Bazen kaybolan bir elmas gerdanlığın bazen bir katilin peşindeydik. Burjuva dedektiflerden 
daha “bizden” dedektiflere hatta siber suçlar peşinde özel birimlere kadar çeşitlenen Türk polisiyesine bir göz atmaya ne dersiniz? Gelin, ilk Türk polisiye romanın yazılması üzerinden 138 yıl geçmişken polisiye dünyasına bakalım.

Dilek Aygün 

İlk Türk polisiye romanın yazılması üzerinden 138 yıl geçti. Bu süre içinde edebiyatın tartışmalı bir kolu olarak dışlanmasına rağmen sıkı bir okur kitlesi kazanan polisiye romanlarda suç ve suçlu profilleri dönemin koşullarına göre şekillendi. Çözümü bulmak değil çözüme giden yolda ipuçları toplamak, bir nevi yolculuk hâli… Kurulan stratejiyi çözme, oyunu bozma arzusuyla zekâmızı sürekli test ettiğimiz bu türün Tanzimat yazarlarıyla başlayan ve günümüze uzanan sürecini ve eş zamanlı olarak Batı’daki gelişmeleri de yer yer paylaşarak bu dosyada aktarmak istedim. Üç bölüm halinde size aktaracağımız “Türk Edebiyatında Polisiye” serimizin birinci bölümünde ilk çeviri ve ilk telif romanlara, Osmanlı-Türk polisiye romanlarının karakteristik özelliklerine ve dönemin önemli yazarlarına değiniyoruz. Ayrıca ünlü roman kahramanı dedektiflerimizden Amanvermez Avni, Fakabasmaz Zihni, Cingöz Recai, Kan Dökmez Remzi’yi tanıtıyoruz.

Her ne kadar ülkemizde henüz dedektiflik yasal olarak onaylanmadıysa da biz bu kitaplarla birer amatör dedektif olarak ipuçlarını takip etmeyi çok sevdik.

Ertesi gün yayımlanacak 2. bölümde Türk Polisiye Edebiyatı’nda Harf Devrimi’nden günümüze olan süreci, dönemin önemli yazarlarını ve batıda polisiye romanın kurallarını okuyacaksınız.

3. gün yayımlanacak bölümde ise Polisiye Yazarları Derneği Poyabir’i, ilk ve tek uluslararası festivalimiz Kara Hafta’yı, polisiye dergilerimiz 221B ve Dedektif’i, Polisiye Edebiyat ödüllerine dair bilgiler edineceksiniz.

Polisiye Roman Nasıl Doğdu?

Dünya edebiyatında ilk polisiye romanın Edgar Allan Poe’nun 1841’de yayımlanan Morgue Sokağı Cinayeti olduğu söylenir. Bu roman ilk olarak Grahm’s Magazine’de tefrika hâlinde yayımlanmıştı. Başkahramanı meşhur dedektif Dupin, gazete haberleri, ipuçları, soru- cevap ve gözlemleriyle cinayetin nasıl işlendiğini çözmüş ve katili bulmuştu. 

Dolayısıyla suç, suçlu ve o suçluyu bulmaya çalışan araştırmacı üçgeninin, yani polisiyenin temel yapısını oluşturan üçgenin bu eserle kurulduğunu söyleyebiliriz. 

Poe ile birlikte dedektif anlatısının altı maddelik yapısal formülü de ortaya çıktı: 

  1. Dedektifin tanıtılması. 
  2. Suçun işlenmesi ve ipuçları. 
  3. Araştırma, soruşturma. 
  4. Çözüm. 
  5. Çözüme giden delillerin açıklanması. 
  6. Sonuç.  

Emile Gaboriau da Edgar Allan Poe ile birlikte muamma hikâyesinin (récit d’énigme) ilk örneklerini verdi. 19. yüzyılın sonunda türün örneklerini veren birkaç Fransız yazarla daha karşılaşmak mümkün. Ancak bu yazarların eserleri polisiyenin biçimsel özelliklerinden çok tefrika romanın (roman-feuilleton) estetik yapısını yansıtıyordu. 

“Polisiye roman için sözlük ve ansiklopedilerde, cinai roman, casus romanı, dedektif romanıcasus hikâyesi, gerilim romanı, korku, heyecan verici hikâye, bir cinayeti bir suçu aydınlatmak için gösterilen çabaları konu alan bir roman, bir öykü, bir film gibi tanımlar yapılır.”

Berna Moran

Türün popüler edebiyat ürünlerinden net şekilde ayrışması Arthur Conan Doyle’un Poe ve Gaboriau’yu okuduktan sonra yeni bir biçimsel yapıyla yarattığı Sherlock Holmes hikâyeleriyle oldu. 

Ahmet Ümit, polisiyenin temellerini çok öncelere dayandırıyor, 19. yüzyılın ve Poe’nun 

eserinin başlangıç olduğunu kabul etmiyor. 2006 yılında Radikal Kitap’ta çıkan yazısında,

‘’Klasik polisiyenin başlangıcı olarak 19. yüzyılın ortaları gösterilir. Oysa suçu ve cinayeti anlatan 

metinlerin tarihi çok daha gerilere, tarihin başladığı günlere uzanır. Suç, insanoğlunun bir varoluş biçimidir. Gerçekten de cinayeti ya da sonuçlarını anlatan ilk metinler, günümüzden binlerce yıl önce yazılmıştı. Hitit saray cinayetlerinin sonuçlarını konu alan Telipinu Fermanı ya da Sophokles’in ünlü  yapıtı Kral Oidupus gibi. Bu metinlerin içinde Eski Ahit’te Kâbil ile Hâbil bölümünde anlatılan cinayet öyküsü en çarpıcı olanıdır. Bu hikâye sadece çarpıcı bir mesel olmaktan çıkmış, suçu ya da cinayeti anlatan yazara kolay kolay değişmeyecek/ değiştirilemeyecek bir model olmuştur,” der.

Osmanlı-Türk Edebiyatında Polisiye (1881-1928)

Edgar Allan Poe’dan 40 yıl sonra 1881’de Ahmet Münif’in Fransız yazar Panson de Terrail’den tercüme ettiği Paris Faciaları ilk çeviri polisiye roman oldu.

Tanzimat Edebiyatı’nın ünlü yazarı Ahmet Mithat Efendi’nin Esrâr’ı Cinâyât adlı ilk telif polisiye romanı ise önce Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika hâlinde yayımlandı, bir yıl sonra yani 1884 yılında da kitap olarak basıldı. 

Ahmet Mithat Efendi

Dönemin önemli bir özelliği II. Abdülhamid’in polisiye romanlara olan ilgisi ve bu ilgisi nedeniyle polisiye roman çevirilerini teşvik etmesiydi. Yine bu dönem yapılan çevirilerde dikkati çeken bir husus da çeviri yapanların, dipnotlar aracılığıyla okuyucuyu bilgilendirmesi ve kendi yorumlarını okuyucuya aktarmasıdır. 

Bu dönemde yoğunluklu olarak Fransız yazarların eserleri tercüme edildi. Bunda Türk aydınlarının çoğunun Fransızca biliyor olmasının etkisi büyüktü. Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Rasim, Ahmet İhsan, Hüseyin Rahmi, Süleyman Nazif başta olmak üzere Tanzimat döneminin birçok yazarının özellikle Fransız edebiyatından çeviriler yaptığı söylenir.  

Türklerin Sherlock Holmes’u: Amanvermez Avni

1913 yılında Ebussüreyya Sami, cinayetleri çözmek için bin bir kılığa giren dedektif Amanvermez Avni serisini yazdı. Erol Üyepazarcı tarafından Türkiye’deki polisiye edebiyatın tarihine ilişkin yapılan kapsamlı araştırmaya göre ilk yerli polisiye serisi de Türklerin Sherlock Holmes’ü Amanvermez Avni’dir. 

Gördüğü ilgi 1944 yılına kadar Amanvermez serisinin devamının basılmasına zemin hazırladı. Amanvermez Avni’nin yardımcısı Arif ile birlikte Beyoğlu’nda bir evde yaşaması, Sherlock Holmes’ün yardımcısı Dr. Watson ile aynı evi paylaşmasını hatırlatır. Tıpkı Holmes gibi Avni de kimyadan ve anatomiden çok iyi anlar, evinde deneyler yapar ve suçluların peşine düşerken mutlaka kılık değiştirir. 

Doğu’nun Arsen Lüpen’i Fakabasmaz Zihni

1922 yılında yayımlanan, Hüseyin Nadir imzalı Fakabasmaz Zihni de Cinayet Koleksiyonu serisi ile çok başarılı oldu ve aralıksız altı yıl devam etti.

Yerli Arsen Lüpen’imiz “Cingöz Recai”

1924 yılında başlayan Peyami Safa’nın “Server Bedi” takma adıyla yazdığı Cingöz Recai serisi, Arsen Lüpen’den esinlenmiş olsa da kısa sürede büyük başarı yakaladı ve polisiye okurlarınca sade diliyle çok sevildi. Yazarın ölümünden sonra 1962 yılında tüm maceraları toplu basıldı. Cingöz Recai aynı zamanda 1954 yılında sinemaya uyarlanan ilk polisiye kahramanı oldu. 

Türklerin Nat Pinkerton’u Kan Dökmez Remzi

Osman Nuri, 1926’da dime novel kahramanı Nat Pinkerton’un Türkçe uyarlaması Kan Dökmez Remzi’yi kaleme aldı. 

Polisiye eserlere edebiyatta önem atfedilmediği için tanınmış yazarlar, para kazanmak amacıyla polisiye yazıyor ve yazarken de takma isim kullanmayı tercih ediyordu.

Osmanlı-Türk Polisiyenin Karakteristik Özellikleri (1884-1928)

Seval Şahin Banu Öztürk, Didem Ardalı Büyükarman ve İpek Şahbenderoğlu 2014 yılında TÜBİTAK bünyesinde tamamlamış oldukları projeden hareketle, 1884-1928 yılları arasında Osmanlı Türkçesinde kaleme alınmış toplam 232 eseri, iki kuramcıyı -Tzvetan Todorov ve Vladimir Propp’u- esas alarak incelediler.

Biçim bilimsel yöntemle incelenen 232 eser Osmanlı-Türk polisiyesinin karakteristik özelliklerini ortaya çıkardı. Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz:

1. Osmanlı-Türk polisiyesinin olayın kendisine odaklanan bir yapısı vardır. Anlatıcılar, olayın başlangıç ya da sonucu yerine doğrudan kendisine yoğunlaşır.
2. Osmanlı-Türk polisiye romanında kahramanların okur tarafından tanınması amacıyla -özellikle dizi hâlinde yazılmış serilerde- her kitabın başında başkahramanlarının özellikleri tekrar tekrar verilir. Bazen de ikincil kahraman başkahramanı tanımlamak amacıyla ama yine başkahraman vurgusuyla tanıtım yapar, onun niteliklerini açıklar.
3. Anlatının başlangıcında kurbanın yer aldığı polisiyelerde gizem ve muamma öne çıkar.
4. Hikâyenin olayla açılması okurun atmosfere girmesini sağlar. Burada olayı ya şimdide ya da sonrasında anlatan anlatıcı önemli bir rol üstlenir. Mekân da başlangıçta yer aldığında okuru atmosfere sokar.
5. Kahramanların karakteristikleri araştırıcının herhangi bir suçluya, kurbana ve özellikle zanlıya odaklanılmasını sağlamak amacıyla anlatıcı tarafından ayrıntılı bir şekilde ele alınır. Bu da olay örgüsünün uzamasına hizmet eder.
6. Osmanlı-Türk polisiyesi kahramana yardımcı olmak amacıyla alet- edevat kullanmak yerine kişilerden yardım alır. Alet kullanımı genellikle kahramanı kötü durumdan kurtarmak içindir ve bu ayrıca kahramanın modern ve çağdaş oluşuna da vurgu yapar.
7. Osmanlı-Türk polisiye romanı kahramanların (suçlu veya araştıranlar) birbirleri arasındaki haberleşmeyi sağlamak amacıyla sırasıyla mektup, not, parola, şifre, alet, ilaç, hipnoz ve manyetizmadan faydalanır. Bunlar aynı zamanda anlatının asıl yapısını oluşturmayı sağlayan birer dayanak noktası işlevini görürler çünkü bunlar olmazsa olay örgüsü tek başına eksik kalır. Olay örgüsünün devamlılığı için bu fonksiyonların kullanımı zorunludur.
8. Osmanlı -Türk polisiyesi anlatısını keserek araya ara söz alır.
9. Ara sözler eyleme yönelik değildir. Anlatıyla doğrudan ilişkisi bulunmayan; kişilere, olaylara, mekânlara yönelik açıklamalar içerir.
10. İntihara neredeyse hiç rastlanmaz.
11. Ceza sadece mahkeme tarafından verilmez. Toplumdan dışlama da bir başka cezalandırma yöntemidir.
12. Suçlu sadece peşindeki araştırıcıdan kaçmakla yetinmez, ayrıca onunla alay eder.
13. Bağışlama eylemine çok az rastlanır.
14. Araştırıcının ölümüne çok rastlanmaz. Yani araştırıcının dokunulmazlığı önemlidir.
15. Osmanlı-Türk polisiye romanında suçluların ölü olarak ele geçirilmesi de çok görülen bir durum değildir.
16. Vaka çözümü her zaman anlatının sonunda gerçekleşmez. Olay örgüsünün ortasında da vaka çözümüne rastlanır.
17. Kılık değiştirme Osmanlı-Türk polisiye romanında suç ya da araştırmada en çok kullanılan yöntemdir. Araştırıcı ve suçlular en çok dilenci kılığına girerek kendilerini gizler.
18. Tercih edilen cinayet aleti daha çok kesici aletler ve bıçaktır.
19. Cinayet daha çok hırsızlık sırasında ortaya çıkar. Ayrıca bir suç olarak ortaya çıktığı durumlar azdır.
20. Osmanlı-Türk polisiyesinde şüphe, araştırmaya yönelik bir başlangıca işaret eder.
21. Kahramanların suça yönelik tedbir alması çok rastlanan bir durum değildir.
22. Başkahraman ipucu ve delille çok fazla ilgilenmez.
23. Olay yeri incelemesi çoğunlukla cinayet vakalarında yapılır.
24. Osmanlı-Türk polisiye romanında yabancılar soyulabilir ama hiç öldürülmez.
25. Araştırıcı ya da suçlu akıl yürütürken çoğunlukla sezgilerinden ve tahminlerinden yola çıkar.
26. Osmanlı-Türk polisiye romanı, başkahraman olarak en çok hırsızı seçer. Araştırıcılar ise çoğunlukla eski polislerdir. Profesyonel dedektif olarak incelenen dönemde sadece Sherlock Holmes vardır.
27. Suç kapalı mekânda işlenmesine rağmen kapalı-oda, alt tür olarak hiç yer almaz.
28. Osmanlı-Türk polisiye romanında olay örgüsünü kurmak yerine açıklamaya, betimlemeye, bilgi vermeye yönelik bir kurgu vardır.
29. Kahramanlar eyleyenden ziyade açıklayan konumundadır. Kahramanların (suçlu ya da araştırıcı) eylemleri büyük ölçüde pasifize edilmiştir. Akıl yerine sezgileri ile hareket ederler.
30. Osmanlı-Türk polisiyesinde eylemlerin pasifize edilmesi sonucu giriş kısmında belirttiğimiz anlamda Todorov’un bahsettiği şekilde bir gerilimden bahsedilemez.
31. Araştırıcılar suçlulara göre daha başarısızdır.
32. Suçlu olan kahramanlar, çete ve örgütlü suç işleyen grupların başı veya üyesi olabilir.
33. Osmanlı-Türk polisiye romanında, anlatıda, olay örgüsü ile hikâye arasında Todorov’un işaret ettiği gibi işlevsel bir ilişki yoktur. Olay örgüsünü hareket yerine betimlemeler ve açıklamalar ilerletir. Bu da hikâyenin kendisini öne çıkarır, nasıl anlatıldığını değil. Bu sebeple Osmanlı-Türk polisiyesinde alt türler hikâyeden yola çıkarak tanımlanabilir.
35. Hikâye ve olay örgüsü ayrımından ziyade, hikâyenin sekanslarla yani hikâye ardı hikâye şeklinde ilerlediğini ve bu sekanslar arasındaki boşluğun ara sözlerle birleştirildiğini görürüz.
36. Suçlular eylemlerinin sonunda mübalağalı bir şekilde, örneğin Fakabasmaz Zihni serisinde Fakabasmaz’ın heykelinin dikilmesi gibi, takdir edilebilirler.
37. Osmanlı-Türk polisiyesinin olay örgüsünün anlatıya dayalı olması onu geleneksel sözlü anlatı türlerine bağlar.

Osmanlı-Türk polisiyesinin tanımı ve alt türleri

Osmanlı- Türk polisiyesinin tanımı için öncelikle yukarıda sıraladığımız türe dair 37 karakteristik özellikten yararlanılmıştır. Bu karakteristiklere göre ilk dikkati çeken unsur, Batılı polisiyenin temelini oluşturan kapalı oda muammasının en azından 1884-1928 yılları arasında yayımlanan telif polisiyelerde yer almamasıdır. Sanayi Devrimi’nde Batı’da ortaya çıkan polisiye, Osmanlı topraklarında akıl ile değil sezgi ile var olur.

Alt türler ve özellikleri

Bu tanımdan yola çıkarak yapılan biçim bilimsel incelemenin sonucunda Osmanlı-Türk polisiyesinde ortaya çıkan alt türler şunlardır:

1. Heyecan: Başkahramanın hep merkezde olduğu, her şeyin onun etrafında ve ondan yola çıkarak şekillendiği anlatılardır. Bu anlatılarda başkahramandan habersiz hiçbir şey yoktur. Başkahraman her şeyi bilmeye muktedirdir. Bu özellik onu çete alt türünden ayıran en tipik özelliktir. Heyecan türünün Osmanlı-Türk polisiyesinde yer bulup gerilimin yer bulamamasının sebebi de bu baskınlık nedeniyledir. Hareket pasifize edildiğinden olay örgüsü aksar. 

2. Gerçek Suç Anlatısı: Gazete haberi ya da polis dosyalarından yola çıkarak kurgulanan anlatılardır. 

3. Olağanüstü: Ara söz ve tesadüfün bolca yer aldığı bir alt türdür. Macera türünün dönüşüp polisiyeye evrilmesi aşamasında bir ara devre gibi durur. Geleneksel anlatının hikâye anlatıcısı bu anlatıların yazarlarını da birer hikâye anlatıcılarına dönüştürür. Gerçeklik kaygısı ön planda olmasına rağmen yazar hâlâ bir hikâye anlatıcısı olarak kaldığından olayların sonunu getirmeye sabrı yoktur. Olay örgüsü hızla ve olağanüstü unsurlar ön plana çıkartılarak çözümlenir. 

4. Polis-merkezli: Başkahramanın bir polis olduğu anlatılardır. Tüm anlatı polisin etrafında döner. 

5. Çete: Osmanlı-Türk polisiyelerinde bireysel suçtan ziyade örgütlü suç önemli bir yer tutar ve neredeyse 1884-1928 arasında yazılan eserlerin büyük çoğunluğu böyledir. Çete reisi ve üyelerinin organize suçları (hırsızlık, adam kaçırma gerekirse cinayet) hikâye edilir.

6. Kibar Kadın/ Erkek Suçlular: Bunlar birer anti-kahraman olarak ortaya çıkarlar. İyi özellikleri ve suçlu olmaları bir arada verilir, genellikle hırsızdırlar. Cinayet işlemezler. Anlatıda hep kazanan onlar, kaybeden de peşlerindeki polisler olur. İroni ve mizah anlatıda başat ögelerdir.

7. Pastiş: Bir kahramanın, bir olayın ya da tipik bir unsurun başka bir metne taşınmasına pastiş denir. 1884-1928 yılları arasında Osmanlı-Türk polisiyesindeki tek pastiş Sherlock Holmes’ün Cingöz Recai ile maceralarının anlatıldığı seridir.

Bu dosyada Türk edebiyatında polisiye konusunda yaptığı çalışmalarla bize devasa bir kaynak sağlayan Erol Üyepazarcı’nın ve Akademisyen Seval Şahin’in kıymetli araştırmalarından oldukça faydalandım. Bu detaylı çalışmaları için kendi adıma teşekkür ederim. Döneme ait daha kapsamlı bilgiyi ve ilgili çalışmaları kaynakçada bulabilirsiniz.

Dosyamız 2. ve 3. bölüm ile devam edecek: Harf Devrimi sonrası Türk Edebiyatında Polisiye

Kaynakça

Diğer dosya içeriklerini okumak için tıklayın.