Bookinton

Diskdünya’nın Türkçeye Yolculuğu: Editör Ümit Mutlu ile Serinin Yayın Serüveni Üzerine

Terry Pratchett’ın ünlü Diskdünya serisinin Türkçeye çevrilip yayımlanmasında büyük emeği olan editör Ümit Mutlu, “Diskdünya’yı sevmemek mümkün değil,” diyor ve bu serinin Türkçeye kazandırılma sürecini, karşılaştıkları zorlukları ve keyifli anları paylaşıyor.

Yasemin Kaya-Utku Özer

Terry Pratchett’ın dünyaca ünlü Diskdünya serisi, son kitabı Buhar Kaldırmak ile fantastik edebiyatın sınırlarını aşarak mizahi, toplumsal ve felsefi derinliğiyle okurları büyülemeye devam ediyor. Serinin, özellikle okurlarla buluşmasındaki önemli isimlerden biri ise Ümit Mutlu. Ümit Mutlu, serinin Türkçe baskılarının editörlüğünü üstlenerek Terry Pratchett’ın benzersiz üslubunu ve derin mesajlarını Türkçeye kazandırmada büyük rol oynadı.

Pratchett’ın satirik dili, kelime oyunları ve kültürel göndermeleri göz önünde bulundurulduğunda bu serinin Türkçeye aktarılması oldukça zorlu bir süreç. Ümit Mutlu, bu süreci yöneten editör olarak hem bu eşsiz eserin Türkçeleşme macerasını hem de edebiyat dünyasındaki yerini bizlerle paylaştı. Kendisiyle yaptığımız bu söyleşide, seriyi Türkiye’deki okurlarla buluşturma sürecinin detaylarına, karşılaşılan zorluklara ve editörlük bakış açısına dair birçok ilginç detaya ulaşma fırsatımız oldu.  

Diskdünya serisinin Delidolu Yayınları ile ilişkisi nedir? Sanırız yayınevi sahibi serinin büyük hayranı?

Kesinlikle öyle. Zaten Diskdünya’yı sevmemek ne mümkün 🙂 Evet, böyle büyük bir avantajımız başından beri vardı. Terry Pratchett’a ve yazdıklarına çok uzun zamandır hayranlık besleyen yayınevi sahiplerimiz hem kendi çocuklarına hem de Türk okurlara miras kalması amacıyla bu serinin haklarını almaya karar vermişlerdi. Elbette bunun bize –ve dolayısıyla okurlara– çok faydası dokundu. Fakat öyle olmasaydı bile, 41 kitaptan oluşan (ki Terry’nin çocuk kitaplarını ve yan eserlerini de sayarsak bu sayı hayli artıyor) devasa bir külliyatı yılmadan, vazgeçmeden Türkçeye kazandırma gayemiz en sona dek bâki kaldı.

Delidolu hâlihazırda dünya edebiyatı alanında farklı dil ve coğrafyalardan nitelikli eserleri okurla buluşturan bir marka, yıllardan beri böyle bu. Dolayısıyla kitapları bilimkurgu ve fantastik de dâhil olmak üzere, kurmacadan kurmaca dışına kadar çok geniş bir yelpaze altında toplanmış durumda. Yani yenilikçi bulduğu, yarına kalacağını düşündüğü eserleri tür ayırt etmeksizin yayımlamaya çalışıyor. Üstelik Diskdünya, salt fantastik bir seri olarak düşünülemez –hatta bence düşünülmesi teklif dahi edilemez!– çünkü Pratchett’ın olağanüstü ve sıradışı bilgi dağarcığı, araştırma hevesi, yazma yeteneği ve insanlara, insanlığa dair çok üst seviyedeki gözlem becerisi bundan başka bir sonuca yol açamaz. Pratchett, Diskdünya’yı baştan sona bir insanlık eleştirisi olarak kurmuş durumda. Ve eleştiriden kasıt yalnızca yergi değil, yeri geldiğinde de bol bol övgü.

Serinin dil ve üslup açısından çevirisinin zorluklarıyla nasıl başa çıktınız? Özellikle dikkat ettiğiniz noktalar nelerdi?

Değerli çevirmenimiz Niran Elçi sağ olsun, böyle zorluklarla pek karşılaşmadık. Bize düşen en büyük iş metni yer yer daha da parlatmak, okura en güzel okuma deneyimini yaşatmak için tasarımın son noktalarına kadar uğraş vermek ve elbette elimizden geldiğince seriyi tanıtmak oldu.
“Özellikle dikkat edilmesi gereken noktalar” ise doğru bir tespit, zira Terry Pratchett tam bir dil cambazı, aynı zamanda son derece de zeki; yazdığı tek bir kelimeyle, hatta tek bir italik kullanımıyla bile bazen cümlelerce anlam aktarabilen biri. O yüzden gerek esprileri kaçırmamak gerekse anlatılan hikâyeyi, Küredünya’daki yansımasına oturtabilmek için eğip bükmek çoğu zaman gerekli oldu. Pratchett, ki fantastik edebiyat özelinde zaten öyle ama, edebiyat dünyası içinde çok ama çok özel bir yere sahip. Bu farklılığı korumak bizim için çok önemliydi.

Çeviri sürecinde Niran Elçi’yle nasıl bir iş birliği yaptınız? Pratchett’ın üslubunu korumak adına hangi stratejileri benimsediniz?

Az önce de söylediğim gibi, Niran Elçi’nin uzunca düşünüp uyarladığı kısımlar ve Türkçeye hâkimiyeti sayesinde, zorlu olması beklenen bu uzun yolculuk neyse ki sadece uzun olmakla sınırlı kaldı. Yayınevi olarak zaten bizim birinci önceliğimiz, her zaman ama her zaman okur odaklı olmak, yani en doğru çevirileri en doğru Türkçeyle, yazarın üslubunu da koruyarak en anlaşılır şekilde okura sunmak. Bu konuda elbette, Pratchett için –yine– ayrıca kafa yormak gerekiyordu. Fakat elimizden geleni ardımıza koymadık, hiçbir zihnî masraftan kaçınmayarak tüm çabamızı bu kitaplara aktardık.


Hatta bir örnek vereyim de tam olsun: Serinin on altıncı kitabı Ruh Müziği, baştan sona bir rock müzik güzellemesiydi; metnin geneline yayılmış şarkı ve grup isimleri, rock müzik tarihine dair anekdotlar hatta kapak görselinin bile Meat Loaf’un Bat out of Hell albüm kapağına bir gönderme olmasıyla… O noktada, bu kitaptaki –en azından yakalayabildiğim– tüm grup ve şarkı isimlerini içeren bir playlist hazırlamakta beis görmedim; hatta bir okurumuz bunu ünlü bir online şarkı dinleme platformunda liste hâline bile getirmişti! Kısacası çok uğraştık, hayli uğraştık ama şunu eklemek de şart elbette: Sürçülisan ettiysek affola!

Diskdünya serisinin yayıncılığını yaparken en çok zorlandığınız veya en çok keyif aldığınız kitap hangisiydi ve neden?

Bariz şekilde “çok zorlandığım” bir kitaptan bahsedebilir miyim emin değilim ama sanırım şunu söyleyebilirim (ve Sör Terry de bu konuda benimle hemfikir; düzyazılarını içeren Klavye Sürçmesi’nde kendisi söylüyordu): Serinin ilk kitapları, her açıdan en zor kitapları. Bunun pek çok nedeni var elbette. Misal, Terry Pratchett, o zamana kadar yazılmış pek çok fantastik esere tepki olsun diye başlamış bu seriye; bu kadar büyüyeceğini tahmin etmeden, böylesi bir maceraya giriştiğini belki hiç bilmeden. Dolayısıyla, klasik ve hatta yetkin bir fantastik edebiyat okurunu bile zorlayabilir bu ilk birkaç kitap, zira aslında ortada fantastik edebiyat yok 🙂 Tamam tamam, elbette var, ama sadece bir… bir oyun alanı olarak var; tıpkı yine Terry’nin kendisinin de bol bol ifade ettiği şekilde, tanrıların zar attığı bir oyun tahtası gibi. O yüzden, hakkında hiçbir şey bilmeyen bir okur –yahut editör!– birdenbire Diskdünya’ya dalınca çırpınabiliyor, vurgun yiyebiliyor. Ayrıca yıllar içinde Pratchett’ın yazım stili de fazlasıyla oturdu, tecrübelendi, demlendi; aynı şekilde, biz yayına hazırlayanların da. Uzun bir süreç bu ve tüm paydaşlar aslında bir arada büyüyor.
En keyif aldığım kitabı da söyleyemem, çünkü hepsinden keyif aldım! Şaka değil. Ama elbette arada birkaç kitap, belki tamamen kişisel nedenlerle öne çıkıyor. Bu soru sorulduğunda aklıma uzun süre boyunca hep “Bekçiler” altserisinin ilk romanı Muhafızlar! Muhafızlar! gelirdi, ama galiba artık değişti, çünkü ben değiştim – tıpkı Samuel Vimes gibi. Artık aklıma önce Canavar Alayı, sonra da Nemly von Lipwig karakterinin herhangi bir macerası geliyor. Hangimiz değişmiyor, hangimiz bir şeylere dönüşmüyoruz ki – tıpkı von Lipwig gibi?
Ve yeri gelmişken: Bu değişimin yine bir paydaşı olarak, en temel ve var olmaması namümkün paydaşı olarak Pratchett da yıllar içinde değişti. Az önce bahsettiğim bu oyun tahtasının üstünde her zaman bizzat Pratchett zar atıyordu elbette ve karakterlerini –ki daha ilk kitaptan itibaren karakter yaratımı konusunda ne kadar yetenekli olduğunu görüyoruz– kendi istediği eleştirilere, göndermelere, alaylara alet ediyordu. O yüzden ilk kitaplar ile sonraki kitaplar arasında, yavaşça değişen farklar göze çarpıyor. İlk kitaplar, altmetinleri nispeten zayıf, parodi ve mizah ağırlıklı romanlar iken, özellikle on dokuzuncu kitap Kilden Ayaklar’dan itibaren çok daha derin, felsefi konuları da ele almaya başlayan, daha da doğrusu bu yönlerin ön plana çıktığı romanlar gördük. Bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğu sorusu her zamanki gibi yine okurun tekelinde, ama durum böyle. (Not: Bence iyi.)

Serinin hangi sırayla okunmasını tavsiye edersiniz?

Geldik en çok sorulan, en çetrefilli soruya 🙂 Seri hayli kalabalık ve elbette uzun yıllara yayılmış olduğundan, okurların kafaları haklı olarak karışabiliyor. Fakat işin güzel yanı şu: İstediğiniz kitaptan başlayabilirsiniz! Gerçekten. İkinci kitap yani Fantastik Işık hariç tüm kitaplar aslında tekil kitaplar olarak ele alınabilir. Burada artık, kişinin ilgi alanları, daha ziyade “ne” okumak istediği (ağırlıklı olarak mizah mı, yoksa eleştiri mi) ya da belli bir türe yatkınlığı (polisiye, epik maceralar, daha modern kapitalist ya da emperyalist düşünceler, savaşlar tarihi vs.) gibi etmenler devreye giriyor. Emin olun Diskdünya’da herkese göre bir roman var. Emin olun.
Ama bana sorarsanız ­–ki hâlihazırda vaziyet budur– ben kronolojiyi tercih ederim. Her ne kadar Pratchett bile “ilk kitaptan başlamayın da nereden başlarsanız başlayın” dese de ben bir yazarın (ve daha da önemlisi karakterlerinin) gelişimini, farklı dönemlerde neleri farklı düşünüp ele aldığını izlemeyi seviyorum.
Bir de yeri gelmişken, iki özel kitaptan bahsetmeden geçemeyeceğim: Ulus ile Klavye Sürçmesi. Pratchett, Ulus hakkında, “Yazdığım yazacağım en iyi kitap,” diyor. İlk bakışta bir çocuk kitabı bu üstelik, ama ilk bakışlar çoğu zaman yanıltıcıdır. Biz de o yüzden Ulus’un yeni baskısını, gözden geçirilmiş yepyeni hâliyle Delidolu markamıza taşıyoruz çok kısa süre sonra. (Sürpriz!) İkincisi, Klavye Sürçmesi ise Terry’nin bence “yazıp yazacağı en iyi kitap”, çünkü Terry Pratchett’ın ta kendisi. Ustanın uzun yıllar boyunca çeşitli mecralarda yayımlanmış yazılarından, yaptığı konuşmalardan, hatıralarından ve –maalesef onu bizden koparan hastalık sürecinde de ürettiği– ilerici ve aykırı fikirlerinden oluşan bu eşsiz derleme, Pratchett’ın zihninin nasıl çalıştığını anlamak isteyen hayranları için biçilmiş kaftan.

Serinin kapakları da çok güzel, farklı. Tasarımları siz yaptırıyorsunuz galiba.

Aslında şöyle: Kapak görselleri, yirmi yedinci kitaba kadar ünlü ressam-çizer Josh Kirby tarafından yapılmıştı. Bu kapaklarda özel olan şey hemen göze çarpar: Kitabın neredeyse tamamını özetleyen bir tablodur bunlar, çok da güzeldirler. Ama maalesef o arada Kirby vefat etti ve bu kapak tarzı da sona erdi. Tabii, şov devam etmeliydi. Orada devreye, aynı zamanda büyük bir Diskdünya hayranı olan Paul Kidby girdi ve hazırladığı ilk kitap da, serinin tek resimli kitabı Son Kahraman oldu. O noktadan sonra tüm kapaklar, hatta günümüzde basılmaya devam edilen yan kitapların görselleri onun ellerinden çıkıyor.
Bu arada, hem yeri gelmişken hem de sorunuza istinaden, Son Kahraman’la ilgili yaşadığımız güzel bir deneyimimizden söz etmek isterim. Orijinal kitabın boyutu, yayımlamakta olduğumuz seriden farklıydı, serinin İngilizce versiyonlarında da bu böyleydi. Hele son yıllarda basılan, çok da takdir alan “collector’s edition”a hiç uymuyordu. Resim yerleştirmeleri de ilk basıldığı yıl itibariyle eski moda kalıyordu. Biz de izin alarak, kitabın boyutunu hem seriye göre ayarladık hem de iç mizanpajını baştan tasarladık. Sonra bu hâlini çok beğenen yayıncı, bu mizanpajın haklarını bizden geri satın aldı. İşte emek budur 🙂 

Diskdünya serisinin Türk okurları üzerindeki etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Pratchett’ın eserleri Türk okurlarında nasıl bir izlenim bırakıyor?

Terry Pratchett, az önce de belirttiğim üzere bilhassa ilk kitaplarında çok daha mizahi bir yaklaşım sergiliyordu ve elbette bunu doğup büyüdüğü kültürden, yani şu meşhur İngiliz mizahından azade şekilde icra edemiyordu. Yani günümüzde bizi son mertebeye kadar fethetmiş olan kültür emperyalizmi gerçeği bulunmasaydı bu kitaplar bize daha uzak kalabilirdi. Fakat o durumda bile Türk okurları fazla üzülmezdi eminim, çünkü Terry’nin evrenselliği herkese, her kültüre yeterli. Yine de dahası var: Pratchett pek çok kitabında “ciddi” konulardan da bahsediyor ve bu konular arasında siyaset, otorite figürleri, özgürlük, mücadele, iç ve dış savaş, insan hakları (hatta yer yer golem ve gnom hakları), mücadele, ekonomi, para politikaları, mücadele, sanat, mücadele ve mücadele gibi şeyler var. Uzatmayacağım: Türk okurlarının Terry Pratchett’ı sevmemesi imkânsız.

Diğer Editörden röportajlarını okumak için tıklayın.

Bir Yorum Bırakın

Your email address will not be published.