Dizelerini ezbere bildiğimiz İranlı şair Furûğ Ferruhzâd’ın şiirlerini Farsçadan çeviren Levent Çeviker ile şair ve 2019 yılında Ayrıntı Yayınlarından çıkan Kuş Ölümlüdür Sen Uçmayı Hatırla kitabı hakkında konuştuk.

Sema Adalar Utkueri

İran edebiyatında şiirin ayrı bir yeri var. Hatta ülkenin diğer adının Şiiristan, her İranlının da biraz şair olduğu söylenir. Ne de olsa Hayyam, Hafız, Sadi, Firdevsi, Şehriyar’ın doğduğu topraklar. Bu kadar kadim bir kültürün dili de çok zengin olmalı. Çevirmen açısından baktığınızda Farsça nasıl bir dil?

Farsça Hint-Avrupa dil ailesine ait bir dil ve bu gruptaki her dil gibi öğrenmesi epey meşakkatli. Kendine has özellikleri olan, sondan eklemeli bir dil fakat bu özellikleri şiir için neredeyse biçilmiş kaftan. Farsçanın esnemeye uygun yapısı sayesinde özellikle şiirde aynı ifadeyi çok farklı şekillerde ifade etmek mümkün. Bu da doğal olarak manzum anlatım şeklinin popüler hâle gelmesine olanak sağlamış. 

Bunun yanı sıra edebî Arapçanın zenginliğinden de faydalanılmış. Bin yıl öncesinde kaleme alınan beyit şeklindeki manzum metinler o dönemin insanlarına yol göstermiş, maneviyat kazandırmış. Günümüzde Orta Doğu coğrafyasının dönüştürüldüğü kasvetli yapı bir yana Farsça kadim kültürün ve toprakların dili olmaya devam ediyor.

Şiirin duygusunu yansıtabilen, hakkını yemeyecek çeviri yapabilmek için o dili “bilmek” yetmiyor. O yüzden şiir çevirisi yapmak çok cesur bir karar, sizi yürekten kutluyorum. Furûğ Ferruhzâd’ın şiirlerinin çevirisine nasıl hazırlandınız? 

Çok teşekkür ederim. Doğu dilleri bölümünde lisans eğitimini tamamladıktan sonra modern Fars şiiri üzerine çalışmak istedim. “Varoluşun Romantik Sancılarında Furûğ Ferruhzâd” başlıklı yüksek lisans tezim için hazırlığa koyuldum. Aslında tüm kaynak taramalarını ve okumalarımı 2007 yılında yapmaya başladım. Furûğ’un yaşamını birçok kaynaktan, kardeşlerinin ve yakınlarının kendi kaleminden okudum. 

Tüm bu araştırmalar neticesinde şairin yaşamına, hislerine aşinalık kazandım. Gerçi üniversitenin yenilikçi yaklaşımla barışık olmayan yapısından ve o dönemlerde kendini iyiden iyiye belli etmeye başlayan siyasi tarafgirlikten, “adamcılıktan” dolayı tezi sunmama kararı aldım. 

Yıllar sonra Ayrıntı Yayınları tüm şiirlerini çevirme teklifiyle gelince memnuniyetle kabul ettim. Yılların tozlu dosyasını tekrar önüme alıp bilgileri kısa süre içinde tazeledikten sonra çeviriye başladım. Çeviri bir yıl sürdü. Dediğiniz gibi, şiir çok öznel hislerin dışavurumudur. Bazen kısadır ama çok şey ifade eder. Bu noktada dil bilgisi ve gramer işin teknik ayrıntısı kalır, önünüzdeki kitapta çevrilecek metin değil şerh edilmeyi bekleyen şairin kendisi vardır.  

Furûğ Ferruhzâd’ın popüler kültür nesnesi hâline gelmiş olması tercihinizde nasıl bir rol oynadı? 

Sosyal medya olarak sadece Facebook’un var olduğu zamanlarda Furûğ Ferruhzâd ile ilgili araştırmalar yaptığımdan beni sonradan popüler olması etkilemedi. Hatta canımı bile sıktı diyebilirim 😊

içim sıkılıyor içim sıkılıyor 
avluya çıkıyorum ve parmaklarımı
gecenin gergin teninde gezdiriyorum 
ışıklar sönük  ışıklar sönük 
kimse beni güneşle tanıştırmayacak 
kimse beni serçelerin davetine götürmeyecek
kuş ölümlüdür sen uçmayı hatırla

Yıllardır sosyal medyada sık sık paylaşılan “Kuşlar ölür sen uçuşu hatırla” olarak bildiğimiz ünlü dizenin çevirisinin hatalı olduğunu sayenizde öğrenmiş olduk. Bunun doğrusu “Kuş ölümlüdür sen uçmayı hatırla” dediniz. Açıkçası önce şaşırdık ama ben daha çok sevdim sizin çevirinizi. 

Anlamı daha düz ve sıradan. Bir de tabii her zaman olduğu gibi galat-ı meşhur lugat-ı fasihten evlâdır. Günümüz tüketim toplumuna bir meta verirsiniz, onu alır, soğurur, kusar, başkalaştırır, kendi eksenine çeker. 

Furûğ’un söylemek istediği daha derin bir his, daha yekten bir felsefe. Orijinal metne göre gidersek şu olacaktı: “Uçmayı hatırla, kuş ölümlüdür.” Editörüm ve üstatlarım Levent Turhan Gümüş ve Emirhan Oğuz ile oturup düşündük. Gerçek ifadeyi bozmadan, çarpıtmadan Türkçede nasıl daha estetik ifade edebiliriz diye. Sonunda gizli özneyi saklandığı yerden çıkarıp araya koyduk, bu başlık çıktı.

İlginçtir, Ferruhzâd’ın söylemediği, ona ait olmayan birçok dize, mısra, satır da dolanıyor sosyal medyada. Klasik edebiyatta Mevlânâ, Hayyam, Sâdi vb. için de yapılıyor bunlar.

Eski çevirilerle karşılaştırıldığında tüm şiirlerinde bu kadar büyük farklar var mı?

Çeviri farkları var tabii. Az önce bahsettiğimiz konuya geliyoruz burada. Dili bilmek yetmiyor şiir çevirmek için. Hele hele dili de kâfi miktarda bilmeyip keyfî çeviri yapmaya kalkanlar da var ki onlardan hepten uzak durmak lazım. 

Furûğ’un şiirleri hiçbir zaman tek ciltte çevrilmedi. Benim çevirimden kısa bir süre önce Yapı Kredi Yayınları bastı. Sadece o çeviri ve benimki toplu şiirlerinin çevirisi. Bir de çok önceden bir çeviri yapılmıştı ancak çok fazla hata ve eksik vardı, onu dile getirmiyorum. Külliyat olarak değerlendirirsek durum bu. 

Yaklaşım farkımız illaki olacaktır ama Yapı Kredi ve Ayrıntı –benim çevirim– baskıları piyasadaki en doğru çevirilerdir.

32 yaşında, en verimli olacağı dönemde hayata veda eden Furûğ Ferruhzâd’ı sizden dinleyebilir miyiz? Zor bir coğrafyada duygularını böyle yoğun, hayata karşı duruşunu bu kadar pervasız ifade edebilen kadın kim?

Kitabın başında şair hakkında epey uzun bir önsöz yazdım. Orada da sıklıkla ifade ettiğim gibi Furûğ aslında hayatın sillesini yemiş acılı bir kadın değil. Ne yapmak istediğini bilen, bunun için ne gerekiyorsa yapmaya hazır olan bir kadın. Buna çocuğundan ayrı kalmak da dahil. 

Günümüz “romantikleri” şairi hep hüzünlü, solgun, aciz bir Acem kadını olarak tasvir ederler. Bilakis, acı çekmişse de çekeceğini biliyordur Furûğ. Ayrılıklar yaşamıştır ve kaybetmeye zaten hazırdır. Zaten böyle bir karakter olmasa muhafazakâr bir ülkede, “yalnız bir kadın” olarak bu yolculuğa çıkmaya cüret dahi edemezdi.

sevgi sözcüklerinin arasındaki sessizlik kadar çıplak 
 ve tüm yaralarım aşktandır

Baskıcı bir baba ve kendi tabiriyle “kötüyü iyiden ayıramayacak kadar cahil” bir annenin olduğu evden çıkmanın çaresini evlilikte bulmuş, kendinden yaşça çok büyük olan dönemin entelektüel ismi Pervîz Şâpûr ile evlenmiş, hemen bir oğlu olmuş, eşinden ayrılmış, çocuğundan mecburen ayrılmış, tiyatro oyunculuğu yapmış, resimler yapmış, şiirler yazmış, belgeseller çekmiş, aleni aşklar yaşamış ve bunlardan hiç utanmamış bir kadın Furûğ.

“Arsızlıkla damgalanan
Boş kinâyelere gülen bendim.
Kendi varlığım sesi olayım
İstedim, ne yazık ki kadın’dım.”

Furûğ’u daha iyi anlayabilmek için İran kültürünü iyi tanımak gerekiyor mu? 

Aslında hiç öyle bir bağlantı yok. Hele günümüz İran kültürü ile Furûğ bambaşka evrenlerde sanki. Furûğ’da biraz Sylvia Plath’ı görürsünüz, biraz Nilgün Marmara’yı. Yani bir kadın görürsünüz; acısıyla tatlısıyla, kendine biçilmeye çalışılan hayatla, ona karşı duruşla, direnen, direşken bir kadın.

Şiirlerinde bolca isyan, aşk, hüzün hissediliyor ama diğer yandan da çok da güçlü bir direniş ve umut var. Sizi en çok etkileyen şiiri hangisi oldu?

Beni son iki kitabındaki şiirleri daha çok etkiler. O Günler, Oyuncak Bebek, Yeniden Doğuş, Yeryüzü Ayetleri, İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına, Yüreğim Bahçe İçin Yanıyor, Yalnızca Sestir Kalan, Kuş Ölümlüdür… Bunlar kendi kelamını iyiden iyiye ifade ettiği şiirler bence. 

Levent Çeviker Kimdir?

1981 yılında İstanbul Bakırköy’de doğdu. 1999 yılında girdiği Kocaeli Üniversitesi Denizcilik Fakültesi onu denizci olmaya yönlendirse de sonrasında edebiyatı tercih etti. 2003 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fars Dili ve Edebiyatı ve Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinden mezun oldu. 2005 yılından bu yana birçok büyük yayıneviyle editör ve çevirmen olarak çalıştı. 10 yıl boyunca Say Yayınları’nda yayın koordinatörlüğü ve editörlük yaptıktan sonra 2021 yılı sonlarına doğru İrene Kitap’ı kurdu. Kurgu dışı yayıncılığa artık İrene Kitap markası ile devam ediyor.

Diğer çevirmenlerden kategorisi röportajlarını okumak için tıklayın.