınız bilgi yok. Yerel sözcüklerin anlamını bulmak için ülkeler özelinde, sadece o ülkeye özgü sözcük ve deyimleri barındıran sözlükler mevcut. Ama sıkıştığım anda o ülkede yaşayan, derin bir dil ve edebiyat bilgisine sahip kişilere kolayca ulaşabiliyorum.  

Ödülü Vargas Llosa’nın Dünya Sonu Savaşı kitabıyla kazandınız. Bu kitabın çevrilme sürecinden bahseder misiniz? 

Bu kitabı çevirirken Vargas Llosa’nın yaşanmış bir olayın üzerine kurguladığı evrenine o kadar derinlemesine dalmışım ki, çeviri bittiğinde her zaman hissettiğim rahatlamanın yerine, çok az kitapta başıma gelen o burukluğu yaşadım. Bu anlaşılır bir şey çünkü günlük ortalama çeviri tempomun ortalama 5-6 sayfa olduğu düşünülürse, okumalar, düzeltmeler falan derken en az 6-7 ayım o evrende geçti ve kitabın kahramanı zavallıların çaresizliğini farkında olmadan içselleştirmiş olmalıyım. Çeviride çok büyük zorluklarla karşılaştığımı söyleyemem. Bunda Portekizce biliyor olmamın büyük payı var çünkü öykü Brezilya’da geçtiği için içinde bol miktarda Portekizce sözcük bulunuyor. Çok katmanlı bir roman olduğundan farklı kısımlar için birkaç farklı anlatım üslubu geliştirmem gerekiyordu. Bunu bir kez oturttuktan sonra gerisi kendiliğinden geldi. Bu kadar etkileyici bir öykü olmasaydı bu kadar hacimli bir kitap çok fazla yorardı ama ilk başta söylediğim gibi böyle bir şey hissetmedim, aksine bitti diye üzüldüm.     


Dünya Sonu Savaşı on dokuzuncu yüzyıl Brezilyasında geçiyor. Bu dönemi anlamak ve anlatmak için nasıl bir yöntem ve çalışma programı izlediniz? 

Bu tür tarihsel romanları çevirmeden önce, hazırlık çalışması olarak, öykünün geçtiği ülkenin o dönemiyle ilgili okumalar yaparım. Dünya Sonu Savaşı’nın çevirisine başlamadan önce de Brezilya tarihinde XIX. yüzyılın ikinci yarısına, monarşinin son bulup cumhuriyete geçiş sürecine, köleliğin şeklen de olsa kalkmasına, Brezilya’nın iç kesimlerindeki sertão bölgesinin coğrafi, insani ve siyasi özelliklerine göz attım. Bu tür hazırlık çalışmaları her zaman faydalı oluyor. Bu çalışmaların ardından bu tür klasikleşmiş romanlarda hep yaptığım gibi bu kitapla ilgili olarak internette ulaşabildiğim inceleme, doktora tezi, eleştiri türü metinlerle daha derin bir çalışma yaptım. Bunun faydası aynı esere bazen çok farklı açılardan yaklaşmış ve kendine göre yorumlamış uzman kişilerin fikirlerini okuyunca metnin derinliğini daha iyi yakalayabilmek. Bir eleştirmenin üzerinde bile durmadığı bir unsur başka bir okurun gözünde öykünün temelini teşkil edebiliyor ve bu da metnin çevirisi sırasında size yol gösteriyor, anlatım üslubunu oturtmanızda yardımcı oluyor. 

En Keyif Aldığım Yazarlar; Rulfo, Galeano, Cortázar ve Vargas Llosa

Çevirmekten en çok keyif aldığınız yazarlar hangileri? Hangi yazarları hangi özelliklerinden dolayı seviyorsunuz?

Çevirmekten en keyif aldığım yazarlar Juan Rulfo, Eduardo Galeano, Julio Cortázar ve Mario Vargas Llosa. Mesela Juan Rulfo’yu ölüm, şiddet, vahşet, zulüm, tabiatın acımasızlığı gibi en sarsıcı, en acımasız meseleleri ekmekten, sudan, havadan bahsedercesine bir doğallıkla dile getirirken okuru silkelediği, bazen tokatladığı, yere serdiği ve yerden kaldırmasının ardından çok derin düşüncelere sürüklediği için severim. Pedro Páramo gibi bir roman bir daha yazılabilir mi emin değilim; itiraf etmeliyim ki kült eserim olduğu için ona diğerlerinden biraz daha fazla ihtimam gösterdim. 

Galeano’yu yalınlığından ötürü severim; ağdalı sözcüklere, çetrefil anlatımlara asla bulaşmamış hep daha kısa, daha öz, özün özü bir biçimde yazmayı ve herkesçe anlaşılır, herkes tarafından ulaşılır olmayı amaçlamıştır. 

Cortázar ise sanki sadece kendisi için, kafasının içinde kaynayan fikirleri bir şekilde dışarı boşaltmak için yazmış, birileri tarafından anlaşılıp anlaşılmamak hiçbir zaman umurunda olmamıştır. İlk başta çevirmekte çok zorlandığım, ama zamanla bakış açısına ve olaylara yaklaşımına alışınca büyük hayranlık duyduğum ve diğer bütün yazarlardan farklı bir yere koyduğum bir yazar Cortázar. Onun öykülerini hiçbir şeye değişmem. 

Mario Vargas Llosa ise tam bir hikâye anlatıcı; bir yazar hangi konuya el atsa bu kadar mı güzel anlatır. Kitaplarının her biri diğerinden farklıdır, hiçbiri asla diğerine benzemez, aynı şeyin tekrarıymış, devamıymış duygusu uyandırmaz. (Mesela García Márquez okurken bu duyguya kapılanımız ve bütün yazdıkları sanki aynı eserin parçalarıymış hissi yaşayanımız vardır.) Vargas Llosa ülkemizin çok da bereketli olmayan edebiyat ortamında hak ettiği değeri henüz yakalayamamış çok büyük bir yazar, ama bu açığın kapanacağına ben inanıyorum. Çok iddialı bir şey söyleyeceğim: Gidin gözlerinizi kapatıp elinize ilk gelen Vargas Llosa kitabını alın, hangisi olursa olsun asla hayal kırıklığı yaşamayacaksınız, sizi temin ederim. Vargas Llosa’nın büyüklüğünü anlamak için ilk romanı Kent ve Köpekler’i yazmaya 21 yaşında başlayıp 23 yaşında tamamladığını söylemek yeterli. Bu kadar çok başyapıtı olan, daha güzel bir ifadeyle neredeyse yazdığı her şey başyapıt olan başka bir yazar tanımıyorum.

“Okurlara keşke yansıtabilseydim” dediğiniz, çeviriden kaynaklı kayba uğrayan şeyler oldu mu? 

Çevirmenlikte özgün eserin yüzde doksanını verebilmek başarı olarak görülür. Bu yüzde on, metin yazardan çevirmene ondan da okura geçerken yolda dökülenlerdir. Bu yüzde onluk kayıp bazen hiç hissedilmez, bazense metnin bütününe büyük zarar verebilir. Ben bu kitapta öyküyü olabildiğince aslına sadık bir biçimde yansıttığıma inanıyorum, en azından metnin son hâli üzerinden yaptığım iki okumada bunu hissettim. Yansıtamadığım bir şey olduğunu düşünmüyorum, çünkü öyle bir şey hissetsem bunu geçiştirmez üzerine gidip bir çözüm üretirdim. Düzeltmeler yapıldıktan sonra metnin son hâlini okuduğumda “bu iş oldu” duygusuyla son noktayı koyduğumu çok iyi hatırlıyorum.

Hâlâ İspanyolca Çevirmen Açığı Var

Fransızca ve İspanyolca çeviri yapıyorsunuz. Çevirmenlik sürecinizden bahseder misiniz? Sizin için mihenk taşları, dönüm noktaları neler oldu? 

Aslında çevirmenliğimin temel taşlarını yerleştirenin Fransız Filolojisi’nden hocam rahmetli Tahsin Yücel olduğunu söyleyebilirim. Çeviri derslerimize girdiğinde mesleki olgunluk ve bilgeliğin zirvesinde olan Tahsin Hoca’nın çetrefilli cümlelere ürettiğim çözümlere yaptığı övgüler o dönemde hep gururumu okşuyordu ama ilk çevirime başlamak üzere bilgisayarın başına oturduğumda onun üzerinden dört-beş yıl geçmişti. Tesadüfen yolumun kesiştiği Telos Yayınları ve orada ilk çevirimin editörlüğünü üstlenen Hikmet Temel Akarsu’nun övgüleri benim için çok büyük motivasyon oldu. Bugün hâlâ görüştüğümüz Akarsu’ya da bunu her fırsatta söylerim. Ondan sonra Telos’a bir kitap daha çevirdim ve o da Fransızcaydı. Ardından birkaç yıllık bir sessizlik geldi, çünkü yayınevlerinde henüz tanınmadığım için iş teklifi gelmiyordu ve ben de gidip aramıyordum. Ta ki Radikal Kitap ekinde Che Guevara kitaplarının editörlüğünü yapan sevgili Tülin Er’in bir yazısında dizinin çok yavaş yayımlanmasının sebebinin yeterince İspanyolca çevirmen bulamamaları olduğunu okuyunca hemen kendisiyle temasa geçtim ve önce bir deneme çevirisi, ardından ilk İspanyolca kitabımla bu yola girmiş oldum. Fransızcam Galatasaray Lisesi’nden ve sonrasında filolojiden geliyor; İspanyolcamın temelini ise öncelikle bireysel çalışmalarıma, ardından kurslara ve sonrasında turizm sektöründe çalışırken elime geçen pratik yapma fırsatına borçluyum. Ayrıca o ilk çeviriye başladığımda üç yıldan beri Kolombiyalı eşimle evliydim ve evde ağırlıklı olarak İspanyolca konuşuyorduk. Sonrasında daha ziyade İspanyolcadan çeviri yapmamın sebebi tamamen yayınevlerinden gelen bu yöndeki talep, çünkü Fransızca çevirmenlerin sayısı bir hayli fazla ama bugün hâlâ İspanyolca çevirmen açığı var ve ben de ağırlıklı olarak İspanyolcadan çevirmeyi sürdürüyorum.

“Türkiye’de çevirmen olmayı” tarif eder misiniz? 

Dünyanın çoğu ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de edebî çeviri yaparak hayatınızı sürdürmeniz çok zor. Bunu yapabilen çok az kişi tanıyorum. Onların dışındaki büyük çoğunluğun başka işleri, başka meslekleri var ve hayatlarını bu sayede idame ettiriyorlar. 

Günün birinde Türklerin daha büyük bir bölümü edebiyatın güzelliklerini keşfederse çevirmenlerin yaşam koşulları da bundan olumlu etkilenecektir. 

Yeni nesil çevirmenlere önerileriniz neler?

Genç çevirmenlere ya da çevirmen olmak isteyenlere tavsiyem öncelikle bol bol okumaları olacaktır. İyi bir okur olmadan iyi bir çevirmen olunamaz. Ondan sonra bol bol deneme çevirisi yapsınlar; mesela Türkçeye çevrilmiş olan kitapların özgün metinlerinden çeviri yapsınlar ve yaptıkları çeviriyi kitabınkiyle karşılaştırıp kendi düzeylerini görsünler. Ne kadar çok pratik yaparlarsa çeviri becerilerini o kadar çabuk geliştireceklerdir. Kendilerini bir kitap çevirmeye hazır hissettiklerindeyse yayınevlerine başvurup kendilerini tanıtsınlar, onlardan deneme çevirisi talep etsinler. İki, üç yayınevinden bir şey elde edemezlerse pes etmesinler, ümitsizliğe kapılmasınlar, dördüncüye, beşinciye gitsinler. Yüzlerce faal yayınevi arasında mutlaka bir şans, bir fırsat yakalayacaklardır. Sonuçta bunu değerlendirip değerlendirememek yine kendilerinin elinde olacak. 

Evet, benim söyleyeceklerim bu kadar, hepinize edebiyat dolu günler diliyorum. 

Süleyman Doğru Kimdir?

Süleyman Doğru Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun. Institut Catholique de Paris’te Kütüphanecilik ve Dokümantasyon formasyonu aldı. Juan Rulfo, Julio Cortázar, Mario Vargas Llosa, Montaigne, Carlos Fuentes, Eduardo Galeano’nun da bulunduğu İspanyolca ve Fransızca edebiyatın önde gelen yazarlarının elliye yakın eserini dilimize çevirdi.

Daha fazla çevirmen röportajı için tıklayın.