İnsanın Anlam Arayışı – Viktor Emil Frankl

Kitap Yazarı:
İnceleme Editörü: Özlem Gökbel

Nöroloji ve psikiyatri profesörü, “Logoterapi”nin kurucusu Viktor E. Frankl’ın, II. Dünya Savaşı sırasında Yahudi kimliği nedeniyle Nazi ölüm kamplarında geçirdiği süreci tüm çıplaklığı ile aktardığı İnsanın Anlam Arayışı kitabı; bireyin insanlığını sürdürebilmesinin neredeyse imkânsız olduğu bir cehennem çukurunda dahi o biricik “anlam”a tutunarak hayatta kalmasının mümkün olduğunu kanıtlarken, kendi yaşamımızın anlamını keşfetmemize de eşlik eden mucizevi bir rehber.

Sitede Yayınlanma Tarihi: 16 Eylül 2022

Orjinal Adı: Man’s Search for Meaning

Ülke: Avusturya

Türü: Psikoloji

Okur Yaşı: Genel Yetişkin Okur Kitlesi

Hedef Kitle: Psikoloji, felsefe, kişisel gelişim konularına ilgi duyanlar.

Sayfa Sayısı: 170 sayfa

Çevirmen: Özge Yılmaz

Çeviri: ☺️

İmla: 😐

Ebat: 13,5 x 19,5 cm

İnceleme

“İnsanın anlam arayışı, içgüdüsel itkilerin “ikincil bir ussallaştırması” değil, yaşamındaki temel bir güdüdür.”

Geçtiğimiz günlerde sitemizde yayınlanan “Bookinton Editörlerini İyi Hissettiren Kitaplar” listesinde de yazdığım gibi İnsanın Anlam Arayışı benim için, hayata bambaşka bir gözle bakmamı sağlayan çok ama çok özel bir eserdir. Bu hislerimde asla yalnız olmadığımı da biliyorum. Nitekim Frankl’ın; “Eğer yüz binlerce insan, yaşamın anlamına ilişkin çok az şey vaat eden bir kitaba yöneliyorsa, bu, insanların iliklerinde hissettikleri kavurucu bir sorun demektir,” sözüyle ilk olarak 1946’da basılan kitabının 37 yıl sonraki revize ön sözünde bahsettiği o yüz binlerce kişi, bugün 15 milyona ulaşmış durumda! Sahiden de her birimiz için, sürdürdüğümüz yaşamla barışabilmek umuduyla bir ömür peşinden koştuğumuz şey değil midir “anlam”? Yoksa anlam mıdır bizi arayan?

   “Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmanın, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanabilen olarak düşünmemiz gerekirdi. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için, kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir.”

Genç Viktor’un anlam arayışı ve o anlamı keşfedişi (Kısa bir tarihçe)

Yaşamının 3 yılını ölüm kamplarındaki insanlık dışı ortamlarda geçiren, bu süreçte Avustralya’ya kaçmayı başarmış ablası dışında, eşi dâhil tüm ailesinin gaz odalarında can verdiğinden habersiz, onlara kavuşmak için derin bir umut taşıyan Viktor E.Frankl’ın hayatın anlamını sorgulayışı sanıldığı gibi bu döneme denk gelmez. O daha bir çocukken bu arayışa girmiştir. Okuldaki öğretmenlerinden biri, hayatın bir oksidasyondan, bir yanma mekanizmasından ibaret olduğunu söylediğinde Frankl, “Eğer hayat anlattığınızdan başka bir şey değilse, o zaman bütün bu yaşadıklarımızın ne anlamı var?” itirazı ile hayatın anlamı üzerine kafa yormaya başlar. 15 yaşında Freud ile mektuplaşmaları, onu -henüz 16 yaşındayken- Hayatın Anlamı (Der Sinn des Lebens) konulu ilk konferansını vermesi konusunda cesaretlendirir. Tıp okumaya başlayan Frankl, ilk makalesini 19 yaşındayken bir psikanaliz dergisinde yayımlar. Bu esnada bireysel psikoloji ekolünün kurucusu Adler ile çalışmaktadır.

2 sene gibi çok kısa bir sürede çeşitli şehirlerde verdiği halka açık konferanslarda, ilk kez Yunanca “anlam” manasına gelen “logos” kelimesine dayanan “Logoterapi” terimini kullanarak, zihinsel şifaya anlam merkezli bir yaklaşım fikrini öne sürer. 1930 yılında (25 yaşındayken) doktorluk unvanını alır ve Viyana Üniversitesi Nöropsikiyatri Kliniği’nde çalışmaya başlar. Buradaki gözlemleri sayesinde, anlamsızlık duygusunun hastalıklarda en önemli kaynaklardan birisi olduğu görüşü güçlenir. Başarılarla dolu geçen aydınlık günlerinin zifiri karanlığa dönmeye başladığı 1938 senesinde, Avusturya’nın Nazi Almanya’sına ilhak edilmesinin ardından Frankl, Yahudilerden mülkün ele geçirilmesi ve Yahudi olmayanlara devredilmesi kanunu gereği aryanlaştırılır. Amerika’ya göçmenlik vizesi almış olmasına rağmen ailesini terk etmek istemez ve hakkını yakar. 1942 senesinin Eylül ayında yıllardır her an çalmasını endişe ile bekledikleri kapı zili duyulur… Tüm ailesi ile birlikte, sonradan ayrı düşecekleri toplama kampına doğru yola çıkarlar. İşte hem Viktor E. Frankl için, hem de kurucusu olduğu Logoterapi ekolü için gerçek dönüşüm ve keşif bu kamplardaki Azrail ile biteviye dans ettikleri o 3 yıllık çetin süreçte gerçekleşir.

“En küçük bir merhamet karşısında bile minnet duyuyorduk. Tavandan buz parçalarının sarktığı ısıtmasız bir barakada çıplak durmak anlamına geldiğinden kendi içinde haz verici olmasa da yatağa gitmeden önce bitlerimizi ayıklamak için zaman bulduğumuzda memnun oluyorduk. Ama bunu yaparken hava saldırısı alarmı verilmediği ve ışıklar kapatılmadığı zaman da minnet duyuyorduk. Kamp yaşamının ender bulunur hazları, bir tür negatif mutluluk -Schopenhauer’in dediği gibi- “acıdan kurtuluş” sağlıyor, ama bu bile nispi kalıyordu. Gerçekten pozitif mutluluk ise çok azdı.”

“Dostoyevski bir keresinde söyle demişti: “Beni korkutan tek bir şey var: Acılarıma değmemek.” Kamptaki davranışları, acıları ve ölümleri, son içsel özgürlüğün kaybedilemeyeceği gerçeğine tanıklık eden şahitlerle tanıştıktan sonra, bu sözler sık sık aklıma geliyordu. Bu insanların çektikleri acıya değdikleri söylenebilir; acıya katlanma yolları, gerçek bir içsel başarıydı. Yaşamı anlamlı ve amaçlı kılan şey de insanın elinden alınamayan işte bu ruhsal (tinsel) özgürlüktür.”

Kurtuluş ve büyük keşif / Varoluşun özü

Bulunduğu son kamp, 27 Nisan 1945’de ABD birlikleri tarafından kurtarılıncaya dek Frankl, kamplarda insanın nasıl kendi onurunu unutup bir hayvan düzeyine inebildiğini ve sadece insanca yaşamaktan umudu kestiği için ölebildiğini gözlemlediği gibi, tüm bu ölümcül şartlara rağmen hayatta kalabilenlerin hayata karşı tutumunu da izleme fırsatı bulur.

“…Tıpkı her şeyin güzel bir rüya gibi gözüktüğü özgürlük gününün gelişi gibi, kampta yaşanan her şeyin bir kâbus gibi görüneceği gün de gelecekti. Evine dönen tutuklu için, yaşanan onca şeyden çıkarılan onurlu deneyim, çekilen onca acıdan sonra Tanrı’dan başka hiçbir şeyden korkması gerekmediği yolundaki harika duyguydu.”

Frankl, almış olduğu psikiyatri eğitiminin yardımıyla ve zor durumlarda mizahın nasıl kolaylaştırıcı bir etkisi olduğunu da bildiğinden, bu berbat süreci salimen atlatabilmiştir. Evine dönerken yanındaki tek ganimeti ise onun da hayatını kurtaran keşfidir: ANLAM ve onu oluşturan 3 önemli kaynak: AMAÇ, SEVGİ, CESARET!

“Bu noktaya kadar, yaşamın anlamının her zaman değiştiğini, ancak hiçbir zaman yok olmadığını göstermiş bulunuyoruz logoterapiye göre bu yaşam anlamını üç farklı yoldan keşfedebiliriz: 1. Bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak; 2. Bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşerek; 3. Kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır geliştirerek.”

Frankl’ın sevginin insan yaşamındaki önemini fark edişi de dondurucu soğukta hayli işkence çekerek kilometrelerce yürüdükleri bir gün karısının hayalinin zihninde çok net biçimde belirmesi ile olur. O uzun yürüyüşü başarıyla tamamlamış olmasını da; “Yaşamımda ilk kez, onca şair tarafından dile getirilen, onca düşünür tarafından nihai bilgelik olarak ortaya konan gerçeği gördüm. Gerçek: İnsanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef, sevgidir. … Dünyada hiçbir şeyi kalmayan bir insanın, kısa bir an için de olsa, sevdiğine ilişkin düşüncelerle ne kadar mutlu olabileceğini anladım,” sözleriyle ifade eder.

Yazarın, toplama kampı deneyimlerini, genel ilkeleriyle Logoterapiyi ve 1984’teki 73. basımda ilk kez eklenen trajik bir iyimserlik tartışmasını acı, suçluluk ve ölüm üçgeninde ele aldığı 3 ana bölümden oluşan İnsanın Anlam Arayışı kitabı; bir yandan kamplardaki insanlık dışı muameleler yüzünden insanlığımızdan utanmamıza bir yandan da insan denen varlığın içindeki yıkılmaz gücü görüp bir nevi Tanrısallığımızla gururlanmamıza yol açan bir eser. Ve bana göre acımasız gerçekçiliği en naif cümlelerle yansıttığı için de bir başyapıt.

Okura not: Viktor E. Frankl’ı ve bu kitabı daha iyi özümsemek adına 2010 senesinde çekilen belgeseli buraya tıklayarak inceleyebilirsiniz.

Siz yaşamın size has o biricik anlamını keşfedebildiniz mi? Ya da daha doğrusu yaşamın sizden ne beklediğini bulabildiniz mi?  

Diğer kitap incelemelerini okumak için tıklayın.

Yorumlar (0)

Yorumlar

Henüz Bir Yorum Yok

Be the first to review “İnsanın Anlam Arayışı – Viktor Emil Frankl”