Bookinton

Dante Alighieri’nin Padova Yansımaları Üzerine

Nasıl taşır bir şehir sürgünün ağırlığını? Bir şairin izlerini, onun varlığını ve serzenişlerini nasıl saklar yüreğinde? Bir şehir nasıl taşır gününü geleceğe? Anarak belki, düşleyerek ve anlatarak. Düşlerken geleceği, bugünü severek, bugünü sayarak. Floransa’dan sürülen, Ravenna’ya gömülen Dante, işte böyle yaşadı Padova’nın anıt yollarında, işte böyle, yaşıyor hâlâ.
Hasan Sezer

Şimdi Piazza delle Erbe’nin taşları ısınıyor sabah güneşinin heyecanıyla. Yine de soğuk rüzgarlar uzak değil, günlerce, haftalarca belki durmadan sürecek yağmur, kara gökyüzü. Dar sokaklar sabah şenliğinde umursamaz bütün bunlara. Kalabalık caddelerin düşü uzak, ıssız sokaklarda tarihin sesleri duyuluyor yalnızca. Duvarların ardında rivayetler geziyor, fısıltılar, fısıltılar yükseliyor Piovego’nun asi kıyısından. Dante, işte buradaydı, tam bu noktada.

Şimdi onlarca heykel selamlıyor beni öteden, kutsal bir karşılamanın tarih notaları kadar narin ve sahici. Prato della Valle diyorlar adına, durgun bir su bekliyor orada geçmişin donuk hatırları misali. Bir çağın huzursuzluğu değiyor gözlerime, yüzlerin, sakalların, kaşların sert çizgilerinde canlılığın soluk izleri tutuyor ellerimi. Pietro d’Abano’nun taş kesmiş bakışları; yanında Pietro da Dante. Babasının sürgün ağıtını anlatıyor bakışları. Bir çember dönüyor baştan başa ve ardından tam karşımda, ötede çemberin, bir heykel duruyor kıpırdamadan, elleri birleşmiş önünde, başı eğik büyük bir tevazuyla. Dante diyor adına bütün yabancılar tanıklıklar coğrafyasında.

Utanç Onların Yüzüne Vuracak, Senin Değil

Yankılardır tarihin anlatıları. Kulaktan kulağa gezinen korkuların, kırıklıkların, hayalin ve umudun serzeniş anıları. Bu yankılar der ki Dante buradaydı. Vicolo delle Dimesse’nin yakınlarında bir evde kaldı. Burada güldü, burada yaşadı. Çağların çağı değildi, zamanların zamansızlığı.  Cehennemin kaynayan kazanlarından arafın bulanık çığlıklarına, cennetin donuk sınır uçlarından Floransa’nın ev diye süslenen tepelerinde gezindikten sonra, yıldızları görmek için özgürlüğün adımlarına gezdikten sonra o buradaydı.

“E quindi uscimmo a riveder le stelle.”1

Dante’nin 1302’de Floransa’dan sürülmesi yalnızca siyasi bir ceza değildi; bir düşünürün, bir vatandaşın ve bir şairin tarihle kurduğu ilişkinin kırılma noktasıydı. Bu kırılma, onun tüm eserini bir sürgün metnine dönüştürdü. Cehennemin karanlığı, Araf’ın gri tonları ve Cennetin can yakan ışığı sürgünün içinden geçilerek kurulmuş bir dünyanın katmanlarıdır. Bu katmanların her birinde Dante, kendi kaybına yeni bir anlam ararken aynı zamanda alternatif bir yaşamın yollarını tanımlamaktadır. Bu yol arayışın kendisidir. Unutulmuş bir cevabın hatırlanmasından öte, yahut bir cevabın keskinliğinde yaşanan kabulün tatmini değil, arayış umudunun sıcak yakınlığıdır.

Dante, sürgünün ilk yıllarında Arezzo ve Bologna üzerinden Verona’ya yöneldi; Cangrande della Scala’nın himayesinde siyasi ve entelektüel bir çevre içinde üretken bir dönem yaşadı. Ancak bu dönemin geçiş yollarından biri, bölgenin entelektüel merkezlerinden biri olan Padova’ydı. Padova, üniversitesiyle, hukuk okulu ve Aristotelesçi gelenekleriyle Dante’nin zihnindeki siyasal-teolojik fikirlerin şekillendiği büyük bir arka plan sunarken yenilikçi ve özgürlükçü geleneğiyle, ki bu şehri özgün kılan etkenlerdi, Dante için özgün bir alan tanımaktaydı.

“Fatti non foste a viver come bruti,
ma per seguir virtute e canoscenza.”2

1300’lerin İtalya’sı, şehir devletlerinin savaşları, hanedan kavgaları, papalık-imparatorluk gerilimiyle örülü bir karmaşaydı. Dante bu karmaşayı yalnızca yaşamış değil, metniyle aşmaya çalışmış bir figürdü. Padova, Carrara ailesinin yönetimi altında istikrarsız ama entelektüel bir merkezdi. Giotto’nun Scrovegni Şapeli’ni boyadığı, Mussato’nun trajediler yazdığı, Aristotelesçi okulların çiçeklendiği bir dönemdi bu.

Padova bu açıdan bir “sessiz istasyon” gibiydi Dante için: onun yolculuğunun bir durağı değil, düşüncesinin bir yansımasıydı. Şehrin entelektüel birikimi ve özgürlük kavrayışı, Galilei’nin bir zamanlar ders verdiği kemerlerin altında yankılanan ayak sesleri Palazzo del Bo’nun avlusunda yankılanıyordu.

Dante hiçbir zaman Padova Üniversitesi’nde bulunmadı; ama üniversite onun düşünsel dünyasını şekillendiren Aristotelesçi geleneğin en güçlü kalelerinden biriydi. Pietro d’Abano’nun, Albertino Mussato’nun, Marsilio’nun düşünceleri Padova’nın havasını doldururken, Dante’nin Monarchia’sında tartıştığı siyasal erdemler bu atmosferi tamamlayan ögeler taşır. Ancak Dante’nin Padova bağı bununla sınırlı değildir. Metinlerinde sık sık taş, kaya, duvar ve bedenleşmiş yapılar detaylı bir biçimde betimleyen yazar, kurduğu mimari evrenin karşılığını Padova’nın taş sokaklarında bulur. Palazzo della Ragione’nin devasa tavanı, Prato’nun heykelleri, Santo’nun bronz Donatello atı… Hepsi Dante’nin şiirindeki ağırlığı hatırlatan parçalar olarak öne çıkar. Belki de Dante’nin Padovalı oluşu tam da burada saklıdır: bir düşüncenin taşlaşması.

Tu proverai sì come sa di sale
lo pane altrui, e come è duro calle
lo scendere e ’l salir per l’altrui scale.
E quel che più ti graverà le spalle
sarà la compagnia malvagia e scempia
con la qual tu cadrai in questa valle;
ché tutta ingrata, tutta matta ed empia
si farà contr’ a te; ma, poco appresso,
ella, non tu, n’avrà rossa la tempia.3

Söz konusu sisler altında gömülü Padova günlerinin ardından Dante’nin son yolu Ravenna’ya çıktı; orada öldü, orada gömüldü. Ancak Ravenna’ya varan yol, Padova’nın taş sokaklarından geçmişti. Çünkü Dante’nin Padova’daki varlığı bir mekânsal kayıt değil, bir düşünsel hat üzerinde kuruluydu. Padova, sürgünün yolculuk çizgisinde bir istasyon görevi görmemişti, aksine yolun altındaki düşünce katmanlarından biriydi.

Dante burada uzun yıllar yaşamadı, komünün aktif bir parçası değildi, ya da ömrünü burada tamamlamadı; ama oğulları Pietro ve Jacopo yıllar sonra Padova’da bulunarak hem babalarının mirasını hem de onun siyasal-düşünsel çizgisini sürdürdüler. Pietro’nun Padova’da hukuk ve yorum geleneği içinde Dante’nin Komedyasını yorumlaması, bu şehrin Dante belleğini somutlaştıran en güçlü çizgilerden biriydi. Bu yorum geleneği Padova’da kök saldı. Orta çağın entelektüel merkezleri olan Bologna, Verona ve Padova üçgeninde dolaşan bu gelenek, Dante’nin metnini yalnızca bir şiir olarak değil, bir düşünce sistemi olarak okuma çabasının ürünüydü. Dolayısıyla Pietro’nun Padova’daki çalışmaları, babasının sürgünlüğünü ve ölümünü bir anlam arayışına dönüştürüyordu. Böylece Dante’nin Padova’daki varlığı bir biyografik kayıt ötesine geçip bir metinsel sürekliliğe dönüşüyordu. Bu süreklilik bir hafıza biçimiydi.

Ed Ecco Dante4

Via Beato Pellegrino’dan ilerlerken bir evin duvarında küçük bir yazı görüyorum:
“Dante buradaydı.” Sadece bir rivayet, küçük bir kırıntı. Ancak hafıza bu, gerçekler değil, izler taşır çağların ozanlarını

Dante burada yaşamamış, belki de çok kısa bir süre kalmış olabilir. Onun Padova’sı benimkiyle bir olmak zorunda değil. Yine de şehirler şairlerini ağırlarken süre yahut mekân değil, yankı biçimini seçer. Padova Dante’yi bir satıra, bir çemberin ortasına, bir taşın gölgesine, bir kış güneşinin içine yerleştirir. Köşede Via Dante, geniş sokak ilerliyor boylu boyunca. Tarih ile modernitenin kesişim noktası taş ile insanı, dünü, bugünü ve yarını anımsatıyor insana. Palazzo del Bo’nun avlusunda Dante’nin sürgün yollarının düşünsel ağırlığı kavuşuyor zihnin yaratım uçlarına.

Padova bu izlerin şehri. Her sokak adımı, her taş kabartısı, her kış rüzgârı bir sürgünün nefesini çağırıyor kibarca. Dante’nin sürgünü de burada, olduğu yerden asla kıpırdamayacak, güneşi dehşet bir asaletin dimağlarında selamlarken bir taşın gölgesine, bir heykelin yüzüne dönüşüyor. Gün akşama eğilirken Prato della Valle’nin çemberine geri dönüyorum. Su halkasının etrafında gezinirken heykeller yüzünü ayın parlak destanına dönüyor. Bir günün ölümü bir ötekinin doğumuna hazırlanıyor. Ve ben, bu sisin içinde, nehrin öteki yakasına varmak için yürüyorum, durmadan, duraksız, ıssızlığın arasında yüz milyonlara seslenilen bir ses gibi cılız, ağır aksak.

“Ed ecco, quasi al cominciar de l’erta,
una lonza leggera e presta molto,
che di pel macolato era coverta;
e non mi si partia dinanzi al volto,
anzi ’mpediva tanto il mio cammino,
ch’i’ fui per ritornar più volte volto.
Temp’ era dal principio del mattino,
e ’l sol montava ’n su con quelle stelle
ch’eran con lui quando l’amor divino”5

Adsum.

  1. “Ve sonra yıldızları görmek için yeniden dışarı çıktık.” ↩︎
  2. “Hayvanca yaşamak için değil, erdemi ve bilgiyi izlemek için yaratıldınız.” ↩︎
  3. “Başkasının ekmeğinin ne kadar tuzlu geldiğini tadacaksın;
    başkasının merdivenlerinden inip çıkmanın
    ne kadar zor olduğunu da öğreneceksin.
    Ama seni en çok yoran
    kötü ve akılsız bir topluluk olacak
    bu vadiye onların arasına düşeceksin.
    Sana karşı nankör, delice ve zalim olacaklar;
    ama kısa süre sonra
    utanç onların yüzüne vuracak, senin değil.” ↩︎
  4. Ve İşte Dante ↩︎
  5. “Ve işte, yokuşun tam başında
    hafif ve çok çevik bir pars belirdi,
    benekli postuna sarınmış halde;
    gözümün önünden hiç ayrılmadı,
    yolumu öyle çok kesti ki,
    geri dönmeyi defalarca düşündüm.
    Sabahın başlangıcıydı,
    güneş, o ilk yaratılışın güzellikleriyle
    birlikte yükselen yıldızlarla beraber” ↩︎


Diğer dosyaları incelemek için tıklayın. 

Bir Yorum Bırakın

Your email address will not be published.