Gülşah Elikbank, son romanı Âşıklar Gece Ölür’e ithafen, yedi müzisyenin özel besteleriyle hazırlanmış “Novel Soundtrack”ın piyasaya sürülmesiyle yeniden dikkatimizi çekti. Bu vesileyle samimi bir sohbet yaptık.  

Özlem Gökbel

Başta fantastik olmak üzere farklı türlerde kaleme aldığı 10 çarpıcı romanın yazarı Gülşah Elikbank, uzun yıllar kurumsal hayatta üst düzey yöneticilik yapmış bir yazar. Bu durumun kendisini beslediğini ifade ediyor. Bükreş, Bodrum ve İstanbul’da çeşitli otel açılışları gerçekleştirdikten sonra, İzmir’de Türkiye’nin ilk edebiyat konseptli oteli olan Mini Fuar Hotel’ini açtı. Hatta bu otelle Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2013 senesinde “Yılın Turizm İşletmecisi” seçildi. 

Bu yoğun tempo sırasında ilk fantastik romanı Siyah Nefes’i yazdı ve roman yayımlanınca kurumsal hayata veda edip kendisini tamamen yazmaya adadı. Siyah Nefes’i Mavi Dağ ile Kızıl Ölüm takip etti ve bu kitaplar Günebakan Üçlemesi olarak Elikbank’a Türkiye’nin “fantastik roman konusunda üçleme yazmış ilk kadın yazarı” unvanını kazandırdı. Ardından aşk ve çocuklar üzerine yine oldukça ses getiren romanlar geldi: Aşkın Gölgesi, Rüya Takımı: Medusa’nın Pusulası, Uykusuzlar, Yalancılar ve Sevgililer, İhtimal, Rüya Takımı-2: Zehirli Hayal ve son olarak Âşıklar Gece Ölür. Aşkın Gölgesi kitabı Arapça ve İtalyanca yayımlandı.

İsveç, Polonya, Romanya, Hollanda gibi pek çok ülkeden konuşmalar yapmak üzere davet alan yazarın Âşıklar Gece Ölür romanı, yedi besteciye ilham oldu ve iki sanat dalının buluştuğu, disiplinler arası bir iş birliği doğdu.

Yazar şimdilerde üniversitelerde ve özel kurumlarda yazarlık dersleri veriyor. İnsan hâliyle merak ediyor Gülşah Elikbank’ı…  

Hatırı sayılır yoğunlukta bir kurumsal hayattan uluslararası başarılarla taçlanan yazarlığa geçişiniz nasıl oldu, merak ediyorum. Kendinizi nasıl keşfettiniz? 

İş yaşamındayken de iyi hikâye anlatan biriydim aslında. O zaman bunu markanın hikâyesi, liderliğin öyküsü olarak kullanıyordum sadece. Çok genç yaşta yönetici olmam, büyük sorumlulukları erken üstlenmem ve bir ödül almam da sanırım bu vesile ile mümkün oldu. Çalışma hayatındayken de iş birliği yaptığım yerler, anlaşmalar hep uluslararası zincir markalardı. Onlarla çalışmak bana dünya vatandaşı olmayı, öyle düşünüp hissetmeyi öğretti. Belki de bu yüzden yazdıklarım tüm dünyayı kapsıyor ve dünyayla derdi olan herkesi ilgilendiriyor. Ben insanların kalplerine dokunmanın en etkili yolunun onlara iyi bir hikâye anlatmak olduğunu düşünüyorum. Bir de yapılmamışı yapmayı, denenmemişi denemeyi seviyorum. Risk almadan başarının geleceğini pek sanmıyorum. 

Bugünkü Gülşah Elikbank olmanıza katkı sağlayan kitaplar olmuştur mutlaka. Hangileriydi onlar?

O kadar çok ki… Beni, kişiliğimi kitaplar inşa etti bile diyebilirim. Hayatımda önemli yeri olan kitapların ilki İrvin Yalom’un Nietzsche Ağladığında romanı. Psikoloji ve edebiyatın ne kadar yakın olabileceğini bana öğreten kitap. Hemen ardından Joanne Greenberg’in Sana Gül Bahçesi Vaadetmedim romanı. Benim romanlarımı okuyanlar psikolojiye ilgimi çabuk kavrar zaten. Bunlar dışında Jane Austen da çok severim. İyi aşk romanlarının insanı en iyi anlatan kitaplar olduğunu düşünürüm. Mesela Emily Bronte, Uğultulu Tepeler böyle bir romandır. 

Fantastik romanlar ise hep baş ucumdaydı. Hayata farklı bakmayı, görünenin ardına gözlerimi dikmeyi bana onlar öğretti. Tolkien, Ursula Le Guin ve Neil Geiman… Hakları ödenmez. 

İyi bir yazar olduğunuz kadar iyi bir okur olduğunuzu da düşünüyorum. Hangi yazarları ve ne tür kitapları okursunuz? Son bir yılda neler okudunuz mesela? Şu anda bir baş ucu kitabınız var mı? 

Ben her tür kitabı okurum, Dünya edebiyatını da özel olarak takip ederim. Yazar dostlarımın yeni çıkan kitaplarını da mutlaka okurum. Sahaf gezip bilmediğim yazarları keşfetmeye de bayılırım ama fantastik romanlar biraz özel bir yerdedir benim için. Sinemaya uyarlanmış olanları özellikle okur, sonra da filme bakarım. Biraz da mesleki bir merak tabii bu. En son Rutger Bregman‘ın Çoğu İnsan İyidir kitabını okudum. Epey ezber bozan, dikkat çekici tezi olan bir kitaptı. Romain Gary’yi dönüp dolaşıp bu sene yine okudum: Onca Yoksulluk Varken… Bir de ben Albert Camus hayranıyım. Onun da kitaplarını aklıma estikçe okurum. Bu yıl en sevdiğim kitap, Amin Maalouf’un Empedokles’in Dostları oldu. Yazarın tarzının fantastiğe, gerçeküstüne kaymış olması beni çok mutlu etti. 

Siyah Nefes, Mavi Dağ, Kızıl Ölüm kitaplarını kapsayan Günebakan Üçlemesi ile Türkiye’nin ilk fantastik üçleme yazan kadın yazarı oldunuz. Üstelik ilk kitaplarınız. Çok cesurca bir hareket, fikrimce. Nasıl oldu bu iş? İlhamınız neydi? 

Cesurca bir hamle olduğunu bilmememden kaynaklandı. Sahiden de o romanları yazarken ne kimsenin bu tarzda yazmadığının farkındaydım ne de edebiyat bu kadar ilgi alanımdaydı. 

Sadece iyi bir okurdum ve dünyayla kendimce bir derdim vardı. O dert beni nefes alamaz hâle getirince kendime farklı bir gerçeklik yaratmak istedim ve ortaya Günebakan Üçlemesi çıktı.

Zaten ilk romana adını veren Siyah Nefes benim kurguladığım bir Yeni Çağ hastalığının adı. Ruh ve bedenin ayrı yerlerde nefes almasıyla, nefesinizin sizi zehirleyecek kadar siyaha dönmesi; Siyah Nefes. Metropol yaşamını bilen herkes neden söz ettiğimi anladı sanırım. 

Bir de ben anneannesi tarafından masallarla büyütülmüş bir çocuğum. Benim için periler, cinler, devler, mucizeler her zaman oldukça gerçekti. Bir Anadolu kadınının anlatısıyla büyüyünce özgün bir fantastik roman yazabildim. O üçlemeyi bu kadar farklı kılan, sevdiren de bence bu oldu. Batı’ya öykünen bir tarafı hiç yok ama komediye kaçan bir fantastik duruşu da yok. Okuyan herkes o lanetli kasabanın bir yerlerde gerçekten var olduğunu düşündü. Günebakan Üçlemesi’nin önemli bir farkı da “özgün fantezi” olması, yani tamamen benim yarattığım özgün bir dünya, yoktan yaratılmış bir kasaba, bir evren kurarak yazılmış olması. Dünya’da örneği çok az diyebilirim.  

Fantastik roman yazmanın zorluklarını az çok tahmin edebiliyorum. Püf noktaları nedir bu türün?

Bunca yılın sonunda gerek Dünya edebiyatına gerekse kendi yazdıklarıma baktığımda bir romanı “fantastik roman” olarak ayırmak ne kadar doğru diye düşünmeye başladım. Sonuçta hayat kurguyu aşıyor. Yazdığımız her şey hayatın yanında sönük kalmaya başladı. Bu beni biraz rahatsız etmiyor değil… Yine de derslerde hep şunu vurguluyorum; hikâyeniz ne kadar fantastik olursa olsun, kendi içinde bir mantığının olması gerekiyor. Evet hayal gücümüz sınırsız ama kurgunun içinde onun da bir sınırı var ve bunlar birbiri ile tutarlı olmak zorunda. Karakterler, onların süper güçleri dahi tutarlı olmak zorunda. Karakterlerin mutlaka kusurları ve zaafları olmalı mesela. Ben iyi roman yazmanın aslında kötü bir karakteri ne kadar iyi yazmakla ilgili olduğunu düşünüyorum. 

Makedonca olarak Makedonya’da yayınlanacak ve Üsküp Kitap Fuarı’nda size ülkemizi temsil ettirecek kadar sevilen çocuk romanlarınız da var. İddialı aşk hikâyelerinden sonra neden çocuk romanları? Devamı gelecek mi? 


Aslında iyi bir çocuk romanı her yaş için yazılmış bir masaldır.

Ben pek yaş ayrımı yapmıyorum ama piyasa o ayrımdan hoşlanıyor tabii. Çocukların dünyası bana her zaman çok yakındı. Onlarla çok da iyi anlaşırım. Beni 500 çocuğun arasına bırakın hemen hepsiyle arkadaş olurum. Yetişkinlerle bu kadar rahat değilimdir. Yerebatan Sarnıcı çocukluğumdan beri hayran olduğum bir mekândı, bir de Medusa’lar. Ben de onların hikâyesini çocukların heyecanla okuyacağı bir fantastik maceranın içinde anlatmak istedim. Çocuklar hikâyeyi ve Medusa’yı harika sahiplendi. Roman epey baskı yaptı ve beni yurt dışına taşıdı. Devam etmeyi tabii istiyorum bu alanda da. 

Bir Romanın Melodilere Dönüşmesi

Birkaç gün önce Elikbank’ın son romanı Âşıklar Gece Ölür’e ithafen, yedi müzisyen bir araya geldi ve edebiyatla müziği birleştirip, özel bestelerle bir “Novel Soundtrack” yarattı. Âşıklar Gece Ölür albümünde yer alan yedi müzisyen, kitabın yarattığı duygulardan ve alıntıladıkları cümlelerden yola çıkarak oluşturdukları şarkılara ses oldu. Albümde Efe Dikmen’den “Gönüllü Delilik”, Alişan Özaydın’dan “O Son Gülüşün”, Ufuk Sağın’dan “Aşklar Mezarlığı”, Ferit Tunçer’den “Düşman Oldum Hayata”, Ali Başarır’dan “Lovers Die At Night”, Samet Serhat’tan “Âşıklar Gece Ölür”, Erinç’ten “Aynı Geceden” eserleri yer alıyor. Albümdeki bir diğer şarkıyı ise yazar Gülşah Elikbank ile Efe Dikmen beraber seslendirirken, şarkının sözleri yazarın yeni romanından izler taşıyor.

Bu Türkiye’de bir ilk. Heyecan duyduk gerçekten. Nasıl gelişti olay, neden sizin romanınız seçildi? 

Âşıklar Gece Ölür çocukluk travmalarından müziğe tutunarak kurtulmaya çalışan bir rock müzisyeninin hikâyesi. İçinden müzik geçen ve kahramanının ağzından bir şarkı sözüne sahip özel bir hikâye. OnAir Sahne müzisyenlerinin bir etkinliğine davet edildiğimde, gecenin hatırası olarak müzisyenlere romanım hediye edilmişti ve her şey onların romanı okuyup içinde kendilerinden bir parça bulmalarıyla şekillendi. Bence bu işin en özel yanı da bu. Yedi müzisyen de romandan etkilendiği ve içlerinde bir duyguyu canlandırdığı için beste yaptı, herhangi bir maddi beklentiyle değil. Böylece aynı roman için yapılmış yedi bambaşka beste ortaya çıktı. Roman cümlelerim o bestelere sızdı ve kelimelerle melodiler farklı bir dansa başladı. Okurlar için de çok farklı bir deneyim olacak bu. Her dinlediğim şarkı beni romanın başka bir sayfasına taşıdı. Dünyada sayılı örneği olan bir şey yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum… 

Yazarlık dersleri verdiğiniz için özellikle soruyorum; buna niyeti olanlar için neler önerirsiniz? 

Benim derslerde de sıkça söylediğim şey şudur: Bir derdiniz varsa, masa başına geçin. Yoksa kimse sizin sıradan hayatınızı merak etmiyor. Hikâye kurgunun gücüyle başkalaşır ama yazarlık derslerinin en faydalı olduğu yer bana kalırsa, yazan kişiye bir disiplin kazandırması çünkü en zoru budur. Herkes başlar ama devam edemez. Bir hikâyeye başlamak değil, onu bitirmek zordur. Yazmak yazarak ve çok iyi romanlar okuyarak öğrenilir. Biz yolu açarız ama yolculuk onlara aittir. Adanma ve tutku ister.

Son olarak biraz geleceğe bakalım. Neler var planlarınızda? 

Uluslararası alanda daha iddialı yer almak istiyorum. Bir de üç yıldır yeni bir roman yazmıyordum. Sonbaharda yeni bir hikâye ile çıkacağım okurlarımın karşısına. Bu beni çok heyecanlandırıyor. Sanata farklı bakış açıları kazandırmayı ve bu alanda gençlerle yol almayı da seviyorum. Yeni dönemde bu alanda da ses getirecek işler yapacağız gençlerle.

Çok teşekkür ediyoruz. Sizi Bookinton’da ağırlamak çok güzeldi.

Diğer yazar röportajlarını okumak için tıklayın.