Çağdaş Türk Edebiyatı denilince akla gelen ilk isimlerden olan Ahmet Hamdi Tanpınar, hâlen en çok okunan, tartışılan yazarlardan. Kendini maruz müşahit ve daima yalnız olarak tanımlayan Tanpınar’ın hayatı, eserlerine daha fazla nüfuz etmek isteyenler için çokça ipucu barındırıyor.   

Mehmet Cenker Tuncer

Tanpınar’ın çocukluk yılları, babasının önce kadı yardımcılığı, daha sonra kadılık vazifesi gereği İstanbul ile imparatorluk topraklarının kaza ve şehirlerinin birinden diğerine dolaşmakla geçer. 13 yaşına bastığında babasının tayini sebebiyle Kerkük’e taşınırlar ve hayatını şekillendirecek ilk kaybını burada yaşar. Annesi bir yolculuk sırasında rahatsızlanarak hayatını kaybetmiştir.

Yolculuklar, sürekli değişen mekânlar, kayıplar, Tanpınar’ın hayatını ve edebiyatını derinden etkiledi. Kendisi bu etkileri şöyle açıklıyordu, “Herhalde babamın Anadolu memuriyetleri dolayısıyla bir yerde oturamamamız, o zamanların uzun süren yolculukları, gittiğimiz, uzak imparatorluk memleketlerindeki değişik iklim ve yaşama şekilleri, ânî ayrılışların hüznü, dönüşlerin saadeti, daha çocuk yaşlarda iken hayatıma dikkat etmeme, hiç olmazsa onu bir sergüzeşt gibi görmeme sebeb olmuştur, sanırım.” (Tanpınar, Yaşadığım Gibi, s. 301).

Kerkük, Tanpınar’ın hayatında dönüm noktası olarak, onun okuma tutkusunun da başladığı yer oldu. Yine de Antalya’ya taşınana ve küçük de olsa bir kütüphaneye erişebilene kadar bu tutkusunu hakiki anlamda doyuramadı. Orada kirayla kitap veren bir kütüphane buldu ve 1918 sonbaharına kadar Servetifünun külliyatını ve tercüme romanları hatmetti. 

İstanbul, Yahya Kemal ve edebiyat

Liseyi Antalya’da tamamlayan Tanpınar, üniversite eğitimi için gelmiş olduğu İstanbul’da savaşın son yıllarını tecrübe etti ve bir şehrin hüznünü paylaştı. “Dört senelik harp, şehri içinden ve dışından beraberce kemirmişti. Her şey, eskimiş, küçülmüş, değişmiş, fakirleşmişti. Büyük, çok büyük, bizim fert hudutlarımızı geçen bir şey ölmüş gibiydi. Daha ilk günü bunu hissettim.” Böylesi bir atmosferde ilk önce darülfünuna kaydolmak için başvurdu. İlk olarak tarih daha sonra da felsefe bölümlerini düşünse de Yahya Kemal’in edebiyat dersleri verdiğini duymasıyla edebiyat bölümünde karar kıldı. Yahya Kemal, Antalya yıllarından süregelen bir şekilde Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hayatı ve sanatı için önemli bir figür oldu. 

Yahya Kemal ile dersteki ilk karşılaşma anını şöyle anlatır, “Birdenbire kapı açıldı. Orta boylu, yuvarlak çehreli, güzel, derin bakışlı bir adam içeriye girdi. Herhangi bir mesleği namus ve haysiyetle kabul edecek genç bir adamdı bu. İyi ve otoriteli bir memur olabileceği gibi, sekiz asır cemaatimizin bel kemiği olan, o temiz işçi ve rahat vicdanlı zanaatkârlardan biri de olabilirdi. Hususi hiçbir istisnası yoktu. Temiz tıraş olmuş, temiz giyinmişti… Bize bakarak, bize hitap ederek sanki kendisini arıyordu. Pek az sonra herhangi bir dersi dinlemediğimizi, daha doğrusu bir düşüncenin solosunu seyrettiğimizi anladık… Belli ki konuşurken buluyordu ve bulduğu şey bizimle beraber onu da tesir altında bırakıyor, coşturuyor, kızıştırıyordu… Hocamızı bulmuştuk.” Yahya Kemal’i tanıdıktan sonra kişiliği, hayatı, edebiyatı bambaşka bir yöne çevrildi.

Yahya Kemal ile Tanpınar arasında gelişen usta-çırak ilişkisi Tanpınar’ın edebî kişiliği ve yolculuğunu şekillendirdi. 1921 yılında Yahya Kemal, Dergâh dergisini çıkartmaya başlayınca, Tanpınar da ilk yazılarını bu dergide yazdı. Bir yandan edebiyat fakültesi diğer yandan Dergâh dergisi, Tanpınar’ın bazıları ömür boyu sürecek dostluklar kurmasını da sağladı. Hasan Âli Yücel, Mustafa Nihat Özön, Mümtaz Arolat ve Nurullah Ataç bu isimlerden yalnızca birkaçı. 

Edebiyatın şekillendirdiği bir hayat

1923 yılında edebiyat fakültesinden mezun olduktan sonra Erzurum’a edebiyat öğretmeni olarak atandı. Sırasıyla Konya, Ankara ve Kadıköy’deki liselerde hocalık yaptı, 1934 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne asli olarak tayin edilip sanat tarihi, estetik ve mitoloji dersleri vermeye başladı. 1939 yılında dönemin Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel tarafından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne, Yeni Türk Edebiyatı profesörü olarak atandı. 1942 yılında CHP’den Maraş milletvekili olarak girdiği siyasetten çeşitli görevlerin ardından 1949 tarihinde İstanbul Üniversitesi’ne dönerek çekildi.

1942 yılından itibaren edebî alandaki eserleri kendini göstermeye başladı. İlk olarak 1942 yılında tek bir kitapta birleştirdiği öyküleri Abdullah Efendi’nin Rüyaları adı altında basıldı. Mahur Beste isimli ilk romanı da 1944 yılında Ülkü dergisinde tefrika edildi. Hemen arkasından 1945 yılında Beş Şehir ve 1948 yılında Ahmet Hamdi Tanpınar’a edebiyat alanında esas ünü ve ismi kazandıran Huzur romanı Cumhuriyet gazetesinde tefrika olarak yayımlandı. 1954 yılında Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve 1955 yılında Yaz Yağmuru isimli ikinci hikâye kitaplarıyla artık Türk edebiyatının ustaları arasına girmişti. 

Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanın tefrika hâlindeki basımının korunmuş bir örneği, Tanpınar Edebiyat Araştırmaları ve Uygulama Merkezi arşivi.

Yahya Kemal ve Hasan Âli Yücel’in arka arkaya ölümleri Tanpınar’ı çok sarstı ve giderek artan bir ölüm endişesi hissetmeye başladı. Zamanının kalmadığı düşüncesiyle kendisini tamamen yazmaya ve basılmamış, dağınık hâlde bulunan eserlerini bir araya getirmeye adadı. Aralıklarla nükseden bronşit hastalığı sebebiyle 23 Ocak 1962’de fenalaştığı bir fakülte kurulunun sabahında bir başka kriz daha geçirerek hayata veda etti.

Tanpınar’ın edebî eserleri

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerini okumak için kronolojik bir sıralama gerekmese de edebiyatının evrelerini takip edebilmek isteyenler için yazıldıkları tarihsel çizgiye uygun şekilde paylaşıyorum. 

  • Hikâyeler: (Abdullah Efendi’nin Rüyaları, 1943 – Yaz Yağmuru ,1955, Dergâh Yayınları)
  • Mahur Beste (1944), Dergâh Yayınları
  • Beş Şehir (1946), Dergâh Yayınları
  • Huzur (1948), Dergâh Yayınları
  • Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1961), Dergâh Yayınları

Tanpınar’ın akademik eserleri

Kısa hayat hikâyesinde de bahsettiğim gibi Tanpınar yalnızca bir yazar değil aynı zamanda bir akademisyen. Özellikle On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyat Tarihi, kaynak eser niteliğini hâlen koruyan bir köşe taşı. 

  • Tevfik Fikret Antolojisi (1937), Semih Lütfü Kitabevi
  • Namık Kemal Antolojisi (1942), Ahmet Halit Kitabevi
  • On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyat Tarihi (1949), İstanbul Üniversitesi Yayınları
  • Edebiyat Üzerine Makaleler (1969), Milli Eğitim Basımevi
  • Edebiyat Dersleri (2002), Yapı Kredi Yayınları

Tanpınar’ın hayatı

Ahmet Hamdi Tanpınar’ı kendisinden daha iyi kimse anlatamaz. Şanslıyız ki kendisi hakkında yazmayı, konuşmayı ve düşünmeyi seven bir yazar. Otobiyografik kaynaklar ve anılardan oluşan aşağıda paylaştığım derleme, sadece Ahmet Hamdi Tanpınar’ı değil o dönemi de yakından tanımak isteyenler için birebir.

  • Yaşadığım Gibi (2013), Dergah Yayınları 
  • Tanpınar’dan Hasan Âli Yücel’e Mektuplar (1977), Yapı Kredi Yayınları
  • Günlüklerinin Işığında Tanpınar’la Başbaşa (2007), Dergâh Yayınları
  • Tanpınar’ın Mektupları (2007), Dergâh Yayınları

Tanpınar üzerine 

Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında yazılanlar, günümüzde süren tartışmalar da göz önüne alındığında, sonunun getirilemeyeceği bir liste oluşturabilir. Yine de basılı, internet ve arşiv kaynaklarından hazırladığım bu kısa liste daha fazlasını arayan Tanpınar okuyucuları için bir başlangıç oluşturabilir.

  • Modernleşmenin Zihniyet Dünyası: Bir Tanpınar Fetişizmi (2021), Timaş Yayınları
  • Kayıp Zamanın İzinde Ahmet Hamdi Tanpınar (2020), Doğu Batı Yayınları

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Araştırmaları ve Uygulama Merkezi:  http://www.tanpinarmerkezi.com/ 

Ahmet Hamdi Tanpınar – Böyle Buyurdu Kültür – Prof. Nevzat Kaya- B21

Diğer Yazarlar kategorisi içeriklerini okumak için tıklayın.