Türk işi minimalizm ismiyle 10 yılı aşkın süredir minimalizm ve sürdürülebilir yaşam hakkında yazan Hale Acun Aydın’a sadeleşerek özgürleşmeyi, kitap alımında nasıl minimalleşebileceğimizi sorduk. Kitap kâğıdı bulmanın zorlaştığı bugünlerde e-kitabı masaya yatırdık. Aydın’ın ilk kez Bookinton’da açıkladığı bir de müjdesi var bize… 

Mürsel Çavuş

Kısacık seni tanıyalım ve nereden çıktı bu minimalizm hikâyesi? 

Ben Hale, “Türk işi minimalizm” ismiyle 10 yılı aşkın süredir minimalizm ve sürdürülebilir yaşam hakkında yazıyorum. Tutkumu işim hâline getirdim çünkü bu konuda yazmayı, anlatmayı ve tabii ki yeni şeyler öğrenmeyi çok seviyorum. Uzun yıllar pazarlama alanında çalıştım. Bu sırada dikkatimi çeken minimalizmi önce blogumda sonra Instagram, Youtube kanalımda anlatmaya başladım. Sonra, “Bu konu çok önemli ve sadece buna odaklanabilirim,” dedim. Dört yıldır hem sosyal medyada içerik üretiyorum hem de bireylere, gruplara, firmalara eğitim ve danışmanlık veriyorum. Evliyim, iki tane oğlum var. Çabalarımın onların geleceğini de etkilediğini düşünmek ayrı bir mutluluk benim için.

Minimalizmle tanışmam tesadüf oldu. Amerika’da yükseldiği dönemde bloglarda karşıma çıkmaya başladı ve aklımdaki birçok sorunun cevabını verdiğini fark ettim. İlk iş kendi hayatımda uygulamaya başladım. Yaşadığım ferahlığı gördükçe bunu herkes duymalı dedim. O sıralarda bu konuda Türkçe bilgi bulamadım, kaynaklar hep Amerika’dandı. Belki minimalizm öz olarak her yerde aynı ama uygulamada kültürel farklılıklar var. Bu nedenle işe bir Türk bakış açısı lazım dedim ve “Türk işi minimalizm” ismi öyle ortaya çıktı. İlk olarak bloglarda yerimi aldım. 

“Sadeleşerek Özgürleş” diyorsun. Sadeleşmek bize ne kazandırıyor? 

Sadeliği hayatıma erken denebilecek bir yaşta sokmak evlilik, çocuk sahibi olmak gibi büyük hayat adımlarında çok işime yaradı. Eşyaya değil de deneyime odaklandıkça hayatımın pratikleştiğini, kendime zaman ayırabildiğimi ve eskiden ay sonunu zor getirirken maddi olarak da toparlandığımı fark ettim. 

Bu yüzden, “Neden sadeleşmeliyiz?” diyenlere en önemli üç faydasını anlatıyorum: Evimizde (ya da iş yerlerimizde) alan kazanmak, hayatta zaman kazanmak ve para kazanmak (tabii paramızı biriktirebilmek ya da borçlanmamak). Kendimizi bir şirket gibi düşünürsek bunlar bizim üç önemli değerimiz. Bunlar arttıkça zenginleşiyoruz. Bu zenginlik bizi ertelediğimiz yapmak isteyip da yer, zaman ya da bütçe bulamadığımız hayallerimiz için özgür kılıyor. 

Bibliyomanlar, kitapkolikler için sadeleşmek zor. Kitapta minimalleşmek zorunda mıyız? 

Benim sadeleşme anlayışım hiçbir zaman çok katı olmadı ama zamanla daha da “kişiye özelleşti” diyebilirim. Üzerinde durduğum şey bilinçli tüketici hatta dünya insanı olmak. Yani alıp alıp sadeleşmek yerine satın alma kararlarında bilinçlenmek. 

Birbirimizden farklıyız. Zevklerimiz, ilgi alanlarımız farklı. Kitaplar benim de ilgi alanımda. Kendimi iyi bir okur olarak görüyorum. Küçüklüğümden beri evimizde hep kitap oldu ve ben de büyüdükçe hep ekledim. Kütüphanelerden çok yararlansam da evi de çok doldurdum, sonra gördüğüm kitap bağışı kampanyalarında elimdeki kitapların %90’ını elden çıkardım. 

Belli başlı kitaplar dışında bu ayrılık zor olmadı. 40’ıma 1 kalmışken temel bir kitaplığım oluştu. Sevdiğim yazarlar, bazı klasikler, görmemin bile beni mutlu ettiği bazı kitaplar, dönüp tekrar açtıklarım derken salonda bir duvarımız neredeyse boydan boya kitaplık oldu. Benim de keyfim bu! Kitapkolikseniz onları gerçekten seviyorsanız önerim öncelikle kendinize bir sınır belirlemek. Kendi adıma bu sınır bu kitaplık oldu. Aldıklarım oluyor, okuyup verdiklerim, tutmak istediklerim oluyor. Aralarında önceliklendirme yapıyorum.

Sık sık okurum deyip elime bir türlü alamadığım kitapları sorguluyorum. Kendime dürüstçe bunu gerçekten okuyacak mıyım yoksa “Herkes okudu, benim de okumam lazım” gibi bir duyguyla mı aldım diye soruyorum. Okuma listesi yapmak bu anlamda motive edici oluyor. 

Sadeleşebilmemiz için kitap alışverişi konusunda tavsiyelerini alabilir miyim? 

Yeni kitap almanın hazzı başka ama evde bir sürü bekleyen kitap varsa o zaman yaşadığım vicdan azabı da fazla oluyor. Yine de evde bekleyen kitaplar olsa dahi yeni kitabı çıkınca koşarak gidip alacağım yazarlar var. 

Mutlaka bende olsun diye düşünmüyorsam yeni kitap almadan önce arkadaşlarıma bu kitap onlarda var mı diye soruyorum. Bir de tabii ki kütüphanelerden faydalanıyorum. Bize yakın olan kütüphane küçük ve çok güncel değil ama özellikle büyük oğlum için sık sık kullanıyoruz. 

Elinizdekiler bittikçe kitap almak, kitap alırken kendimize karşı dürüst olmak ve benim kendime koyduğum istisna gibi istisnalar belirlemek kitap alma hızınızı da arttıracaktır. 

Güncel kalmak isteyenler için bir istisna her ay, o ay yeni çıkan kitaplardan bir belki iki tane almak olabilir.

Özellikle kitap kâğıdı bulmanın zorlaştığı bugünlerde gezegenle ilgili kaygılarımız var. Kitap üretimi ekolojik olarak gezegenimizi nasıl etkiliyor? E-kitap okumaya geçmek daha sürdürülebilir diyebilir miyiz? Gazeteler, biletler, çalıştığımız ders notları, fişler… Çoktan dijitalleşmesi gerekenler demişsin. Buna kitaplar da dâhil mi?

Kitap basımında kullanılan kâğıtlar, bildiğim kadarıyla, Kuzey Kutup dairesi civarındaki ülkelerde üretiliyor. Burada yetişen ağaçlardan elde edilen selüloz sayesinde yıllardır kitaplarımızı açık renkli, sağlam, güzel kâğıtlara basılı hâlde okuyoruz. Öte yandan bu üretimin ekolojik bir maliyeti de var: Her ne kadar tüketilen ağaçların yerine yenileri ekilse de, bu ağaçların gelişimi için harcanan kaynakların yanı sıra, kâğıt üretiminde harcanan su, enerji ve benzeri kaynakların çoğu yenilenebilir değil. Ayrıca atık kâğıtların geri dönüşümü de öyle sanıldığı kadar kolay değil, her aşamada yüksek miktarlarda su tüketiliyor. 

E-kitapların daha sürdürülebilir bir araç olduğuna şüphe yok; gönül ister ki daha da yaygınlaşsın, herkes için ulaşılabilir olsun. Ancak kâğıda alışık okurların ekrandan okumaya alışmaları için biraz daha vakte ihtiyacımız lazımmış gibi geliyor bana.

Dijitalleşme üzerine paylaşım yaptığımda kitaplar üzerine aldığım dönüşü gerçekten size sayamam. Kitapların dijitalleşmesi ekolojik yönünün yanı sıra kitaplarını her yere taşıyabilmek ve yer sınırı olmadan kitaplara sahip olmak için de bence muhteşem bir şey.

Üstelik kitap okumaya olumlu etkisi de oldu bende. Uzun yıllar telefon ve tabletteki kitap okuma uygulamalarıyla son 3 aydır da bir e-kitap okuyucuyla keyifle kitap okuyorum. Her yerde elimin altında olması ve karanlık ortamların sorun olmaması bence büyük avantaj. 

Kitap okumanın konforsuzluğu nasıl giderilir? Okurken epey yamuluyoruz. Okuma alanı, okuma koltuğu, okuma saati? Sen nasıl çözüyorsun? 

Ben her yerde her an okuyanlardandım. Arabada giderken, ışık azken, gürültü varken ama zamanla kendi sağlığım için seçici olmaya başladım. En azından ışık konusunda daha dikkatliyim. Loş ışıkta basılı kitapları okumuyorum. E-kitap okuyucu almam da bunun bir sonucu. Telefondaki kitap okuma uygulamaları bu işi görse bile ışık olarak e-kitap göz yormuyor ve tutuş olarak da telefona göre daha rahat

Evdeysem en sevdiğim şey kitaplığın yanındaki koltuğa oturup yanıma çay, su, kahve alarak o an canım ne istediyse onu okumak. Evden biraz uzaklaşıp dışarıda yarım saatlik bir okuma molası vermek de çok hoşuma gidiyor ama bunlar en ideal tablolar. Çoğunlukla toplu taşımada, bir yerde sıra beklerken ve bol bol da çocukları yatırdığımda yanlarında biraz karanlıkta beklerken (eskiden telefon şimdi de e-kitap okuyucu o anlarda müthiş destek) okuyorum. 

Bir de e-kitap okuyucu tercih etmemin en büyük nedeni bildirimlerle bölünmemek. Bu yüzden kitap okurken mümkün olduğunca telefonu el altında olmayacak uzaklıkta tutuyorum. 

“Akıllı rutinler” adında bir programın var. Bu program bize ne sunuyor? Kitap okuma alışkanlığı kazanmak isteyenlere de uygulanabilir mi? Ve tabii kitap okuma süremizi arttırmak için tavsiyelerin neler?

Hayatta sorumluluklar arttıkça, yaşadığımız şehir hızlıysa rutinler bence hayat kurtarıcı oluyor. Tepkisel değil ama planlayarak yaşamak ve bu sırada esnekliği korumak gerekiyor. Bu yüzden iki yıldır bu konuda sevgili Deniz Alayat’la birlikte her ay tekrar ettiğimiz haftalık bir çevrim içi program yürütüyoruz. Kitap okumak, kendine zaman ayırmak gibi bizi mutlu eden hatta hayatı anlamlı kılan şeylerin dışında evi düzenli tutmak, mutfakta zaman kazanmak gibi pratikleri ve tabii bunlardan hayatımıza katmak istediklerimiz için de neler yapmamız gerektiğini anlatıyoruz.  

Kitap okuma süremi en çok arttıran üç şey var. Biri buna niyet etmek. Her gün 3-5 sayfa bile olsa okuyacağım diye net karar vermek. Diğeri bunu ne zaman yapacağımı belirlemek. Mesela kendi adıma benimki çocukları yatırdıktan sonra… Son olarak da zamanımı alan başka şeylere bakarak hangisinden feragat etmek istediğime karar vermek. Benimki dizi, film izlemek ya da sosyal medyada gezinmek.  

Minimalizme yeni başlayacaklar için bu konuda kitaplar önerebilir misin? 

Benim bu alanda düzenli okumaya ilk başladığım isimler The Minimalists ikilisi oldu. Onların minimalizme bakışlarını beğeniyorum. Türkçe’ye çevrilmiş iki kitapları var, ikisini de öneririm. Ege Erim ve Begüm Başoğlu’nun Sade kitabı da adı gibi sade, net bir rehber. Üstelik Türkiye’de alanında ilklerden. Belki de ilktir çünkü Marie Kondo ve onların kitap basım yılları 2015. Hangisi önce bilemiyorum. 

Marie Kondo’nun At Kurtul Ferahla kitabı ve yine bir Japon felsefesi olan Kaizen üzerinden konuya yaklaşan Rabia Sakartepe’nin Sade Bir Yaşam için Küçük Bir Adım kitabını da önerebilirim. 

Tüketimcilik üzerine bakmak isteyenlere önerim James Wallman’ın İstif Çağı kitabı. Son olarak da dijital alışkanlıklarımızın önemi yadsınamaz, Cal Newport’un Dijital Minimalizm kitabı da önemli bir kaynak.

Türkiye gerçekleri, kültürel alışkanlıkları dünyadan farklı. Ülkemize özgü sadeleşme için sen bir kitap yazacak mısın? 

Evet. Çok heyecanlıyım. Bunu duyurduğum ilk yer bu röportaj açıkçası. Son düzeltmelerini yapıyoruz şu anda. Çok yakında okuyacaksınız. Minimalizm odaklı ve içinde benim ayrılmaz parça olarak gördüğüm sürdürülebilirlik temalı güzel bir rehber niteliğinde olacak. Bookinton’da incelemesini görmeyi heyecanla bekliyorum.

Hale Acun Aydın kimdir?

1983 yılında İstanbul’da doğdu. 10 yılı aşkın süre pazarlama alanında çalıştıktan sonra 2018 sonunda kurumsal hayatı bıraktı. Şimdi kendi işiyle ilgileniyor. Evli ve iki oğlu var. 2011’den beri sürekli minimalizm üzerine yazıyor. Kendi Türk işi Minimalizm blogunda, Instagram sayfasında ve Youtube kanalında bu konudaki deneyimlerini herkesle paylaşmaya devam ediyor. 

https://www.turkisiminimalizm.com
https://www.instagram.com/turkisiminimalizm
https://www.youtube.com/c/TurkIsiMinimalizm

Diğer Uzman Görüşü röportajlarını okumak için tıklayın.