Bookinton

Hasan Sezer

Bu yazı dizisi, tanıdık coğrafyalarla tanıdık olmayan sesleri bir araya getirmeyi arzuluyor. Her ay bir şehri, her şehirde bir yazarı, her yazarda bir cümleyi ve her cümlede bir kıyıyı keşfetmeyi amaçlıyor. Böylece edebiyatı, edebiyatçıyı okuyucuya, okuyucuyu edebiyatçının, edebiyatın dünyasına yaklaştırabileceğine inanıyor. Bu yazı dizisi iz sürmeyi, patikalardan ovalara, ovalardan şehirlere, şehirlerden duvarlara sinmiş bir kokunun, sanatın kokusunun peşinden yaşanmışlıkların ağır ağır, isli bir tonda işlendiği sayfalara ulaşmak istiyor.


Çünkü, inanıyor ki, bir yazar bir şehirde yalnızca bulunmaz; onunla değişir, onunla yaşar, ona yerleşir ya da ondan kaçar. Kimi zaman o şehirle kavga eder, kimi zaman onunla sessiz bir dostluk kurar. Ama her seferinde cümlelerini o şehrin sesiyle süsler: Arnavut kaldırımlarının ritmi, sokak lambalarının göz alan ışığı, tahta pencerelerin çok sesli açılışı, mavi denizin yosun kokusu.


Ancak şehirler de besler bu bağı. O yazarı kabullenir yavaşça, onunla yeni bir anlam kazanır, onu yaşatır, taşır içinde şevkle veya zamanla siler, hınç ve unutuşun acı kiniyle. Bir duvar çatlağındadır yazar, bir sokak adında, bir kütüphanenin tozlu rafında bekler, bir hatıranın izinde; o şehirle ya kavuşmanın ya da unutuşun serzenişinde yeniden ve yeniden bir araya gelir.


Şehir, bir yazarın anlatı sahasıdır, onun yaşam alanı, görüş, duyuş, hissediş mekânı. Yazar, şehrin birikimidir, hatırasıdır, tarihi. Öyleyse, şimdi, karşı kıyıda ne var? Bir düşüncenin yansıması. Uzak. Neden karşıda bir kıyı var? Ardından bir at koşuyor düşüncenin, dörtnala duraksız, atın soluğunu duyuyorsun. Yerlere yatıyorsun ayaktayken, düşüyorsun yürürken, terler akıtıyorsun üşürken.


Okumak, içinde sürüklenilen zamanın bir yenisini tanımak için. Okumak, bilinen sınırları bilinmeyenle anlamak için. Okumak, hatırlamak için. Binlerce yabancı arasında tanıdık bir sesi duymanın heyecanıyla, yaşanmışlıkları, tunç kulelerin satır başlarını evlerinde tanıyabilmek için. Evet, bu yazı dizisi sizi okumaya davet ediyor, bir cümleyle bir yazarı, bir yazarı bir kentle anlamaya çağırıyor.


İnsan okudukça, okuyabildikçe, bir başka insanın sesini duyabildikçe, arayışını duyumsayabildikçe bir bakışın izini tanıyabilir. O izi tanımak yolu görmek demektir. Yolu görmek için yolda olmak gerekir. Bu yola bir haritayla, bir rotayla değil, anlamın öz arayışıyla çıkmak gerekir. Onlarca ses, kargaşa arasında zamana, hafızaya ve durmaya karşı bir arayış, yarına kavuşmak için dünün heyecanıyla.


Okumak, bir araç ve bir amaç olarak okumak. Anlayarak, anlamak isteyerek, belki de anlamadan, hissedemeden okumak. İzler peşinde bir yol bu, yaklaşabilmek için yabancı olana. Bir temas anı, bir kelimenin, cümlenin, sokağın, caddenin, koskoca şehrin bir sayfayla temasında, bir yaşam alanından bir diğerine, hiç sıkılmadan.


Edebiyat sadece kitaplarla değil, yollarda, pencerelerde, bir sandalye tepesinde, sabah serinliğinde, eskimiş duvar yazılarında, yüzyılları bağrında besleyen kentlerde, yıkılıp yakılıp yeniden dikilen unutuluşun şehirlerinde katılırken aramıza, onun izini, yollarını keşfetmek için nehrin kıyısında.


Nehrin kıyısındayım, benden çok daha önce yaşamış, yaratmışların izi karşı kıyıda. Bir mezar taşının başında oturan heykeli görmek için, bir kentin sokağını süsleyen ismi ezberlemek için. Onların peşinde, hayatların, edebiyatın peşinde iz sürmek için. Şimdi, nehrin kıyısında.
 

Bir Yorum Bırakın

Your email address will not be published.