Beynimizin derinlerine dalarak yaptığımız, düşündüğümüz ya da hissettiklerimizin büyük bir kısmının başka bir “biz” tarafından yönetildiğini söyleyen David Eagleman’ın Incognito & Beynin Gizli Hayatı adlı kitabı Domingo Yayınevi tarafından yayımlandı. 

Dr. Yavuz Abut / yavuzabut@gmail.com

Penaltılara üzülen çocuklar

1994 yılının sıcak bir temmuz günü Kaliforniya’da saatler öğlen 12:35’i gösterdiğinde futbolcular uzun bir maratonun son perdesinde bir araya geliyordu. Sambacılar turnuva boyunca sergilemiş oldukları baskın oyunu devam ettirmenin derdindeydi. Ne de olsa İngiliz efsane Gary Lineker’ın “Futbol, on birer kişilik iki takım arasında oynanan ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundur,”tarifi bu sefer tutmamış, Brezilya’nın istediğini alabilmesi için finalde gök mavililerin saf dışı kalmasına sıra gelmişti. Brezilya baskındı baskın olmasına ama bir türlü beklenen gol gelmiyordu. Maçın akıllarda kalan tek pozisyonu, Mauro Silva’nın yaklaşık otuz beş metreden çektiği şutun direkten geri dönerek kaleci Pagliuca’da kalması, bunun karşılığında da Pagliuca’nın topu öperek teşekkür etmesiydi. Sonunda maç penaltılara kalacak ve at kuyruğu saçlarıyla Roberto Baggio meşin yuvarlağı tribünlere göndererek, doksanlı yılların çocuklarını uzun süreli derin bir hüzne boğacaktı.

Futbolda iyi penaltı kullanmanın, o anın heyecanını bypass ederek hesap kitabı bir tarafa bırakma ile yakından alakalı olduğu söylenir. Hatta bu konuda yeteneği olanlar için kullanılan terimler bile vardır: buz adam veya soğuk ayak. Baggio’nun o gün zihninden neler geçirdiğini bilmemiz elbette çok zor. Fakat bir kestirimde bulunmak istersek Roberto’nun efektif bir vuruş için fazlaca düşündüğünü, topu yuvarlayacağı köşe, topa vurma açısı ve vuruş hızı gibi varyasyonları epeyce değerlendirdiğini söyleyebiliriz. Belki de o an bir araba kullanıyor gibi zihnindekileri otomatik pilota alarak, penaltı vuruşuna kadar geçen bütün süreyi doğaçlama bir şekilde yapsa farklı bir tarih yazabilirdi. Bir başka deyişle, kendisini Incognito’sunun kollarına emanet edebilseydi… 

Kafamın İçinde Biri Var Ama Ben O Değilim!

Kafanızın içindeki kişinin siz olmadığını söyleyerek başlıyor söze David Eagleman. Yaşadığımız ortama (umwelt) ilişkin istatistikleri toplayıp sürekli optimize eden, tahminlerde bulunan bu “otomatik portakal”a hiçbir erişimimiz yok. Beynimizin içindeki “Incognito” denen bu bilinmeyen yapı, zihnimizde gerçekleşen milyonlarca aktiviteyi proses ederek, işimize yarayacak malumatı bir gazete manşeti formatında sunuyor bizlere. 

Araba sürmekten, tenis oynamaya, piyano çalmaktan, içtiğimiz kahveye kadar doğaçlama bir şekilde icra ettiğimiz faaliyetlerin dar alanda kısa paslaşmaları bu karanlık odada dönüyor. Bilincin sadece patron olarak bulunduğu bu işlerde bütün köşe vuruşu, ara pas ve ver kaçlar, Daniel Kahneman’ın “hızlı düşünmenin merkezi” dediği ayın bu karanlık yüzünde gerçekleşiyor. İyi penaltıcıların, penaltı vuruşu sırasında on binlerce taraftara karşı kıllarının bile kıpırdamaması bu yüzdendir. Bu “en iyileme” tekniğinde olup bitenlerden habersiz futbol oyunlarının keyfini süren ‘benç’teki yedek oyuncular gibiyizdir veya Baggio gibi bu görevi üstlenmeye yeltenen talihsizlerizdir yalnızca. Çünkü arada sırada kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara ihtiyacı vardır (Memento, 2001). 

Birçok bilim insanı gibi Eagleman da edinimlerimizin büyük bir çoğunluğunun görme duyusu sayesinde kazanıldığını iddia ediyor bu kitabında. Oysa görme olayı sonradan öğrenilen bir şey ve yazara göre dünyayı yorumlama şekillerinden sadece biri. Örüntü, benzerlik ve “olsa olsa şudur!”arayışımız bu yüzdendir. Bir anlamda, manasız verilerden kumdan bir yapı inşa ederiz gün be gün. Babanızın kendine özgü yürüyüşünü, burun şeklini, gülüşünü anlatmakta zorluk çekseniz de onun gibi yürüyen, gülen ya da ona benzeyen birini gördüğünüzde hemen farkına varmanız bu yüzdendir. “Olsa olsa şu gelen babamdır,” der geçersiniz. Sahi beynimiz bize neden bu oyunu oynar? Yalnızca tembel bir organ olduğu için mi? 

Truman’a yarattığı evreni reva gören yönetmenin dediği gibi; bizler, bize sunulan dünyanın gerçekliğini kabul etmeye hazırızdır. Sorgusuz kabul eder ve orada öylece dururuz. Algılarımız bir balığın içinde yüzdüğü suyu algıladığı kadardır: “Bak ama dokunma! Dokun, ama tatma! Tat, ama yutma! (Şeytanın Avukatı, 1997)”. Bu yanılsamayı yapısal veya fizyolojik değişikliklere uğrama yeteneği olan plastisite (esneklik) sayesinde her gün deneyimleyerek öğreniriz.

İstatistik, büyük veri, örüntüler ve şimdiye kadar elde ettiğimiz beşer müktesebatı sayesinde üretilen yapay zekâya sahip robotlar takımı için de bir uyarısı var Eagleman’ın; “O kadar da değil! Bilimin indirgemeci tavrı beyini anlamaya yeterli değil!” Problemlere “Çözüldü! Sıradaki gelsin!” damgasını vurup, yeni araştırmalara yelken açarken temkinli davranmamız gerektiğini söylüyor. Ayrıca, “Biyoloji hiçbir zaman bir probleme ‘çözüldü’ damgasını vurup listeden silmez, sürekli yeni çözümler arar. Doğanın bu konuda milyarlarca yıl boyunca trilyonlarca deney yapma şansı olmuşken insanlar ancak son birkaç yıldır ciddi denemeler yapabildiler,” diye ekleyerek bu konuda itidal çağrısı yapıyor. 

Nörobilim ile ceza hukukunun beraber çalışabileceği ihtimali kitabın en ilginç senaryolarından biri ve bana göre bu bölümün en özgün detayı; çekişme ve müzakere temelli demokratik bir yapı olarak tanımlanan “rakipler takımı” için verilen analoji; Cumhuriyetçi veya Demokratlar gibi iki siyasi partinin uyum içinde (bazen çatışsalar da) beyin denilen muammayı yönetmesi fikri. 

“Madem deneyimlenen hayat bir ve sıfırlardan öte müzakere, çekişme, tartışma üzerine kuruludur, beynin parçalarının da birbiri ile yüzde yüz anlaşmasına gerek yoktur,” diyor. Okuyunca harika bir fikir gibi geldi bu bana. Değişken ve çoğunlukla da yanlış oldukları kanıtlanabilir sezgiler yerine, kanıta dayalı ve beyinle uyumlu bir toplumsal politikanın geliştirilmesi ve bunun sonucunda sorumlu tutulabilirliğin yerine değiştirilebilirlik kavramının kanun yapıcılar tarafından yeniden ele alınması konusunda detay okumalar yapma hissiyatı doğurdu bende. 

Herkes eşit derecede sorumlu tutulabilir mi? Bu kitabı okuduktan sonraki cevabım: Bilmiyorum. Yalnız şunu söyleyebilirim; bilgisayarlarımızın binlerce özelleşmiş parçasının tartışmasına gerek yok gibi duruyor fakat beyinlerimizin çok daha fazla çatışmaya ihtiyacı var. En azından bu Incognito perdesini biraz daha aralayabilmek adına.

Bu detaylar toplanana kadar şimdilik gelişine vurmak (hızlı düşünme) yerine topu göğsümde yumuşatmayı (yavaş düşünme), biraz daha derin düşünmeyi, araştırmayı yeğliyorum. 

94 yılının yazında Baggio o golü atsa, dünya bir süreliğine benim için daha mutlu bir yer olabilirdi. Var olmak denilen o umutsuz düş (Persona, 1966) dedikleri de bu zaten. Hepsi bu. Çünkü arada sırada kendime kim olduğumu hatırlatmak için aynaya baktığımda o çocuğu görüyorum. Fazlasını değil.

Eagleman’ın kitabını bitirdiği gibi yine ondan ödünç alarak bitirelim: Bu yazı üç günlük bir süre içerisinde, hepsinin de adı Yavuz Abut olan, ama her geçen saat az çok değişen birkaç farklı kişi tarafından kaleme alındı.

KAYNAKÇA

  • Furley, P., & Dicks, M., & Jordet, G. (2020). The Psychology of penalty kicks: The influence of emotions on penalty taker and goalkeeper performance. In J. Dixon, J. Barker, R. Thelwell, & I. Mitchell (Eds.), The psychology of soccer: More than just a game. Routledge: New York.
  • Pisarchik, Alexander N., Vladimir A. Maksimenko, and Alexander E. Hramov. “From novel technology to novel applications: Comment on “An integrated brain-machine interface platform with thousands of channels” by Elon Musk and Neuralink.” Journal of medical Internet research 21.10 (2019): e16356.
  • Strawson, Galen. “Thinking, Fast and Slow by Daniel Kahneman review.” Guardian, 13th December (2011).

David Eagleman Kimdir? 

Amerikalı sinir bilimci, yazar ve bilim iletişimcisidir. Aynı zamanda Stanford Üniversitesinde yardımcı profesör olarak ders veren Eagleman, duyusal ikame için cihazlar geliştiren NeoSensory şirketinin CEO’sudur. Ayrıca, hukuk sistemini modern sinir bilim ile uyumlu hâle getirmeye çalışan kâr amacı gütmeyen Bilim ve Hukuk Merkezi’ni de yönetmektedir. Beyin plastisitesi, zaman algısı, sinestezi ve neurolaw üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır. 2015 yılında Emmy ödüllü “David Eagleman ile Beyin” adında altı bölümlük bir belgeselin senaryosunu yazıp seslendirmiştir.

Başlıca Kitapları: Ve… Sonraki Hayattan Kırk Öykü, Incognito & Beynin Gizli Hayatı, Beyin & Senin Hikayen, Yaratıcı Tür & Fikirler Dünyayı Nasıl Yeniden Yaratıyor, Canlı Devre & Durmaksızın Değişen Beynin İçyüzü.

Künye

Yayınevi: Domingo Yayınevi
Orijinal Adı: Incognito: The Secret Lives of the Brain
Çevirmen:
 Zeynep Arık Tozar
Okuma Yaşı:
 11 yaş ve üzeri
Sayfa:
 304 

Diğer Okurdan incelemelerini okumak için tıklayın.