Gün Işığının Tadı – Ewald Arenz

Yayınevi:

Yazan: Betül Özden

Başak Bingüler

Ewald Arenz’in kaleminden hayat bulan Gün Işığının Tadı, kendi hayatlarında tutunmaya çabalayan iki kişinin ilham verici hikâyesi ile aralıyor hayal dünyamızı. İncelememizi okumaya başlamadan önce en sevdiğiniz çeşitte biraz armut, haşlamak üzere patates, çavdar ekmeği, tereyağı alın ve evinizde içi taze toprak dolu bir saksı bulundurun. Neden mi?

Sitede Yayınlanma Tarihi: 14 Ağustos 2023

Orjinal Adı: Alte Sorten

Ülke: Almanya

Türü: Kurgu

Okur Yaşı: Genel Yetişkin Okur Kitlesi

Hedef Kitle: Arkadaşlık, sevgi, aidiyet, insan doğası, kadın dayanışması, ebeveynlik ve ergenlik, büyüme sancısı gibi konular üzerine iyi hissettiren bir kurgu okumak isteyen genç ve yetişkinler.

Sayfa Sayısı: 240 sayfa

Çevirmen: Gonca Gül Kurtulmuş

Çeviri: ☺️

İmla: ☺️

Ebat: 13,5 x 19,5 cm

Kategoriler:

İnceleme

Gün Işığının Tadı, son dönemde sosyal medyada profil profil geziyor, okurları arasında kulaktan kulağa yayılıyor. Ben de ilk kez edebiyat ajanı olan sevgili Nermin Mollaoğlu’nun hikâyesinde görmüş ve merak edip almıştım. Okur okumaz da arkadaşlarıma hediye edilecek kitaplar listeme girdi. Özellikle zor bir dönemden geçenlere ilham veren bu kitap, okuyanın yüreğini sıcacık yapıyor.

Bu güzel kitabı okurken kendinizi sadece duygusal olarak doyurmakla kalmayıp midenizi de doyurmanız gerekebilir. Betimlemeler o kadar güçlü ki başka zaman olsa canınızın çekmeyeceği yiyecekleri birden yemek istiyorsunuz. Anlayacağınız hamile olmaya gerek olmadan aşerebilirsiniz.

“Ağzında hem tok bir şekilde duran hem de eriyip giden meyveyi tarif edecek bir söz bulmak çok zordu. Kırmızının daha tatlı, beyazın ise birazcık daha acı bir tadı olduğunu düşündü ve ikisi bir araya gelince… Belki de bir yaz günü masmavi bir gökyüzünden bu uzun ağacın yapraklarına düşen güneş ışığının tadı böyleydi.”

Gün Işığının Tadı kitabı ergenlik çağındaki Sally ile yetişkin Liss’in hikâyesi. Kendi hayat yollarında tutunmaya çabalarken kader onları uçsuz bucaksız tarlalar arasındaki bir yolda karşılaştırıyor. Toplumsal normlara ve gerek yetişkinlerin gerekse yaşıtlarının dünyasına uyumlanmakta güçlük çeken Sally herkesten ve her şeyden uzaklaşmak isteyen bir kızdır. Bu sebeple kaldığı klinikten kaçar. Sally, Liss’i ilk gördüğünde onun diğer tanıdığı yetişkinler gibi davranmadığını fark edince onu kafasında bir yere oturtamaz ve bu çok ilgisini çeker.

Liss ise Sally’yi gördüğünde onda geçmişten gelen tanıdık bir şeyler bulur. Sally’nin kalacak bir yere ihtiyacı olduğunu anlar ve onu yalnız yaşadığı çiftliğine davet eder. Sally davranış şekline aşina olmadığı bu yabancının davetini her ne kadar çekinse de kabul eder. Bu davetle Sally, zamanla ve doğru adımlarla günden güne filizlenirken, Liss ise onda gördüğü çocukluğuna sarılacak ve yaralarını saracaktır.

Gün Işığının Tadı kitabını Salinger okusaydı ne düşünürdü?

Kitabın kapağını kapattığımda zihnimde yankılanan ilk cümle bu oldu. 1951 yılında yayımlanan J. D. Salinger’ın kaleme aldığı Çavdar Tarlasında Çocuklar, hâlâ edebiyat dünyasındaki okurlarını ikiye böler. Kimisi kitabı yere göğe sığdıramaz kimisi fazla abartıldığını düşünür.

Büyüme ve varoluş sancısı çeken Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabının Holden’ını ister istemez Sally ile benzeştirdim ve kafamda karşılaştırdım. Kitabı okurken Holden da benimle satırlarda dolaştı ve belki de dedim, Holden tek başına dolaşırken, otel odalarında yalnız kalırken Liss gibi biriyle karşılaşsaydı ne olurdu? Bu nedenle Liss’in Sally’nin filizlendiğini fark ettiğinde zihninde oluşan şu düşüncesi beni çok etkiledi, “Belki de Sally bu zamana kadar yanlış bir toprakta yetişmişti.”

Tabii ki Salinger, Holden’in yolculuğunu bilerek ve isteyerek böyle çizdi ancak içimde bir yerlerde Salinger’ın bu kitabı okuyunca şapka çıkaracağına ilişkin bir his de oluşmadı değil. Bu çıkarımım sadece Sally’nin de Holden gibi kaybolmuş, ait olduğu yeri bulamamış bir genç olmasından ve hikâyenin sonunda Sally’nin potansiyelini keşfetmesinden değil elbette.

Kurgusal olarak öne çıkan özellikler

Gün Işığının Tadı, akıcı dili ve sade üslubuyla okurunu daha ilk sayfalardan ele geçiriyor. Metnin edebî olarak güçlü olması betimlemelerle çok iyi bir şekilde sağlanmış. Zaman olarak doğrusal bir düzlemde olmayan, geri dönüşlerle dolgu yapılmış olan yapısı ve karakterler arası diyalogları dengeli. Karakter ve mekân inşası oldukça gerçekçi ve başarılı. Ana ve yan çatışma konularının zamansız olmasını çok sevdim, bunun kitaba çok katkısı olduğu aşikâr. Kurgunun çatışma konularından olan ergenlik, ebeveynlik ve psikiyatri üçgeni birçok açıdan okurun bireysel hikâyesine tesir ediyor. Ebeveyn olan karakterlerin aynı anne-bebek kişisel gelişim kitaplarındaki gibi özenli ve nazik olması, çocukları için taşıdıkları endişe ilk göze çarpan özellikleri oluyor. Ancak bu Sally için doğru ebeveyn, doğru ev olmuyor. Bu noktada yazar modern ebeveynleri ve psikiyatristleri alttan alta sağlam bir şekilde eleştiriyor. Çözümü insanın doğayla ve kendiyle uyumunda bulacağına işaret ediyor. Öyle ki kitabın bir yerinde Sally Liss’e bir hayvan gibi olmak istediğini söylüyor. Düşünmeyen, sorgulamayan, hiçbir şeye bağlı olmayan, her şeyi ham haliyle çiğ yiyen ve her şeyi olduğu gibi kabul eden. Liss ise önce ona hak verir gibi yaparak farklı bir pencere açıyor.

“Evet, insan bazen bunu istiyor. Ama biz bunun için yaratılmadık. Biz dönüştürebiliyoruz.”

“Dönüştürmek. Bizi diğer hayvanlardan ayıran şey budur.”

Madalyonun öbür yüzü

Gün Işığının Tadı, iki ana karaktere sahip bir kahraman hikâyesi. Madalyonun bir tarafında Sally ile ilerlerken eş zamanlı olarak Liss ile de ilerliyorsunuz. Bu eş zamanlılığı çok sevdim. Liss’in yetişkin dünyası ise Sally’e kıyasla daha karmaşık. Burada ebeveynlik, çocuğunu bırakmak zorunda kalan ve hapis yatan bir anne üzerinden işlenmiş. Liss’in babadan gördüğü değersizlik duygusu ise ebeveyn sorunsalını başka bir açıdan mercek altına alıyor. Ebeveynlik konusunun yanı sıra yalnızlık, anlaşılmama gibi sorunlar, tüm kasaba halkı içinde sadece bir kişi ile iletişim kuran Liss için daha baskın.

“Liss doğruldu ve derin bir nefes aldı. Bazen, sadece ne olduğuna bakmanın bile zor geldiği günler vardı. Geçmişe değil, geleceğe değil. Şu anda ne olduğuna.”

 “Şimdi bile, bunca yıldan sonra, öfkesi midesini yakıyor, boğazına doluyordu; yutkunmak zorunda kaldı. O ipleri kesmekte çok geç kalmıştı. Bir ağaç büyüdükten sonra, artık kendi istediği gibi yetişemezdi.” 

“İnsan böyle yaşayamaz. Görünmez gibiyim. İnsanlarla konuştuğumu düşünüyorum, ama kelimeler havada donup kalıyor ve kimse onları duymuyor.”

Uzun zamandır yalnız olmaya ve kendi başının çaresine bakmaya alışmış Liss için Sally’nin hayatına girişi iç dünyasında büyük kaos yaratıyor. Bir noktadan sonra ise en büyük kâbusu oluyor.

“Sorma. Hikâyeyi bilmemek her zaman en iyisidir. Her soru ve verilen her cevap, kız ve onun arasında bir bağ oluştururdu. Bir insan hakkında her şeyi bilirseniz, binlerce iple ona bağlısınız demekti.”

Sally ve Liss’in arasındaki ilişkinin sevgi, anlayış ve dayanışma ile evrilmesiyle, ikili birbirine binlerce iple bağlanıyor. Liss’in yalnızlık ve kaybetme korkusunun her şeye rağmen yine Sally ile iyileşmesiyle ise Arenz okurun yüreğine âdeta şunu fısıldıyor: İnsan, insanda anlam bulur ancak. İnsana insan gerek.

“…Liss, Sally ile kahvaltı etmeyi hevesle beklediğini fark edince şaşırdı. Tekrar biriyle yaşamaya ne çabuk alışıyordu insan. Bazen alışveriş yapıp kendinden başka biri için kahvaltı hazırlamak ne kadar güzel olabiliyordu.”

“Aklına arılar geldi. Bazen biriyle birlikte çalışmak güzel bir histi. Çünkü diğeri, bütünün içinde insanın kendi yerinin ne olduğunu fark etmesini sağlıyordu. Bütünün içinde bir anlamı olduğunu ve öylece, amaçsızca var olmadığını. Evet. Sally ile kahvaltı etmeyi dört gözle bekliyordu.”

Kapak ve kitap ayracı

Gün Işığının Tadı kitabının kapak tasarımı ve kitap içinden çıkan şaşırtıcı güzellikteki kitap ayracını o kadar beğendim ki bahsetmeden edemeyeceğim. Orijinal kapağına kıyasla Füsun Turcan Elmasoğlu’nun kapak tasarımına katkısını çok beğendim. Ve kimin fikri olduğunu, Almanya’da orijinal halinde de aynı olup olmadığını bilmiyorum ama içinde fesleğen tohumu ile gelen kitap ayracı fikrine ilk gördüğüm anda vuruldum. Bu kitabın okurla buluşmasında emeği geçen herkese ayrıca teşekkür ederim.

Ewald Arenz kimdir?

1965 yılında Nürnberg’de doğdu. İngiliz, Amerikan Edebiyatı ve Tarihi okudu. Ailesiyle birlikte Almanya’nın Fürth şehri yakınlarında yaşayan Arenz, Nürnberg’de bir lisede öğretmenlik yapıyor. Romanları ve oyunları sayısız ödüle layık görüldü.

Diğer kitap incelemelerini okumak için tıklayın.

Yorumlar (0)

Yorumlar

Henüz Bir Yorum Yok

Be the first to review “Gün Işığının Tadı – Ewald Arenz”

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More Products