İnsanı gerçekten mutlu eden nedir? Amerikalı psikolog ve pozitif psikoloji alanındaki öncü bilim insanlarından biri olan Prof. Dr. Mihaly Csikszentmihalyi Akış – Mutluluk Bilimi adlı kitabında bu sorunun cevabını ve mutluluğa nasıl ulaşacağımızın âdeta formülünü veriyor.

Uğur Eroğul

Kitaba adını veren akış teorisi, “İnsanı gerçekten mutlu eden nedir?” sorusunun cevabını mutluluğun gerçekten de bir sırrı olduğunu açıklayarak cevaplıyor. Teorinin sahibi Macar asıllı ABD’li psikolog ve aynı zamanda pozitif psikoloji alanındaki öncü bilim insanlarından biri olan Prof. Dr. Mihaly Csikszentmihalyi kitabında akışı en basit hâliyle “insan deneyimleri” yani hayata tam olarak dâhil olma süreçleri olarak tanımlıyor.

  • Peki her deneyimde akışı yani gerçekten de mutlu olabilmeyi yakalamak mümkün mü? 
  • Ya da bazı deneyimlerde bunu yakalarken bazı deneyimlerde neden yakalayamıyoruz? 
  • Sahip olduğumuz koşullar mutluluk üzerinde ne kadar etkili? 
  • Mutluluk başa gelen bir şey mi yoksa kendi iç deneyimlerini kontrol etmeyi öğrenenlerin daha çok yaklaştığı bir durum mu?  

Tüm bu soruların cevabı sevgili Csikszentmihalyi tarafından mutluluğu doğrudan aramaya değil hayatımızın iyi veya kötü her detayına tam olarak dâhil olmak ve de anlam vurgusuyla Avusturyalı psikolog Viktor Frankl’ın birçok insanın hayatına dokunan İnsanın Anlam Arayışı kitabına atıf ile geliyor:  

“Başarıyı hedeflemeyin; onu ne kadar çok hedeflerseniz o kadar çok kaçırırsınız. Çünkü başarı da mutluluk gibi takip edilemez. İnsanın kendisinden daha büyük bir yola kendisini adamasının istenmeyen yan etkisi olarak gelmelidir.”

Optimum Deneyim Nedir?
Burada önemli bir kavram karşımıza çıkıyor: optimum deneyim. 

Hayatlarımızda kendi kontrolümüzde olmayan birçok durum yani dış etkenler (genetik özelliklerimiz, savaş ya da ekonomik buhran koşulları, içine doğmuş olduğumuz tarihsel dönem, coğrafya gibi) mevcut. Fakat bir de kendi eylemlerimizden sorumlu hissettiğimiz kendi kaderimizin efendisi gibi olduğumuz zamanlar söz konusu. İşte bu bir tür neşe ve haz hissini yaşadığımız anlar tam da optimum deneyim yaşadığımız anlar. 

Bir denizcinin teknesinde hissettiği, bir ressamın tuvalinde yaratım gerçekleştirdiğinde hissettiği, bir cerrahın tüm olasılıkları hesaplayıp becerileriyle oluşabilecek zorlukların üstesinden geldiği anlar, bir yüzücünün ağrıyan kasları ya da patlayacakmış gibi olan akciğerlerine rağmen hissettiği ya da bir annenin bebeğiyle ilgilenirken zamanda kaybolduğu anlar.

Tüm bu örnekler gösteriyor ki optimum deneyim içinde sadece neşe ve hazzın olduğu değil tam tersi artan zorluk derecesine karşı bizim de becerilerimizi geliştirdiğimiz ya da farklı becerilerimizi ortaya çıkardığımız bir hâl ile üstesinden gelebildiğimizi görmek anlamına da geliyor. 

İşte bu noktada karşımıza bir diğer önemli kavram olan “ototelik kişilik” yani “akış insanları” çıkıyor. Burada önce şu alıntıya dikkat çekmek isterim:

“Hayatla yüzleşmekte daha önceden hayal bile edilemeyen seviyelerde ilerleme kaydetmişken, daha az imtiyazlı atalarımıza kıyasla daha çaresiz görünmemizin sebebi nedir? Yanıt net gibi görünüyor: İnsanlık kolektif olarak maddi güçlerini binlerce kat geliştirmiş olsa da deneyimin içeriğini geliştirmek söz konusu olduğunda çok da ileriye gidemedi.”

İşte sıradan bir deneyimi akışa dönüştürebilen insanlar yani bunu yapma becerisini geliştiren insanlar ototelik kişilik yapısına sahip insanlar. 

Peki bu tam olarak ne demek?

  • Bilinci kontrol etmek.
  • Konsantre olabilmek.
  • Öz farkındalık yani kendine odaklanma ile deneyime odaklanmayı dengelemek (Kendine odaklı olmayan bireyselcilik” ya da “çıkarcı olmayan güçlü bir amaca sahip olmak.) 
  • İçsel hedeflerle ilgilenmek.
  • Sıradan insanların katlanılmaz bulduğu durumlardan zevk almak.
  • Terslikler zorladığında yeni bir yön bularak kontrolü sağlamak.

 Mihaly Csikszentmihalyi, insanın kendi başına ototelik kişiliği nasıl inşa edeceğine dair “yüzyılımızın en büyük filozoflarından” diye hitap ettiği Bertrand Russell’a ait bir tanımı da şöyle paylaşıyor:

 “Yavaş yavaş kendime ve eksikliklerime karşı kayıtsız olmayı öğrendim; dikkatimi giderek artan bir şekilde dış nesnelere odakladım: Dünyanın durumu, bilginin farklı dalları, sevdiğim kişiler.”

Tabi bunun nasıl yapılabileceğinin keşfini kitabın ilerleyen bölümlerinde,

  • Vücut,
  • Düşünce,
  • Yalnızlıktan ve diğer insanlardan zevk almak,
  • Tüm talihsizlik, darbe ya da tersliklere rağmen onlara verilen yanıtın fayda ya da sefilliğini hayatımıza nasıl davet ettiğimizi anlattığı “kaos”,
  • Ve de son olarak “anlam” bağlantısı ile anlatıyor.

Yıllardır hem kişisel hem de profesyonel olarak mutluluk üzerine araştırmalar yapan bir endüstri mühendisi, profesyonel koç, anne ve de anlamlı hayat arayışçısı olarak ben mutluluğu, 

  • Sürekli iyileştirilen,
  • Değerler odağında,
  • İçinde bolca sevgi ve emek barındıran, 
  • Ve hayatı sadece kendimiz için değil başkaları için de “anlamlı” hâle getirebilmek olarak tanımlarken,

Peki akış bana hangi konuda ışık tuttu?

Kontrolsüz bir haz arayışı yerine bilinçli bir adanmışlık ile en sıradan deneyimin bile tüm zorluklara rağmen kendisinin bir mutluluk kaynağı olduğuna…

 Tüm fark ettirdikleri ve yaklaşık 25 yıllık çalışmalarını en anlaşılır şekilde aktarmak için de emek verdiği her bir kelimesinden belli olan bu şahane eser için Ekim 2021’de kaybettiğimiz değerli bilim insanı Prof. Dr. Mihaly Csikszentmihalyi sevgim, saygım ve minnetimle anmak ve mutluluk adına bıraktığı izler için çok teşekkür etmek isterim.

NOT: Her kitabı bitirdikten sonra zihin haritası oluşturmak, öğrendiklerimi içselleştirmek ve daha kolay hatırlamak adına çok faydalı oluyor. Genel hatları ile oluşturduğum zihin haritasını sizlerle paylaşmak isterim:

Diğer Okurdan kategorisi içerikleri için tıklayın.