Tatlı-sert polisiye türünün ülkemizdeki en sevilen yazarlarından Algan Sezgintüredi’nin emekli emniyet amiri Mesut Demirbilek ile kaleme aldığı Kavgaz: Çantacı yeni bir serinin müjdesini veriyor. Yazarlığının yanı sıra editör ve çevirmen olan Sezgintüredi ile yeni kitabı hakkında konuştuk. 

Sema Adalar Utkueri / sutkueri@gmail.com

Algan Bey polisiye severler olarak heyecanla beklediğimiz yeni kitabınız Kavgaz: Çantacı okurla bu ay buluştu. Sondan başlayarak sorayım: Kitap çıktı denildiğinde yazar ne hisseder? 

Önce sevinç, ardından heyecanlı bekleyiş diyebilirim. Kavgaz: Çantacı özelindeyse rahatlamayı eklemem gerekiyor çünkü kitap, pandemi ve ülkenin genel hâli gibi elde olmayan denebilecek sebepler yüzünden bir buçuk senedir okura ulaşmayı bekliyordu. Uzun bekleyişin ardından rahatladık, evet ama rahatlamanın hemen ardından tepkileri heyecanla beklemek geldi elbette.

Ham maddeyi Mesut Demirbilek sağladı, işlemesini ben yaptım.

Kavgaz: Çantacı’nın iki yazarı var. Siz ve Mesut Demirbilek. Birlikte yazmaya nasıl karar verdiniz? 

Mesut’la 2019 baharında, Okan Bayülgen’in TV100’deki programına konuk olduğumuzda tanıştık. Aklımda epeydir öncekilerden farklı bir şey yazmak vardı. Mesut’un isteyen herkese teknik konularda yardım ettiğini duymuştum. Fikir sohbet ederken oluştu, birkaç gün sonra aradım, buluştuk ve ne düşündüğümü anlattım. Sağ olsun kabul etti.

Bir kitabı başka bir yazarla kaleme alırken nasıl bir çalışma planı yürütülür? Ortak bir dil geliştirmek zor değil mi?

Diğer iki yazarlı kitapların nasıl yazıldığını bilmiyorum. Bizimki şöyle: Mesut Demirbilek’le oturduk, anılarından başladık, bir sürü soru sordum ve konuştuğumuz her şeyi kayda aldık. Ardından kayıtların üzerinden defalarca geçerek, işin hayali kısmını gerçeklerle harmanlayıp kurguyu oluşturdum. Kısaca ham maddeyi o sağladı, işlemesini ben yaptım diyebilirim. Dil konusunda Mesut yazarlığıma ve tecrübeme güvendi, ortaya koyduğum “sesi” onayladı, yazdığım bölümleri birer ikişer yolladığımda fikirlerini ve önerilerini getirdi, mutabık kaldıklarımızı kitaba kattık.

Kavgaz: Çantacı’da insan, dönem ve mekân tasvirlerine ağırlık vermişsiniz. Bundan yola çıkarak yeni bir serinin tanışma kitabı olduğunu söyleyebilir miyiz? 

Elbette. Kavgaz: Çantacı, içindeki polisiye kurgunun yanı sıra, başrolünü Mutlu Kavgaz’ın üstlendiği, planladığımız serinin başlangıcı olduğundan, öncelikle sahnenin kurulmasını ve karakterlerin tanıtılmasını gerektiriyordu. Elbette her başlangıç eseri böyle olmak zorunda değil, tercih meselesi. Ama sonuçta ister başta ister daha sonra, oturulan zemine dair ayrıntılar verilmek zorundadır. İlaveten Kavgaz: Çantacı bir dönem polisiyesi ve dolayısıyla bahsettiğiniz tasvirler, kitabın doğası icabı elzemdi.

Seri yazarı bir sonraki kitabı kurgulamaya ne zaman başlar? Seriyi sonlandırmaya ne zaman karar verir?

Genelleme yapacak ölçüde bilgim yok ama kendi adıma en baştan, diyebilirim. İlk kitapla uğraşırken devamını da düşünerek hareket ettim. Bu kitabın ardından gelmesi için uğraşacağımız en az üç kitabın konuları kabaca hazır. Sonunu, kaç kitap olmasını umduğumuzu da biliyoruz; dokuz kitap planladık ama elbette geleceğin ne göstereceğini bilme lüksümüz yok. Belki hiç beğenilmez, bir noktada kalır. Belki, umarız öyle olur, beğenilir, planladığımızın da ötesine geçer.

Yazı kendi başına bir canavardır, kimi noktada planlarınızı baştan aşağı değiştirmenize bile yol açabilir.

Kavgaz: Çantacı karakterlerinin hepsi yaşamın içinde rastlayabileceğimiz, tanıdığımız birilerine benzeyen insanlar. İçlerinde mutlak iyilik veya saf kötülük barındırmıyorlar. Siz yeni bir karakter yaratırken onun ne yöne gideceğini baştan mı planlıyorsunuz yoksa akış içinde kendi yönünü mü buluyor karakterler? 

İkisi birden, yarı yarıya, diyebilirim. Başta Mutlu, birkaç karakteri ve yolculuklarını bilerek başladık çalışmaya. Ama yazı kendi başına bir canavardır, kimi noktada planlarınızı baştan aşağı değiştirmenize bile yol açabilir. Dolayısıyla evet, Mutlu ve diğerlerinde kurgunun istediği veya yazarken ortaya çıkan beklenmedik şeylerin dayattığı değişiklikler oldu.

Vedat Kurdel ve Tefo sevgi çemberimize Kavgaz: Çantacı’yı okuyunca Mutlu’yu da dahil ettik. Mutlu Kavgaz klasik polisiye kahramanlarından farklı olarak feleğin çemberinden geçmiş, üstün zekâlı, ukala bir profil değil. Mutlu Kavgaz’ı nasıl tarif edersiniz?

Mutlu, görünce ve tanıyınca içinize umut dolduracak cinsten bir genç. İdealist ve iyi niyetli. Saf, tecrübesiz: Henüz “çocuk” sayılır. Dolayısıyla hayatın, yetişkin hayatın henüz başında ve aynı hayatın, üstelik içinde sıradan insanların karşılaşabileceğinden çok daha fazla kötülükle hemhâl olma ihtimali barındıran bir hayatın böyle insanlara neler yapabileceğini düşününce Mutlu için üzülmek de gayet doğal. Ama Mutlu gene aynı umudu, mücadeleden asgari kirlenmeyle ve yarayla çıkabileceği umudunu taşımanıza sebep olacak kadar iyi, dürüst, zeki ve çalışkan biri.

Gülmeden yaşanan hayat hiç hoş değil.

Romanlarınızdaki gerilimin gülümseten, ince mizahla birleşen bir yönü var. Bir yanda ölümle, kötülükle en kör karanlıklara dalarken diğer yanda kendimizi gülerken buluyoruz. Bunun dengesini kurmak da sizinki gibi bir ustalık gerektiriyor. Hayata bakışınızın yansıması ve korkularla başa çıkma yöntemi mi bu?

Teşekkür ederim ve estağfurullah, ustalığa daha çok var bence. Ama evet, mizah, gülmek benim için çok önemli. Söylediğiniz kötülükle gerilimli ilişkileri yazarken mizah daha da büyük önem kazanıyor. Yayı geriyorsunuz, geriyorsunuz ve bir noktada bırakıyorsunuz. Bırakmazsanız ya ip kopar ya yay kırılır ve yaralanmasanız bile her hâlükârda en azından hedefi tutturamazsınız. Mizah bana göre yayı germeyi bıraktığınız nokta ve evet, doğru, hayata bakışım da böyle. Gülmeden yaşanan hayat hiç hoş değil. Ben umut için, başında, bir yerlerinde ve esas sonunda gülebilme umudu için yazıyorum. Polisiye yazmamın belki de birinci sebebi budur.

Siz son dönemde neler okuyorsunuz? Kitap ve yazar önerilerinizi alabilir miyiz?

Meslek icabı sürekli ve seçimi bana ait olmayan kitapları okumak durumundayım. İlaveten kurucularından olduğum ve hâlen başkanlık görevini yürüttüğüm Türkiye Polisiye Yazarları Birliği’nin her yıl verdiği Kristal Kelepçe polisiye edebiyat ödülleri jürisinde yer alıyorum ve dolayısıyla ödüle aday kitapları okuma yükümlülüğüm var. Kısacası, zevkim için okumaya çok az vakit ayırabiliyorum. Bu anlamda son okuduğum kitaplar, Emrah Safa Gürkan’ın Bunu Herkes Bilir’i ve Terry Pratchett’ın çok sevdiğim Diskdünya serisinden Savaş Naraları’ydı. 

Kitap ve yazar önerileri çok kişisel şeyler. Çok sevdiğim pek çok yazar ve kitap var. Üç yazarın hayranıyım: Kurt Vonnegut, Ursula K. LeGuin ve Jorge Luis Borges. Klasiklerden sayma gereği duymuyorum, boşuna klasik olmuyorlar sonuçta. Polisiye severlere, okumadılarsa Türk yazarları keşfetmeyi tavsiye edebilirim. Birliğimizin web sitesinde araştırmaya başlayabilirler. 

Son olarak meslektaşlarım ve kendi adıma bir soru sormak istiyorum. Siz pek çok kitabın editörlüğünü de yaptınız.  Bir editör yazdığı kitabın editörüne nasıl yaklaşır? Editörün hâlinden en iyi ben anlarım diyor musunuz? 

İki tarafa ilaveten bir de çevirmenliğim var ve hâliyle evet, editörün hâlinden en iyi ben diyemesem de biraz anlarım diyebilirim. Bir kitap, yazarınındır elbette ama sadece ve sadece yazarının değildir. Okura ulaşana kadar editöründen düzeltmenine, son okumacısına ve öncesinde muhtemelen fikir beyan etmek üzere, onay vermek üzere daha pek çok kişinin elinden, emeğinden geçer. Bu çok taraflı çalışmada tüm tarafların diğerlerinin hâlinden anlaması, mesleklere, uzmanlıklara karşılıklı saygı gösterilmesi ve dolayısıyla sağlam, egodan mümkün mertebe arındırılmış bir iletişim kurulması lazım ki kolay değil, hiç değil, o kadarını biliyorum. Kısa ve kabaca: Editör yazarın, yazar editörün hâlinden anlamalı.

Kitabın Bookinton incelemesini okumak için tıklayın.

Diğer Yazarlar kategorisi içeriklerini okumak için tıklayın.