İçimizde bir ben var ki gerçekleri görmek istemediği gibi düşünmekten de acizdir. İçimizdeki aciz ve iradesiz yanımızla yüzleşmek, hatta onu yenmek zorundayız. Yoksa o bizi istemediğimiz yerlere götürür.

Sevilay Kayatemur / sevilaykayatemur48@gmail.com

Sabahattin Ali çok duyduğum bir yazar olmasına rağmen kendisiyle Keşfet Kitap Kulübü için okuduğum İçimizdeki Şeytan romanı ile tanıştım. Psikolojiye meraklı biri olarak beğendim ve şaşırdım. Okumakta geç kaldığım kitaplardan biri olarak kayıtlarıma geçti.

İçimizdeki Şeytan, irade, sorumluluk almak, emek vermek, önce kendimizle faydalı şekilde zaman geçirmek konularının işlendiği bir kitap. 

“Her camekânda gördüğü, yüzlerce defa gördüğü ve asla sahip olmak istemediği türlü türlü münasebetsiz eşya gözlerinin önünde bir hayat ağacı kadar ehemmiyet alıyor ve genç adamın avuçlarını yeis ve ihtirasla sıkmasına sebep oluyordu.”

“Burada insan, kafasını zerre kadar işletmeden, mütefekkir bir kimse olduğuna inanmak ve buna başkalarını da inandırmak imkânına malik… Bu şehrin ve buradaki muhitlerin dayanılmaz cazibesi işte bundan ibaret.” 

İçimizdeki Şeytan’ı hangi kitaplarla birlikte okumak gerekiyor?

Yukarıdaki, İçimizdeki Şeytan kitabından aldığım bu iki kısa bölüm üzerine yazmak istiyorum.  Ayrıca, irade konusu işlendiğinden iki kitap ile bağlantı kurmanın doğru olduğu düşüncesindeyim. İçimizdeki Şeytan, aslında bu iki kitabı bize farklı bir yoldan anlatıyor. Bu kitaplar Jules Payot’un İrade Terbiyesi ve Ali Fuat Başgil’in Gençlerle Başbaşa. Lucifer adındaki dizide de şeytan ve yaptıkları anlatılıyor.

İçimizdeki Şeytan kitabında anlatılanların günümüz toplum yapısıyla ne kadar örtüştüğünü görüyoruz.  Özellikle emek vermeden bir şeyler elde etmeye, kendisinin iyi ve düşünen insan olduğunu göstermeye, sorumluluktan kaçmaya, kendi yanlışları için başkalarını suçlamaya çalışanlar kitabın yazıldığı dönemden günümüze artarak geldi. Tabi ki tarihin her döneminde bu insanlar vardı ama niçin bir adım daha iyiye doğru gidememişiz? Bence bu sorunun cevabını Sabahattin Ali öncelikle iradesizliğe bağlıyor. İşte bu nedenle üç kitabı da özellikle gençlerin okumasını önemsiyorum. 

Hayat karşısında sağlam bir duruşumuz var mı ya da Lucifer karşımıza geçip tıpkı dizideki gibi “Hayır ben o gün orda bile yoktum,” demekte haklı mı? Dizide Lucifer şeytandır ve Tanrı’dan kaçmıştır. İnsan kılığında, cinayet masası polisinin yanında çalışmaktadır. Suçlular ifade verirken şeytana uydum deyince Lucifer, yani şeytan, “Ben orada değildim,” der. Benzer durum İçimizdeki Şeytan’da da karşımıza çıkıyor. Ömer dürüstlüğün, aile kurmanın, eş olmanın sorumluluğunu alamaz. İçinde bir şeytan olduğunu söyler ve tüm sorumluluğu şeytana yani başkasına yüklemeye çalışır. 

Ömer, ne istediğini bilmeyen biri değil aslında. Yaşantısındaki ve toplumdaki aksayan yönleri, yanlışları, üstelik zaman zaman yapılması gerekenleri de fark eden bir karakter. Ömer, kendi içinde olan biteni biliyor.

Ana karakterimiz Ömer ne istiyor? 

Ana karakterimiz Ömer, kahvedeki veya meyhanedeki arkadaşlarına karşı gelemez ve geç saatlere kadar bu mekânlarda vakit geçirir. Karısından korktu denmesini istemez. Arkadaşları yüzünden evini, eşini ihmal eder ve sorumluluğu başkalarına atar. Üç ay boyunca arkadaşlarının tartışmalarından ve konuşmalarından ne öğrendiğini düşünür ve hiçbir şey bulamaz. Macide ise Ömer’de beklentilerini bulamamıştır. Ömer’le birlikte girdiği ortamlarda Ömer’in kendisini yalnız bırakmasından, ortamdaki erkeklerin kendisine olan ilgisinden ve Ömer’in bunlara aldırış etmemesinden rahatsız olur. Üstelik Ömer başka kadınlarla ilgilenmektedir.

Sabahattin Ali, Macide’nin pastanedeki gözlemleri üzerinden bize özentinin boyutlarını anlatır. Genç kızların boyalı saçları ve tırnaklarına, el hareketlerinin ve konuşmalarının yapmacıklığına, giyimlerine dikkatimizi çeker. Pastanedekiler tıpkı Ömer’in kahvedeki arkadaşları gibi önemli konular konuşan bilgili, varlıklı insanlar gibi davranmaya çalışırlar.  

Ali Fuat Başgil, Fransa’da gençler için yazılan Payot’un İrade Terbiyesi kitabını okuyunca, “Ah bu kitap 18-20 yaşlarımdayken elime geçmeliydi,” demiş ve gençler için iradelerini geliştirecek ipuçları içeren kitabını yazmış. İradeli davranma, başarılı ve mutlu olmanın yollarını kısaca anlatmaya çalışmış. 

Bilmekle uygulamak ayrı elbette. Ağaç yaşken eğilir diyenlerin haklı olduğunu iradenin geliştirilmesinde de görüyoruz. Küçük yaşta alışkanlık kazanmak daha kolaydır.

Payot, insan kendisiyle ve çevresiyle nasıl mücadele etmelidir, iradesini nasıl geliştirmelidir diye yazmış. Uzun uzun açıklama yapmış ve güzel örnekler vermiştir. Payot, gazetelerin yapay heyecanlar yaratarak zamanımızı aldığını söyler. Bu, günümüzden yaklaşık yüzyıl önce yazılan bu kitabın önemli tespitlerindendir. Günümüzde de televizyon, internet, sosyal medya bunu yapıyor. Özellikle gençler teknoloji başında saatler harcıyor.

Sabahattin Ali ise sanki bu konuları ele alarak bir roman yazmış. İyi de yazmış. İnsan olmanın çeşitli hallerini anlatmış. Gençlerle Başbaşa ve İrade Terbiyesi’nde anlatılan iradenin ve sorumluluk almanın önemi Ömer ve Macide üzerinden okurlarına aktarılmış.

Biz de Ömer’e benziyor muyuz?

Hangimiz içimizde bir Ömer yatmadığının farkında değiliz? Etrafımız onun gibilerle dolu değil mi? Hatta bazen biz de öyle değil miyiz? 

Zaten kitabın sonuna doğru Ömer içinde ne olduğunu sağlam bir tahlille anlatıyor. Aciz, iradesiz, tembel, gerçekleri görmek istemeyen, dümensiz bir sandal gibi sağa sola sallanan, bir yere varmamayı göze alan ve bütün bunlar için başkalarını suçlayan bir karakter olduğunu kabul ediyor. İlk defa içindeki iradesiz Ömer’e saldırıyor. Yani en sonunda hatalarının sorumluluğunu alıyor. Peki bu Macide ile ilişkilerini kurtarıyor mu? Onu da kitaba saklayalım. 

“…Hâlbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…”

İşte bunlar çok sevdiğim satırlar oldu. Kitapta devamını okuyacağınız bu satırlar, bu bölümün çıktısını alıp evin çeşitli yerlerine asarak o iradesizlikle ve tembellikle mücadele etmeliyiz dedirtiyor.

Öncelikle gençlerin okumasını tavsiye ederim. Diğer iki romanını ve öykülerini de okumak istiyorum. Okumak zor geliyorsa Youtube üzerinden sesli kitap olarak dinleyebilirsiniz. Ayrıca Barış Özcan’dan başlamanızı tavsiye edeceğim kitap yorumlarını da bu platformda bulabilirsiniz.

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları 
Editör: İncilay Yılmazyurt
Tür: Roman
Sayfa Sayısı: 255

Sabahattin Ali Kimdir?

Sabahattin Ali 1907’de Gümülcine’de doğdu, 1948’de Kırklareli’de öldü. Öğrenim görmeye gittiği Almanya’da eğitimini bitiremeden döndü. Öğretmenlik ve gazetecilik yaptı. Siyasi olaylar nedeniyle bir süre hapiste yattı. Toplumsal gerçekçi akımının temsilcilerindendir. Popüler romanları olsa da en çok öykü türünde eserler verdi. Değirmen, Kağnı, Hanende Melek, Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk, Kamyon, Bir Orman Hikâyesi öykü kitaplarıdır. Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan ve Kürk Mantolu Madonna romanları yayımlanmasının üzerinden çok zaman geçmesine rağmen hala çok satanlar listelerinde yer almaya devam ediyor. Bestelenen şiirleri de var.  

Diğer Okurdan yazılarını okumak için tıklayın.