Dil uçsuz bucaksız bir denizken çevirinin de böyle olmaması imkânsız. Peki bu engin denizde sığınacak limanlarımız, karanlıkta ışık olacak deniz fenerlerimiz yok mu? Elbette var! Haydi gelin bizden önce bu denizin dalgalarına, fırtınalarına göğüs germiş çevirmenlerin bize bıraktıkları kılavuzlara bir göz atalım.

 Gonca Gül Kurtulmuş

Dil, her toplumun kendine özgü düşünce ve duygu yapısını yansıtan bir işaretler bütünü. Bu bütünü bir dilden diğerine aktarırken çevirmenlere öyle çok iş düşüyor ki! İnsanın tadını damağında bırakacak, okuyucuya “Ben şimdi hangi dilde bir metin okudum?” dedirtmeyecek, yabancılık çektirmeyecek bir metin ortaya çıkarmaya çalışan çevirmen, bazen doğru kelimeyi bulmak için günlerce düşünür. Ünlü çeviri bilim kuramcısı Vermeer, bir çeviri metnini toprağından sökülmüş ve başka bir iklime ait, başka bir toprağa ekilmiş ağaca benzetir. Bu ağaca artık büyüdüğü yerdeki koşullarda davranmamız onun yaşamasına değil, ölmesine sebep olur. Ağacın yeni ekildiği toprağın kültürüne, sıcaklığına, soğukluğuna, zenginliğine, eksikliklerine göre muamele görmesi gerekir. 

Çevirinin sadece yazılan kelimelerin karşılığını bulmaktan ibaret olmaktan çıkıp kültürel bir metin aktarımına dönüştüğü noktada çevirmenin işi artık iyice zorlaşır. Neyse ki birçok deneyimli kitap çevirmeni bu zorlu yolda çevirmenlere rehberlik etmesi için tecrübelerini paylaştıkları eserler bırakmıştır. Örneğin yurt içinde ve yurt dışında birçok üniversitede çeviri kuramları dersleri vermiş olan eski TDK üyesi Akşit Göktürk, Çeviri: Dillerin Dili (Mart 2019, YKY) adlı eserinde çevirmenlerin her şeyden önce metnin alıcısının kim olduğunu anlamaları gerektiğini vurgular. Çevirmen böylece “özgün metne mi yoksa amaç dilin bütün yazın dizgesindeki dil bilimsel, yazınsal ölçütlere mi bağlı kalacağını” daha sağlıklı ayırt edebilir. Çevirmenin yükümlülüğünün “hem özgün yapıtı değişik bir dile aktarmak hem de o değişik dilde yazınsal bir yapıt olarak benimsetmek” olduğunu söyler. Kitabında bunun nasıl yapılacağını ayrıntıyla ele alır.

Ülkemizde çeviri bilimin gelişmesinde büyük rol oynamış, Toni Morrison, Oscar Wilde gibi yazarları dilimize kazandırmış Ülker İnce de Çeviri Bilinci (2019, Tekin Yayınevi) adlı eserinde Yunanca “amaç, hedef, erek” anlamını taşıyan skopos terimine vurgu yapar. Skopos, bir metnin çevrilme amacıdır. Çevirmen bu amaca göre metindeki bilgi sırasını, kullanacağı kelimeleri, yöntemleri belirler. Ülker İnce iyi bir çevirmen ve çeviri editöründe bulunması gereken başka bir özelliğe de değinir; bu özellik olgunluktur. Bir çeviri editörünün olmazsa olmaz özellikleri arasında ölçülülük, sakınım, yargılama gücü, dengelilik, zekâ ve alçakgönüllülük vardır. Kitap boyunca yazara sadık kalmak sözünün ne demek olduğu, bir çevirmenin bu sadakati en hakkaniyetli şekilde nasıl sunabileceği üzerine kıymetli bilgiler sunar. 

Ülker İnce ve Dilek Dizdar’ın Çeviri Atölyesi (2018, Can Yayınları) eseri ise çevirmenler için gerçek bir kılavuz niteliğinde. Çevirinin doğasını ele aldığı kadar Türkçe dilinin doğru kullanımı üzerine de çok kıymetli bilgiler, örnekler, hatta örnek karşılaştırmalı metinler içeren bu kitap sunduğu kapsamlı bilgilerle her çevirmenin kütüphanesinde olmalı. 

Türkçenin doğru kullanımı demişken sadece çevirmenlerin değil, yazıyla, okumakla ilgilenen herkesin başucu kitapları olması gereken Necmiye Alpay eserlerine de değinmeden geçmek olmaz. Bir çeviriyi kıymetli kılan en önemli özelliklerden biri çeviri kokmamasıdır. Örneğin İngilizcede bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor deyişi “it’s raining cats and dogs” şeklinde ifade edilir. Bu kelimelerin birebir çevirisi ise “kedi köpek yağıyor,” şeklinde olacaktır. Bu nedenle çevrilen metnin dili olan kaynak dili, çevrildiği dil olan hedef dile aktarırken hedef dilin kurallarına, deyişlerine, doğru kullanımına hâkim olmak ortaya bir “chicken translation” (tavuk döner) çıkarmamak için büyük bir önem taşır. Necmiye Alpay’ın Dilimiz Dillerimiz, Türkçe Sorunları Kılavuzu, Dil Meseleleri (Metis Yayınları) adlı eserleri bize gündelik dilde sıkça kullandığımız ancak üzerinde pek düşünmediğimiz için zaman zaman yanlış kullandığımız “mevhum/mefhum, para/sermaye, mesele/sorun” gibi sözcüklerin özünü açıklıyor. İngilizceden dilimize giren kavramları, terimleri ele alıyor, bize kısaltmaların, kurum ve kuruluş adlarının doğru yazımları, kelimelerin doğru okunuşları ve kullanılması gereken yerler gibi dil kurallarını örneklerle açıklıyor. 

Çevirmenler bu eserlere ek olarak çeviri tarihini doğru anlamak ve yaptıkları işin aslında ne kadar büyük bir önem taşıdığının daha da ayırdına varmak için Şehnaz Tahir Gürçağlar’ın Kapılar Çeviri Tarihine Yaklaşımlar (2015, Scala Yayıncılık) eserine başvurabilir. Gürçağlar bu eserinde, Çeviri ve Siyaset, Toplumsal bir Ağ İçinde Çeviri ve Yayınevi gibi alt başlıklarla kaynak metnin henüz tahtından edilmediği yaklaşımlardan başlayarak çeviriye ve çeviri bilime olan yaklaşımların zaman içindeki değişimlerini okuyucuya aktarırken çevirinin oynadığı kültürel rolün önemini de yansıtmış oluyor. 

Didem Tuna ve Mesut Kuleli’nin çeviriyi gösterge bilimi çerçevesinde inceledikleri Yazınsal Çeviri İçin Bir Metin Çözümleme ve Karşılaştırma Modeli (2017, Eğitim Yayınevi) eseri de çevirmenler için oldukça değerli bir kılavuz. Eser boyunca Harper Lee’nin Bülbülü Öldürmek, Shakespeare’in Yanlışlıklar Komedyası, Orhan Veli’nin Güzel Havalar ve Değil eserleri üzerinden öykü zamanının saptanması, eserdeki bakış açısının oynadığı önem, yarım kalan söylemlerin çevrilmesi, romanların gösterge bilimi açısından çözümlenmesi gibi konulara örneklerle değinerek çevirmenlere bir metni doğru çözümlemede birçok yol gösteriyorlar. 

Hedef dilde başarılı bir çeviri ortaya koymak için doğru sözlük kullanmak ve sözlüğü doğru kullanmak çok büyük bir önem taşıyor.

Tüm bunlarla birlikte aslında bir çevirmenin en yakın dostu, yanından asla ayırmaması gerektiği demirbaşı elbette basılı sözlüklerdir. Örneğin Almancada “schwarz” kelimesinin ilk anlamı “siyah” iken halk arasında “bir işi kaçak yollardan yapmak’”anlamını da taşır. “schwarz arbeit” ,kaçak çalışmak anlamında da kullanılır. Eğer doğru bir sözlük kullanmazsak ve sözlüğü doğru kullanmazsak bu kelime öbeğini “siyah çalışma” olarak çevirmemek işten değil. Bu noktada da aslında çevirmenin, Ülker İnce’nin her konuşmasında vurguladığı bir özelliği daha ortaya çıkıyor, o da merak. Bir çevirmenin doğru bir çeviri ortaya çıkarmak için sahip olması gereken en önemli özellik merak, ikinci önemli özellik ise sorgulamaktır. Ortaya çıkan metnin anlamını merak edip sorgulamayan çevirmenler bu tarz çeviri yanlışlarına sıklıkla düşebilir.

Dil uçsuz bucaksız bir denizken çevirinin de böyle olmaması imkânsız. Bu denizde sığınacak kıymetli limanları bulmuşken onlara değer vermek, korumak da yine biz çevirmenlerin görevi. 

Diğer Çevirmenlerden kategorisi içeriklerini okumak için tıklayın.