İlknur Özdemir, Can Yayınları, Yapı Kredi Yayınları, Turkuvaz Kitap, Kırmızı Kedi Yayınevi gibi Türkiye’nin büyük yayınevlerinde çalıştıktan sonra 2019 yılında SİA Kitap’ın kurucularından biri oldu. Çevirmen, editör, yazar ve aynı zamanda yayınevi yöneticisi kimliğiyle ön plana çıkan Özdemir’e yayıncılık sektörünün kronik meselelerini ve SİA Kitap’ın hızlı yükselişini sorduk. 

Mürsel Çavuş

Yayıncılıkla ilgili sohbetlerde, “Bunu ilk İlknur Hanım yaptı, esas o işi İlknur Hanım çözdü,” gibi cümleleri sık duyarız. Şimdilerde SİA Kitap’ın Genel Yayın Yönetmenliği’ni yürüten İlknur Özdemir Can Yayınları, Yapı Kredi Yayınları, Turkuvaz Kitap, Kırmızı Kedi Yayınevi gibi Türkiye’nin büyük yayınevlerinin kurumsallaşmasında büyük rol oynadı. İşletme mezunu olduğu için kendisine sadece SİA Kitap’ta “az zamanda çok iş” başarmalarının sırrını sormadım, aynı zamanda “Ne olacak bu yayıncılığın hâli” minvalinde sorular da yönelttim. Özellikle Türkiye’nin “üretilen kitap çeşidi açısından dünyada 5. sırada, toplam üretilen kitap adeti olarak da ilk 10’un içerisinde, sektörün maddi büyüklüğü açısından da 9. sırada” olduğunu öğrendikten sonra neden uluslararası bir yayıncılık markası çıkaramadığımızı da…  

SİA Kitap, 2019’da kurulmuş olmasına rağmen bu kadar kısa zamanda nasıl 200’e yakın kitap çıkarabildi? Nasıl bir sistematikle bu kadar kısa sürede, bu kadar nitelikli eser yayımlayabildiniz?

Küçük bir kadroyla başladık 2019’un Eylül ayında. Aradan geçen üç yılda o kadroya ancak 3 kişi eklendi. Yani yine küçük sayılır kadromuz. Şu var ki bu kadrodaki herkes birbirini tanıyordu, hepimiz birlikte yıllarca çalışmıştık. Bu çok önemli bir avantaj bence. Kadromuzun tamamı yeni ve birbirini tanımayan, birbirinin niteliklerini bilmeyen kişilerden oluşsaydı, bu kadar kısa zamanda bu kadar iş yapamaz, bu kadar kitabı düzgün çıkaramazdık. Hepimiz deneyimliydik, ben yurt içinde ve yurt dışında çok kişi tanıyordum, yıllardır ilişkide olduğum ajanslar, yayıncılar vardı. Katalog oluşturmam çok zor olmadı. Diğer kurucu arkadaşım Salih Yavuz piyasayı çok iyi bilen biridir, bunlar bizim işimizi kolaylaştırdı. Ama elbette çok çalıştık, çok uğraştık. 7/24 desem yeri var. Hedeflerimizi belirlemiştik, bildiğimiz yazarlardan başladık. 

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Ali Odabaş 74. Frankfurt Kitap Fuarı’nda, “Türkiye yayıncılık dünyasında, Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin verilerine göre üretilen kitap çeşidi açısından dünyada 5. sırada, toplam üretilen kitap adeti olarak ilk 10’un içerisinde, sektörün maddi büyüklüğü açısından da 9. sırada,” dedi. “Global 50 The Ranking of the Publishing Industry 2020” raporuna baktığımızda ise dünyanın en büyük 50 yayınevi içinde tek bir Türk yayınevinin dahi olmadığını görüyorum. Siz bunu neye bağlıyorsunuz? Sizce neden Türkiye uluslararası bir yayınevi çıkaramıyor?

Uluslararası bir yayınevi çıkarmak kolay bir iş değil ki. Maddi koşullarının buna elverişli olması, yurt dışı ilişkilerinin gelişmiş olması öncelikli koşul. Yayın yelpazesinin genişliği ve çeşitliliği, tanıtım gücü ve olanakları, profesyonel bir kadro gibi çeşitli faktörler belirleyici ama elbette yayınevi yanında yazarlarının da uluslararası boyutta ilgi çeken, çok sayıda okura ulaşan yapıtları olması gerek. Böyle yazarlarımız elbette var ama neredeyse hepsi bireysel olarak üne kavuşuyor yurt dışında. Yayınevleriyle değil, kendi adlarıyla tanınıyorlar. 

“Global 50 The Ranking of the Publishing Industry 2020” raporunda dünyanın en büyük yayınevleri arasına Danimarka, Hollanda, Norveç gibi az nüfusu olan ülkelerin kendi markalarıyla girebilmesini nasıl yorumluyorsunuz? 

Bu konuda geniş bilgi sahibi değilim, bu markaların geçmiş dönemlerdeki çalışmalarını incelemek gerekir doğru yanıt verebilmek için. Az nüfus çok önemli değil, önemli olan yazarlarını iyi sunabilmeleri, tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinin doğru kıstaslarla yapılabilmesi. Bu ülkelerin hepsinin yayıncılık geçmişi bizimkinden çok eski. Norveç’te ilk yayınevlerinin 1830’larda kurulduğunu düşünürsek neredeyse 200 yıllık köklü bir geçmişleri olmasının katkısı daha iyi anlaşılır. Ayrıca okuma kültürü de okur sayısı açısından, bizden daha ileride. 

Türkiye’nin önemli yayıncılık kuruluşlarında çalışmış biri olarak Türkiye’deki yayınevlerini işletmeci gözüyle başarılı buluyor musunuz? Yayınevleri kurumsallaşmayı, işletmeciliği, pazarlamayı nasıl yürütürse daha başarılı olur? 

Ben hep amatör bir ruhla profesyonel işler yapmaya çalıştım. İlk ve en uzun çalıştığım Can Yayınları, ben başladığımda kurumsal bir yapıya sahip değildi. Zaten o zaman çoğu yayınevi öyleydi ve başarıları da belki buradan geliyordu. Genişledikçe, büyüdükçe, kadro artıp yayınlar çoğaldıkça kurumsallaşma zorunlu hâle geliyor ve o zaman da o amatör ruhu korumak zorlaşıyor. Türkiye’de dağıtım büyük sorunlardan biri. Büyük kentler dışında, yaygın bir kitabevi ağı yok. Kitap satan, yanında başka pek çok şey satan dükkânlar var, oralarda da ancak çok satan kitaplar yer buluyor. İşletmecilik konusunda her yayınevinin iç düzeni, organizasyonu farklı. Kimi pazarlamaya ağırlık veriyor, kimi yayımladığı kitapların türüne. Kimseye akıl verecek değilim elbette, ama yeni kurulan yayınevleri bir süre el yordamıyla ilerleseler de sonunda kendileri için en uygun çözümü, sistemi buluyorlar diyebilirim. 

SİA Kitap olarak nasıl bir okur personasına yayıncılık yapıyorsunuz? Sizce zamanın ruhuna göre okurların yapısı nasıl değişiyor? 

Çok okuyan bir kitle var, çok kalabalık olmasa da. Tercihleriyle biraz da onlar yönlendiriyor yayıncıları. Zaman zaman iri bir dalga gibi ortaya çıkan, bir süre sonra etkisi azalan akımlar oluyor, klasikler çok okunuyor derken birden fantastik romanlar öne çıkıyor ya da polisiyeler, arkasından Doğu edebiyatı geliyor, sonra Kuzey edebiyatı vb. Pandemi sırasında okunan kitaplar farklı; ekoloji ön plana çıktığında farklı. Zamanın ruhu hem kitap tercihlerini değiştiriyor hem okur profilini. Yayıncılar da buna ayak uydurmaya çalışıyorlar. Yine de kendi tercihlerini, yayın çizgisini ve kataloğunu koruyanların sayısı da az değil. 

Yayınevi olarak pek çok konu başlığında kitap çıkartıyorsunuz. Yeni dönemin yükselen kitap türleri neler?

Biz SİA Kitap olarak dünyada tanınan, etkileyici yapıtları çok kişiye ulaşmış, konusu ve diliyle ses getiren kitaplar yazmış yazarları yayımlamaya devam etmek istiyoruz. Bir yandan da ülkemizdeki güncel konular ve sorunlar üzerine eğilen yazarların kitapları da önceliklerimiz arasında. Örneğin tarım, vergi konusu, sürdürülebilirlik, buğdayın geçmişi ve geleceği, sosyal ve siyasal yapı konulu kitaplar gibi. Bunlar devam edecek. Edebiyat kitaplarımız kesinlikle çoğalarak sürecek. Çocuk kitaplarımız kataloğumuzun üçte birini oluşturuyor, benim çok önem verdiğim türlerden biridir çocuk kitapları, tek tek hepsini okur, değerlendirir, titizlikle hazırlanıp yayımlanmasına öyle karar veririm. Onda da yola devam.

Telifsiz eser basma salgınını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu tür bir yayıncılık anlayışı yayıncılık sektörünü nasıl etkiliyor?

Bence biraz yavaşladı bu iş çünkü aynı kitabın bazen onlarca çevirisi bulunuyor. Hem de birbirinden çok farklı fiyatlarla. Okur ya bilinen çevirmenlerin çevirdiği kitabı ya da ucuzu tercih ediyor, dolayısıyla bazen maliyetine satılır hâle geliyor kitabınız. Aynı kitabın onlarca değişik çevirisinin piyasada bulunması yayıncılığa katkı sağlıyor diyemem. Okuru bir yere kadar besler bu telifsiz yapıtlar. Biz de yayınlıyoruz telif dışı kitapları ama ilgi çekici olanları, az bilinen ya da hiç bilinmeyen yapıtları tercih etmeye çalışıyoruz. 

Kâğıt fiyatlarının yükselmesi ve yazar olmak isteyen kişilerin artışıyla birlikte ücretli kitap basma dönemi başladı. Sizce kitapların ücretli basılması yayıncılığı nasıl etkiliyor?

Kitabını bir yayınevine kabul ettiremeyen yazarların ya da yazar adaylarının kitabını ücretli bastırmasında sorun yok çünkü yayınevleri, dediğiniz gibi, gerek kâğıt gerekse de matbaa fiyatlarının çok artması nedeniyle artık eskisi gibi kolay kolay, “Bu yazara bir şans verelim,” diyemiyorlar. En küçük bir kitabın bile, telifler, genel giderler, kâğıt, matbaa, tanıtım gibi giderleri düşünüldüğünde, yayınevine maliyeti 15-20 bin TL’yi bulabiliyor. Dolayısıyla ne yazık ki seçici davranmak zorunda kalıyorlar. Bu bağlamda yazar da çok fazla bir şey bekleyemiyor ama ücretli bastırdığı kurum iyi bir tanıtım yapabilirse şansı artabiliyor. 

Yazar, maddi kazançtan çok tanınmak konusunda istekliyse ücretli bastırabilir elbette. Tek sorun, bu şekilde yayımlanan kitapların iyi bir editörlük çalışmasından geçip geçmediğini bilememek. Geçiyorsa mesele yok, geçmiyorsa yayıncılığı iyi değil, kötü etkilediğini söylemek gerekiyor.

Yayıncı olarak hedefleriniz neler? Türkiye pazarında neyi “başarı” kabul ediyorsunuz?  

Yayıncı olarak hedefimiz, şimdiye kadar yaptığımız gibi, iyi yazar-iyi kitap-iyi çeviri-iyi basım. Gerek kadromuzdaki gerek bağımsız çalıştığımız arkadaşlarımız sektörün en iyilerinden. Hızlı değil, nitelikli iş çıkarmak istiyoruz ki yaptıklarımız kalıcı olsun. Henüz taze bir yayınevi sayılırız, hedefimiz sağlam adımlarla büyümek tabii. 

Başarı, genellikle yayımladığınız kitapların çok satar hâle gelmesi olarak anlaşılabilir, her yayıncı arzu eder kitaplarının çok satmasını, biz de isteriz. Ama her kitap bu duruma gelemez, çıkardığımız sekiz-on kitaptan birinin lokomotif olması bizi sevindirir. 

Bunlar adımızı duyurur, bizi tanıtır, okur kitlesi oluşturmamıza yardım eder. Başarı, okurun ilgisini kaybetmemek, güvenini sağlamak olarak da yorumlanabilir. Eğer “Bu kitap SİA Kitap’ta çıktıysa mutlaka iyidir, alıp okumalıyım,” dedirtecek düzeye gelmişsek, başarılı olmuşuz demektir. Buna karar verecek olan da okurdur. 

Enflasyonist ortam ve ekonomide süren belirsizlikler yayıncılığı sizce nasıl etkileyecek? Yayıncılık sektörü daha önceki krizlerden güçlenerek çıkmıştı. Bu krizin etkisi sizce ne olacak?

Şu aşamada yayıncılığı kötü etkilediği ortada. Kitaplara fiyat koyarken zorlanıyoruz. Fiyat koyarken gerçekten kılı kırk yarıyoruz. Öte yandan buna zorunluyuz. Basılan ve satılan kitap sayısı azaldı, programlar erteleniyor, ekonominin diğer alanlarında olduğu gibi yayıncılıkta da çok hissediliyor bu kriz. Bu krizden güçlenerek çıkmamız, ekonominin düzelmesiyle, enflasyonun aşağılara çekilmesiyle mümkün. Bu ne zaman olur derseniz, herkes gibi ben de yanıtını bilemiyorum. 


İlknur Özdemir Kimdir?

İstanbul’da doğdu. İstanbul Alman Lisesi’ni ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. Yayın dünyasına 1991 yılında Paul Auster’dan çevirdiği Yalnızlığın Keşfi adlı kitapla girdi. 1995 Ocak ayında Can Yayınlarında üstlendiği Genel Yayın Yönetmenliği görevini, daha sonra Yapı Kredi Yayınları, Turkuvaz Kitapçılık ve Kırmızı Kedi Yayınlarında sürdürdü. 2019 yılından bu yana kurucularından olduğu SİA KİTAP’ta aynı görevi üstleniyor. Michael Cunningham’ın Pulitzer Ödüllü romanı Saatler‘in Türkçe çevirisiyle 2000 yılında Dünya Kitap Çeviri Ödülü’nü aldı. Çevirilerinden bazıları: Paul Auster: Yalnızlığın KeşfiYanılsamalar Kitabı,New York Üçlemesi; J.M. Coetzee: Utanç, Petersburglu Usta; Michael Cunningham: Saatler; Günter Grass: Yengeç Yürüyüşü, Soğanı Soyarken; Stefan Zweig: Amok Koşucusu, Yakan Sır, Satranç, Korku, Mecburiyet; Ian McEwan: Cumartesi, Sahilde, Benim Gibi Makineler; Ingeborg Bachmann-Paul Celan: Kalp Zamanı; Virginia Woolf: Mrs. Dalloway, Kendine Ait Bir Oda, Dalgalar, Dışa Yolculuk, Orlando, Varolma Anları, Pazartesi ya da Salı, Deniz Feneri, Perde Arası; Pascal Mercier: Lizbon’a Gece Treni, Sahnede Ölüm, Sözlerin Ağırlığı; Franz Kafka: Şato, Ceza Sömürgesi, Dava, Milena’ya Mektuplar, Dönüşüm; Max Frisch: Stiller, Montauk; Colm Tóibín: Sihirbaz. Judith Hermann: Yaz Evi, Daha Sonra. 

Almanca ve İngilizceden çok sayıda çevirisi, Senin Öykün Hangisi adlı bir öykü kitabı ve Nereden Çıktı Bu Çocuk? adlı çocuk kitabı vardır.

Diğer editörden kategorisi içeriklerini okumak için tıklayın.