Birçok dünya klasiğiyle beraber çağdaş Alman edebiyatından da dilimize eserler kazandırmış olan Regaip Minareci, çevirilerindeki titizlik ve hassasiyet nedeniyle 2022 Avusturya Devlet Ödülü’ne layık görüldü. Elliden fazla Almanca eseri dilimize çevirmiş olan Minareci’yle çeviri üzerine birçok farklı noktaya değindiğimiz bir röportaj gerçekleştirdik.

Gonca Gül Kurtulmuş

Dünya klasiklerini okurken çok dikkatli olmak gerekir. Klasik bir kitabın birçok yayınevinden ve farklı çevirmenlerden yayımlanmış versiyonları vardır. Bilinçli okurlar çevirmenin adına bakmadan bir klasiği almaz. Benim için ise özellikle bir Zweig ya da Nietzsche eseri söz konusu olduğunda elimi kitaba götüren isim Regaip Minareci’dir. Bu nedenle tüm edebiyatseverler gibi ben de Regaip Minareci’nin Avusturya Devlet Ödülü’ne layık görülmesi haberi üzerine büyük bir gurur ve mutluluk yaşadım. Ne mutlu ki bununla kalmayıp kendisiyle çevirmenlik üzerine söyleşme fırsatı da buldum. 

Regaip Hanım, dönüp baktığımızda biz okurlar için anlaması bile zor olan Nietszche, Zweig gibi isimlerin eserlerini dilimize kazandırdığınızı görüyoruz. Çeviride sizce hangisine daha çok hâkim olmak gerekir; kaynak dil mi yoksa hedef dil mi?

Bir yabancı dili iyi bilmenin çeviri yapmak için yeterli olduğunu düşünen insanlar olduğunu biliyoruz. Bir yabancı dile hâkim olan kişi, teknoloji ya da sanat gibi belli bir alana da yakınsa teknik çeviri dediğimiz türden çevirileri gerçekten başarılı bir şekilde yapabilir ama hedef edebiyat çevirmekse durum değişir. Edebiyat çevirisi kaynak dile de hedef dile de hatta hedef dile biraz daha fazla hakimiyet gerektirir çünkü bir edebiyat çevirmeni elindeki metni hedef dilde yeniden yazandır. Okuduğumuzu doğru anlamak kadar o metni hedef dile aynı incelikle ve duygularla aktarmak esastır. 

Elbette bu görüşüm bu mesleğe gönül vermiş gençleri sakın ürkütmesin, her meslekte olduğu gibi çevirmenlikte de bu işi yaptıkça pişiyorsunuz. Edebiyatı sevmeniz, yabancı dilinize güvenmeniz ve iyi bir okur olmanız başlangıç için pekâlâ yeterlidir.

Çeviri kariyerinizin yanında dergi ve gazete sektöründe de yayın yönetmenliği ve editörlük yaptınız. Son zamanlarda ise zamanınızın çoğunu çeviriye ayırıyorsunuz. Bu kararınızın sebepleri nelerdir?

Çevirmenliğe 1977 yılında basın sektöründe başladım. O tarihlerde lisanslı bir dergi olan Elele dergisini bir-iki yerli röportaj dışında baştan sona Almancadan çeviriyordum. Araya sözünü ettiğiniz, basında farklı görev tanımlarıyla geçen uzun yıllar girdi. 

1990’lı yılların sonlarına doğru edebiyat çevirilerine başladım. Doğan Kitap’ta bir dönem büyük bir keyifle sürdürdüğüm editörlüğün ardından edebiyat çevirilerine ayırdığım zamanı genişlettim. Doğan Kitap’tan sonra basın sektörüne yeniden dönsem de edebiyat çevirmek artık hayatımın vazgeçilmez bir parçası olmuştu. Sonra baktım, terazi çeviriden yana ağır basıyor, işte o zaman tutkuyla yaptığım bu işi artık gazeteciliğin ve dergiciliğin yanı sıra sürdürmek istemedim. Son on iki yıldır özel yaşamımın dışında bütün zamanımı çevirilerime ayırıyorum, yani özüme döndüm ve bundan çok mutluyum.

Çevirirken en zorlandığınız eser neydi? Hangi yönlerden zorlandınız?

Çevirmesi hiç de kolay olmayan Böyle Buyurdu Zerdüşt bana edebiyat çevirmenliği yolculuğumun en başlarında teklif edilmiş, ben de büyük bir cesaret göstererek kabul etmiştim. Bugün dönüp bakınca bu cesaretime gülümsemeden edemiyorum. Hiç kolay bir süreç değildi hem Nietzsche’nin ruhunu çözümleme hem metni hakkını vererek kendi dilime aktarma çabası, gerçekten zorlayıcıydı. O tarihlerde Morpa Yayınları tarafından basılan ve olumlu geri dönüşler aldığım Böyle Buyurdu Zerdüşt çevirim birkaç yıldır Can Yayınları logosuyla yeniden raflarda yerini aldı.

Avusturya Devlet Ödülü’ne layık görülmenizde en büyük nedenin çeviride hassasiyetiniz ve yüksek kaliteniz olduğu belirtilmiş. Size göre iyi ve sağlıklı bir çevirinin olmazsa olmazları nelerdir?

Evet, birkaç hafta önce Avusturya’dan gelen devlet ödülü hayatımın en büyük sürprizlerinden biri oldu. Yaptığınız işlerin ta Avusturyalardan görülüp taktir edilmesi tarifsiz bir mutluluk. Edebiyat çevirmenliği zaten titizliği, ince eleyip sık dokumayı gerektiren bir uğraş. Bence bir çevirinin “iyi” diye tanımlanabilmesi için özüne, üslubuna mutlak sadık kalınarak hedef dilde yazılmış hissi vermesidir.

“Kitapsever yakın bir dostumun bir zamanlar bir çevirimi okuduktan sonra, “Zweig’ın Türkçe de yazdığını bilmiyordum,” sözleriyle beğenisini dile getirmesini hiç unutmam. Bu yaklaşım benim çeviride düsturumdur. Bir de ağırlıklı olarak klasik eserler çevirdiğim için bunların okullarda değerlendirildiğini göz önünde bulundurmak zorundayım. Öğrencilerin kaynak metinle hedef metni karşılaştırdıklarında her sözcüğün ve cümle yapısının karşılığını mutlaka bulabilmeleri ve çalışmalarımın eğitime katkı sağlaması gerektiğine inanıyorum.”

Almancaya bu kadar iyi hâkim olmanızda orada uzun süre yaşamış olmanızın etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Kesinlikle inanıyorum. Bir ülkede yaşadığınız zaman oranın diliyle olduğu kadar kültürüyle de yakınlaşıyor, bütünleşiyorsunuz. Örneğin rahatlıkla çeviri yapabilecek kadar İngilizce bildiğim hâlde sırf İngiliz/Amerikan kültürüne yeterli yakınlığım bulunmadığı için bu dilden çeviri yapmıyorum. Bu yönde denemelerim elbette oldu ama kendimi buz üstünde yürür gibi hissettim ve devam etmedim. Malum, bütün eserler içlerinde bazen doğrudan bazen dolaylı yoldan o dilin ve toplumun kültürünü çokça barındırır ve ben söz konusu kültüre yakın değilsem çevirdiğim metin içime sinmiyor. 

Sizin en beğenerek okuduğunuz çevirmenler kimlerdir? 

Biz çevirmenler geniş bir aileyiz, hepimiz bir kitap dosyasını nice emeklerden sonra yayıncımıza teslim ediyoruz. Hiçbir şekilde ayrım yapamam, onlarca değerli isim sayabilirim. Ama Edebi Çeviri Avusturya Devlet Ödülü’ne ilk Türk olarak benden on yıl önce değer görülmüş büyük usta rahmetli Ahmet Cemal her daim örnek aldığım önderim olmuştur. Çevirilerini dönüp dönüp tekrardan okuyorum.

Ben de Almanca dilinden çeviri yapan biri olarak fikrinizi almayı çok isterim. Biz çevirmenlere ve çeviri adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir? Bizlere bu konuda hangi kitapları okumamızı tavsiye edersiniz?

Almancadan çeviri yapan bir meslektaşımla söyleştiğim için çok mutluyum. Sizi kutluyorum, emin adımlarla ilerliyorsunuz. Biliyorsunuz, çeviri yalnızca sözcüklerin bir dilden diğerine aktarılması değil, hedef dilde yazdığınız metne yaşam kültürünüzü ve genel kültürünüzü akıtmak aslında. Oysa çokça birikim gerektiren bu işi kendi dört duvarımızın arasında yapıyoruz. Ben bu yüzden benden öneri isteyen genç meslektaşlarıma çevirmenliği ana meslek seçmeden önce sahada deneyim kazanmalarını tavsiye ediyorum. Önce kalabalıklar içinde çalışarak ufuklarını genişletsinler, fırsat buldukça atölyelere katılsınlar, bir çeviri derneğine üye olsunlar. Sevdikleri Türk yazarları okuyarak beslensinler. Ayrıca bildikleri yabancı dilden yapılmış çeviriler arasından kendilerine örnek aldıkları belli çevirmenler seçip onların kitaplarını dikkatle incelesinler- ve tabii çeviri tutkularından hiç vazgeçmesinler. 


Regaip Minareci Kimdir?

1955 yılında İstanbul’da doğdu. Münih’te tamamladığı ortaöğrenimin ardından, Münih Teknik Üniversitesi’nde elektronik mühendisliği okudu. 1977 yılında Hürriyet Grubunda çevirmen olarak çalışma hayatına atıldı. Hürriyet Dergi Grubu, Tercüman, Milliyet Dergi Grubu, Güneş ve Doğan Kitap’ta editör, yazı işleri müdürü, yayın yönetmeni ve yayın koordinatörü olarak uzun yıllar idari görevlerde bulundu. Dünya klasikleri başta olmak üzere, ellinin üzerinde eseri Almancadan Türkçeye çevirdi.

Diğer çevirmen röportajlarını okumak için tıklayın.