Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, Bir Çift Yürek ve Napoli Romanları’nın çevirmeni Eren Yücesan Cendey ile çevirmenlik sürecini, kariyerindeki mihenk taşını, çevirmen adaylarına önerilerini ve Domingo Yayınlarından çıkan Pulitzer Ödüllü Jhumpa Lahiri’nin yeni romanı Olduğum Yer isimli taptaze çevirisini konuştuk. Kahveler hazırsa başlayabiliriz.

Tuğçe Akan

Çevirmen olmaya nasıl karar verdiniz? Çevirmenlik sürecinizde “dönüm noktası” dediğiniz anılarınız var mı?

İtalyan Lisesi’nden sonra aslında gazeteci olmak istemiştim ama üniversitede eğitim olarak tek isteğim olan felsefe bölümünü okudum 1979 ve 1981 yılları arasında Roma’da yaşadım. İstanbul’a döndüğümde kısa süreli bazı işlerden sonra o dönemde kurulan Güneş Gazetesi’nin Dış Haberler servisinde işe başladım. İki yıl boyunca orada İngilizce ve İtalyancadan haber çevirdim. Habercilik, çeviride hız, zamanlama ve derli toplu aktarma konusunda çok öğretici oldu.

Gazeteden sonra bir süre farklı dergilerde parça başı işler yaptım, sonra kitap çevirisi yoluna girdim. İlk önce Çevirmen Nihal Yeğinobalı’nın tavsiyesiyle Engin Yayıncılık için beş çocuk klasiğini İngilizceden çevirdim, sonra Can Yayınlarına Italo Calvino’nun Kozmokomik öykülerini çevirerek devam ettim.

Çevirmenlikte dönüm noktam kesinlikle Susanna Tamaro’nun Yüreğinin Götürdüğü Yere Git adlı romanı oldu. 1995 yılından bu yana kuşaklar boyunca okunan bu kitap çevirmenliğin anlamını, zevkini tattırdı.

“İyi ki çevirdim,” dediğiniz ve hayatınızda önemli yeri olan kitaplar ya da yazarlar var mı? 

Aslında hemen hemen her yazarım için iyi ki çevirdim diyebilirim. Hepsi benim de okur olarak severek okuyacağım kitaplar oldu şansıma. Özellikle iyi ki çevirdim dediğim yazarlarım arasında elbette öncelikle Susanna Tamaro, sonra Umberto Eco ve Elena Ferrante’yi saymalıyım. Bunun bir nedeni de Tamaro ve Eco ile bizzat tanışabilme fırsatını bana vermiş olmasıdır. 

Bunlara ek olarak bana yayınevi tarafından sunulmayan ama benim peşine düşerek çevirdiğim, okur olarak da çok önemli bulduğum iki kitabın ilki Bir Çift Yürek’dir (Klan Yayınları). Yazarı Marlo Morgan ile İstanbul’da birkaç gün geçirme şansını kazandım. İkinci kitap ise benim için çok özel bir yeri olan Tiziano Terzani’nin Atlıkarıncada Bir Tur Daha kitabıdır (Pan Yayıncılık).

Pulitzer Ödüllü Jhumpa Lahiri’nin yeni romanı Olduğum Yer isimli çeviriniz Domingo Yayınevinden çıktı. Bu kitabın çevrilme sürecinden bahseder misiniz? Yazar ile ilgili dikkatinizi çeken anekdotlar var mı?

Jhumpa Lahiri çok sevdiğim bir yazar. Daha önce Adaş ve Saçında Gün Işığı adlı eserlerini okumuş, Adaş’ın filmini izlemiştim. Amerika’da yaşayan yazarımız İtalyan diline merak sardı, çok ciddi dersler ve eğitimler alarak İtalyanca öğrendi ve bu serüvenini iki dilli bir kitabında anlattı. (In Other Words). Daha sonra ailesini de yanına alarak İtalya’ya yerleşti. Roma’da yaşıyor. Ve ilk kez İtalyanca yazdığı Olduğum Yer adlı kitabında onun Roma gözlemlerini görüyoruz. Kitapta anlattığı kadın kendisi değil elbette ama yine de o izlenimi veriyor. 

Bu kitabı başkası çevirseydi çok üzülürdüm, nitekim editör beni aradığında da aynı şeyi söylemiştim. Büyük bir sevinçle çevirdiğim kitabın 2022 yılının sonunda elimize geçmesine, fuara yetişmesine ayrıca sevindim. Onunla ilgili bir anekdotum yok ama çok sevdiğim ve iki kitabını çevirdiğim İtalyan yazar arkadaşım Daria Bignardi onunla birlikte bir panele katılmıştı. Sonradan kaydını izlemiş ve Daria ile yazar hakkında konuşmuştum. Onun çok harika bir kadın olduğunu anlatmıştı. Ve içimden şöyle düşünmüştüm: Bu dünyada kimse ulaşılmaz değil. Demek ki istersem Daria aracılığıyla Jhumpa Lahiri’ye de ulaşabilirim!

Günlük çeviri alışkanlıklarınız neler? Nasıl bir ritimle çalışıyorsunuz?

Neredeyse kırk yıldır çeviri yapıyor olsa da ciddi bir rutinim yok. Öncelikle sabah erken ilk iş olarak çeviri yaptığımı söyleyebilirim. Onun dışında zaman bulduğum ve yarattığım her an çalışırım. Daha önce de söylediğim üzere, hayatta hiçbir şeyi “çevirim var katılamam” diye reddetmedim ama çeviri daima hayatımın başrolünde ve kalbimde oldu. Uzun süre ayrı kaldığımda çevirimi ve kahramanlarımı özlediğimi hissederim. Tamaro’nun dediği gibi, “İyi kitap, sokaktayken evime dönsem de okusam,” dedirten kitaptır. Benim de çevirilerim öyle gelir bana. 

Çevirmen adaylarına ve genç çevirmenlere önerileriniz neler?
Çevirmen adaylarına her çevirmenin öğütleyeceği şeyi öğütlemekten başka ne gelir elimden? Türkçemizi çok sevin, çok okuyun, hep okuyun. Okuduğunuz kitap yabancı bir yazara aitse çevirmen adlarına dikkat edin, çevirmenleri tanımaya çalışın.

2022’de en sevdiğiniz kitaplar hangileri oldu? 2023’te hangi çevirileriniz yayımlanacak? 

2022 yılında yayımlanan ve şimdiden ikişer baskı yapan, her ikisi de Can Yayınlarından çıkan Sinekkuşu (Sandro Veronesi) ve Kentte Son Yaz (Gianfranco Calligarich) çok severek çevirdiğim iki kitap oldu. Hep Kitap tarafından yayımlanan Bir Arkadaşlık romanı ise Silvia Avallone ile tanıştığım, zevkle çevirdiğim bir kitaptı.

2022 yılında okuduğum kitaplar: Selim İleri ve Burcu Aktaş’ın Düşüşten Sonra’sı (Everest Yayınları), çok sevdiğim yazar Isabel Allende’nin Denizin Uzun Taç Yaprağı (İnci Kut’un mükemmel çevirisiyle) (Can Yayınları), Murathan Mungan’ın Evrak Çantası (Metis Yayınları), Mahir Ünsal Eriş’in Gaip (Can Yayınları) ve Melisa Kesmez’in Küçük Yuvarlak Taşlar (İletişim Yayınları).

2023 yılında hangi çevirilerimin yayınlanacağını ben de çok merak ediyorum çünkü basılmasını beklediğim üç yeni çevirimin yanı sıra, uzun yıllardır beklediğim üç kitaptan oluşan bir dizi var. Umarım hepsine önümüzdeki aylar içinde kavuşabilirim. Şimdi elimde iki ciltten oluşan ve toplamda bin iki yüz sayfaya yaklaşan güzel bir hikâye var. Dört kuşak bir aile sagası. Tam benim sevdiğim türden. Hem tadına varabilmek hem de okura ulaştırmak için elimden geldiğince çalışıyorum, önümüzdeki yılın ilk aylarında teslim edebilmeyi umuyorum.

Diğer yazar röportajlarını okumak için tıklayın.