PEN International Başkanı Burhan Sönmez’le İsveç’in Uppsala şehrinde gerçekleşen Uluslararası PEN Kongresi’nde alınan kararları ve PEN’in yeni dönemdeki hedeflerini konuştuk. 

Sanem Güven

Burhan Sönmez’i birkaç yıl önce Labirent romanıyla tanıdım. Labirent yayımlandığında küçük bir okur grubu olarak kitabını konuşmak üzere kendisini Kadıköy’e davet etmiştik. Burhan Bey, o gün daha önemli bir işi çıktığı hâlde sadece bize söz vermiş olduğu için bu buluşmaya gelmiş ve tavrıyla, hayat hikâyesiyle, söyledikleriyle hepimizin hayranlığını kazanmıştı. Dolayısıyla geçen yıl, PEN Uluslararası Yazarlar Derneği’nin 100. yılında onun Başkan seçilmesine elbette çok sevindim ve hiç mi hiç şaşırmadım. 🙂 

Bu söyleşinin sonunda, Burhan Sönmez’in PEN Uluslararası Kongresi’nde yaptığı açılış konuşmasından bölümler yer alıyor. İsveç Uppsala’da 27 Eylül 2022 tarihinde gerçekleşen bu konuşmada, PEN’in geçtiğimiz yüzyılda neler yaptığı ve bugünün koşullarında yeni dönemde yapmayı planladıkları var. Geçmişi es geçmeden bugünümüzü analiz eden ve nihayetinde geleceğe odaklanan PEN’in, onları destekleyen tüm yazar, okur, gazeteci ve edebiyat severlerle dayanışarak amaçlarını gerçekleştirmesini diliyorum. 

Tüm insanlığın barış içinde eşit koşullarda yaşadığı bir dünyaya giden yol, belki de (ve elbette ki) edebiyatın ışığıyla aydınlanacaktır…

Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Sizinle bugün Uluslararası PEN Kulübü’nü konuşmak istiyorum. PEN’in çok temel olarak düşünce, ifade ve basın özgürlüğünü ve tüm dünyada yazar haklarını korumayı amaçladığını biliyoruz. Siz PEN’i kendi sözcüklerinizle nasıl anlatırsınız? Aynı amaç için çalışan diğer oluşumlardan nasıl bir farkı var sizce?

Birinci özelliği, dünyanın en eski ve en büyük yazar örgütü ve edebiyatla birlikte ifade özgürlüğünü temel alıyor. Üyelerin, yüzden fazla ülkeden gelen yazarlar olması, PEN’i diğer sivil toplum kuruluşlarından ayırıyor. Bizim gücümüz hem ortak yaptığımız çalışmalardan hem de her bir yazarın kendi sanatsal üretiminden besleniyor.

PEN’in en önemli amaçlarından biri: Edebiyatı Yüceltmek. “Edebiyatı Yüceltmek”ten ne anlamalıyız? “Edebiyatın Yüceltilmesi” sizce insanlık ve toplum için ne kadar öncelikli?

Türkçeye çevirirken anlam biraz “yüceltmeye” doğru kayıyor, bunda bir sakınca yok bence. Burada İngilizcedeki “promote” kelimesiyle kastedilen şey, edebiyatı teşvik etmek, desteklemek ve ona toplumsal hayatta hak ettiği yeri kazandırmaktır. Karanlığın içindeki ışık yücelik çağrıştırır, karamsarlığın içindeki umut ve kötülüğün içindeki güzel edebiyat da yüceliği andırır. Günlük hayatımız ve insanlığın geleceği için bunu önemsemek gerek.

Mesleği gereği edebiyatla iç içe olanlar dışındaki pek çok iyi okur, PEN’in nasıl örgütlendiğini, neler yaptığını bilmiyor. Sizce sıradan okurun PEN’in hem varlığı hem de faaliyetleri konusunda farkındalığının artması PEN’e katkı sağlar mı? 

PEN, 1921 yılında Londra’da kuruldu. Türkiye merkezi 1950 yılında Halide Edip Adıvar’ın öncülüğünde açıldı. 12 Eylül 1980 darbesinden sonraki dönemde pek çok kuruluş gibi PEN de faaliyet dışında kaldı ancak 1987 yılında Aziz Nesin, Yaşar Kemal gibi yazarların girişimiyle yeniden çalışmalara başladı. Çok tanınması tabii ki iyi olur, ama çalışmalarını sürdürmesinde başat bir sorun değil bu. Türkiye’de pek çok etkinlik düzenliyor, baskı altındaki yazarlara destek sunuyoruz. Cezaevlerine gidiyor, duruşmalara katılıyoruz. Maalesef ülkemiz özgürlükler konusunda iyi bir sınav vermiyor ve yazarların ifade özgürlüğü daima hedef hâline geliyor. Türkiye PEN merkezinin başkanlığını Zeynep Oral yapıyor. Ben geçen yıl PEN International’ın başkanlığına seçildim ama benden üç yıl önce Orhan Pamuk uluslararası başkan yardımcılığına seçilmişti. Bu listedeki J. M. Coetzee, Margaret Atwood, Svetlana Alexievich gibi yazarlarla birlikte o da risk altındaki yazarlarla ilgili çalışmalarımıza önemli katkılar sunuyor. 

Bildiğim kadarıyla İsveç’teki 88. PEN Uluslararası Kongresi’nden yeni döndünüz. Kongre’de öne çıkan konular neydi?

PEN’in uluslararası kongresi toplam dört gün sürdü. İlk iki gün, Uppsala Üniversitesi’nde, komite toplantıları ve atölye çalışmaları etrafında örgütlendi. Halka açık etkinlikler yapıldı. Sonraki iki gün, Uppsala Kalesi’nde, PEN merkezlerinin delegelerinin katılımıyla kurultay gerçekleştirildi. Yüz ülkeden iki yüzden fazla yazarın katıldığı kongrenin ana konuşmasını bu yıl Amerikalı yazar Siri Hustvedt yaptı. Her kongremize, ana konuşmayı yapması için özel bir isim davet eder, birlikte tartışmalar gerçekleştiririz. 

Dört daimî komitemiz var: Kadın Yazarlar Komitesi, Barış İçin Yazarlar Komitesi, Hapisteki Yazarlar Komitesi, Çeviri ve Dil Hakları Komitesi. Yaklaşık altmış yıl önce başlayan bu komite çalışmaları ülkelerden temsilcilerin katılımıyla ve bağımsız gündemlerle yürütülüyor. Kongrede Eritre’de hapiste olan yazarlardan, Ukrayna Savaşı’na ve İran’daki kadınların özgürlük mücadelesine kadar çok sayıda konu ele alındı. Karar metinleri hazırlandı. Kapanış akşamının ana konuşmasını, Nobel Edebiyat Ödülü Komitesi Başkanı ve eski PEN başkanlarından Per Wastberg yaptı. Per Wastberg beş yıl önce de bir yazar heyetiyle Türkiye’ye gelmiş, Silivri Cezaevi önüne giderek hapisteki gazeteci ve yazarları sahiplenmişti. Kongremiz, ana toplantı ve yan toplantılarla sürerken, aylar öncesinden ön çalışmalarla hazırlanan gündemler etrafında yoğunlaşıyoruz. Tabii ki burası yazarların ifade özgürlüğünü temel alan bir örgüt ve her toplantımız yeni fikirler ve tartışmalarla genişleyerek gündem dışına taşıyor. Bu bizi güçlendiren bir şey.

42 PEN merkezinin imzasıyla 35 yaş altı yazarların PEN’e davet edilmesi sizce PEN’e ne sağlayacak? Üyelik için başvuru yeterli olmayıp tavsiye gerekirken, 35 yaş altı yazarlar için başvuru yeterli olacak mı?

Burada 42 PEN merkezinin imzası olması, bu önerinin tartışıldığı atölye çalışmasının sınırıyla ilgili. Aynı anda birden fazla atölye çalışması ve komite toplantısı yapıldığından, yazarlar farklı salonlardaki toplantılara dağılır. Genç yazarların atölyesine katılan delegelerin imzasıyla kongreye gelen bir metin bu. 

Genç yazarların öncülüğünde bir çalışmayı ilk kez başlatıyoruz. Genelde bu tür sivil toplum kuruluşları, orta yaş ve üstü kuşakların etkinliği altındadır. Bunu yeni kuşaklara açmak için YARIN KULÜBÜ (Tomorrow Club) adıyla bir çalışma başlatıyoruz.

İlk adımı attık, yavaş yavaş gelişecek. PEN’in genel bir üyelik kriteri yok. Her merkezimiz bağımsız çalışır. Bu yüzden her merkezin üyeliğe kabul şartları farklıdır. Örneğin İngiltere PEN ve Norveç PEN yazarlardan öteye açılarak, okurları da üyeliğe kabul etmeye başladı çünkü okurlar da edebiyat dünyasının parçası. Genç yazarların, 35 yaş altı yazarlara çağrısı, kendi aralarındaki yeni bir model içinde -uluslararası düzeyde- gerçekleştirilecek. Benim hayallerimden biridir bu açılım, biraz umut ve biraz sabırla ve tabii gençlere güvenerek olacak.

PEN 2021 yılında 100. yılını kutladı. 100 yıl sonra PEN’in ve ilkeleri çerçevesinde edebiyatın geldiği noktayı nasıl değerlendirirsiniz? Genel olarak iyimser ve ümitli bir insan olduğunuzu diğer söyleşilerinizden biliyorum. Yine de sormak istiyorum: Sizce insanlık bir arpa boyu yol mu gitmiş? 

İyimserliği bırakmamak ama dünyanın hâlinin pek iyi olmadığını da görmek gerek. Edebiyattan en genel anlamda memnun ve umutluyum ama edebiyatı kuşatan dünyada ekonomi piyasasından hükümetlerin politikalarına kadar pek çok sorun var. Kongrede, “Yeni dönemin tehlikeleri neler?” diye sorduk ve 3+1 sorun etrafında tartışmalar yaptık. 3 sorun; nefret söylemi, yalan haber ve gözetim toplumu sorunudur. Bunlar, geçmişteki geleneksel (hapis, sansür gibi) yöntemlerden farklı ve oldukça yeni. 

Tüm dünyada artan otoriter yönetimlerin PEN’in faaliyetlerine etkisi nasıl olacak? PEN’in amaçlarına ulaşabilmesi için sizce yeni yöntemler geliştirmesi gerekiyor mu? Özellikle son sansür yasası çerçevesinde değerlendirebilir misiniz? 

Söz ettiğim üç yeni tehditle birlikte tabii ki biz de kendimizi yeniliyoruz.

Baskının sürekli değişip yeni yöntemler geliştirdiği bir zamanda, özgürlük mücadelesi ve edebiyat da değişip kendini geliştirir. 

Yalana karşı gerçeği ve nefrete karşı insan haklarını savunmak, bugün zor bir görev. Ama insanlık hangi çağda kolayı yaşamış ki?

Doğanın insan eliyle yok edilmesi, giderek daha fazla gündeme gelen hayvan hakları ve iklim krizi konularına PEN’in yaklaşımı nedir? Doğrudan amaçları içinde olmasa da insanlık için yaşamsal önemi nedeniyle bu anlamda en azından bazı sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışmayı düşünüyor mu? 

Yukarıda 3+1 sorundan söz ederken, bunların üçünü saydım. Bunlara ek olarak bir de, bütün gezegeni tehdit eden iklim krizi eklenince, manzara pek de parlak görünmüyor. Çevre sorunu, yazarların uzaktan ilgilendiği bir sorun değil, doğrudan ifade özgürlüğü ile bağlantılı. Yalnızca Meksika’da son bir yıl içinde 54 çevre aktivisti öldürüldü. Türkiye’de öldürülen Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu çiftini de unutmamak gerek. Bu konudaki en acı örneklerimizden biri yazar Ken Saro-Wiwa’nın 1995 yılında Nijerya’da idam edilmesidir. PEN’in uluslararası kampanyaları, halkın toprak hakkı için mücadele eden bu çevreci yazarı kurtarmaya yetmedi. Gücümüz var ama sınırsız değil. İspanya İç Savaşı’nda Arthur Koestler’i kurtarabildik ama şair Lorca’yı kurtarmayı başaramadık. Bunu bilerek, daha çok çalışıyoruz.


BURHAN SÖNMEZ’İN ULUSLARARASI PEN KONGRESİ AÇILIŞ KONUŞMASINDAN BÖLÜMLER 

27 Eylül 2022, Uppsala,İsveç

PEN Uluslararası Kongresi’ne hoş geldiniz. İkinci yüzyılımızın başındayız ve ayrıca İsveç PEN’in kuruluşunun yüzüncü yılındayız. Başka pek çok şey gibi, kelimelerin de (bağlamından koparılıp) tahrip edildiği ve yanlış kullanıldığı bir dönemdeyiz. 

Salt sizin gerçeklik algınızın ötesine geçti diye bir şaire çılgın diyemezsiniz. O, özgür bir ruhtur, tıpkı Anne Sexton gibi. Salt düşüncelerinizle örtüşmeyen şeyler yazdığı için bir romancıyı şeytan ilan edemezsiniz. O saygın bir yazardır, tıpkı Salman Rushdie gibi. Salt gerçekleri ortaya çıkardı diye bir gazeteciye ajan damgası vuramazsınız. O bağımsız bir gazetecidir, tıpkı Dmitry Muratov gibi. Bir insanın cinsel yönelimi sizinkinden farklı olduğu için onu sapkın diye adlandıramazsınız. O da saygıdeğer biridir, tıpkı Oscar Wilde gibi.  

Gerçeklik, sözcüklerle şekillenir.

Geçtiğimiz yıl, tarihimizin en büyük transfer operasyonunu gerçekleştirerek pek çok yazar ve ailesini Afganistan, Belarus, Nikaragua, Uganda ve daha pek çok ülkeden alıp güvenli yerlere taşıdık.

Şimdi yüzden fazla ülkede 150’den fazla PEN Merkezi ile her zamankinden daha etkin durumdayız. Dayanışma içinde her yıl yüzlerce yazara yardım ediyor, destek sağlıyoruz. 

Şair Federico Lorca bir şiirinde, “Ölürsem, balkonu açık bırakın” demişti. 

Ölürsem
Açık bırakın balkonu.
Çocuk portakal yer.
(Balkonumdan görürüm onu.)
Orakçı ekin biçer.
(Balkonumdan duyarım onu.)
Ölürsem
Açık bırakın balkonu!

Keşke Lorca bizim balkonu açık bıraktığımızı bilebilseydi… Biz balkonu uzun süredir açık bırakıyoruz. Oradan Ukrayna, Küba, Ermenistan, Filistin, Yemen, Hindistan’ı, yoksulluk içindeki kadın ve çocukları, hapse atılmış yazar ve gazetecileri görebiliyoruz. 

Tarihin en iyi öğretmen olduğu söylenir, ancak göründüğü kadarıyla insanlar hiç iyi öğrenci değiller. 

Yirmi birinci yüzyılda milliyetçilik yeniden yükseliyor, popülist fikirlerin -başta Avrupa olmak üzere- her yerde alanı genişliyor. 

Bugünün sosyal medya ağlarında propaganda amacıyla kullanılan veri büyüklüğüne baktığımızda, gerçeğin nasıl bulanıklaştırılıp yalan/uydurma haberlerle yer değiştirdiğini, pek çok insanın ve kurumun bu sahte bilgileri gönüllü şekilde yayarak komplo teorileri üreterek bu sürecin bir parçası olduğunu görüyoruz.

Bugün, bilgi demokrasisine ihtiyacımız var. 

İfade özgürlüğünün diğerlerine hakaret olmayıp, başka fikirlerin var olabileceğini gösterdiğini her zaman vurguladık. Eğer buna katılmıyorsanız, nefret söyleminde bulunmak veya şiddete başvurmak yerine daha iyi bir fikir ortaya koyun. 

Nihai amacımız, insanlığın eşitlik ve barış içinde yaşamasıdır.  Bu amaç, basit görünmekle birlikte içinde yaşadığımız tuhaf dünyada artık bir ütopyadır. O hâlde, sadece üzücü olayları değil, güzel ve mutlu şeyleri de görebileceğimiz Lorca’nın açık bırakılan balkonunu hatırlayalım. O balkondan dans eden insanları, öpüşen âşıkları, mutlu bir şekilde evine dönen işçileri görebiliriz. Barışçıl dünyayı, herkesin komşusunun ana dilinde şarkı söylediği ve tüm yazarların özgür olduğu bir dünyayı görebiliriz. 

Biz, bunu gerçeğe dönüştürebilmek için yılmadan çalışıyoruz. 

Kötü haberlerin tüm dünyaya yayıldığı ve kötümser bakış açısının bizi körleştirdiği bu günlerde, bizim görevimiz umut yeşertmektir. Edebiyat umuttur ve PEN International umudun doğduğu, yaşadığı yerdir. İlk yüzyılımızı onur ve gururla tamamladık. Size muhteşem bir ikinci yüzyıl diliyor, bu tarihi misyonu gerçekleştirmeye yönelik desteğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.

Burhan Sönmez


Burhan Sönmez Kimdir?

Burhan Sönmez, yazar ve PEN International’ın Başkanı’dır. Romanları kırk iki dile çevrildi. Siyasi nedenlerle Britanya’ya gitmeden önce İstanbul’da avukat olarak çalıştı. Yazıları The Guardian, Der Spiegel ve La Repubblica gibi gazetelerde yayımlandı. William Blake’in Cennet ile Cehennemin Evliliğikitabını Türkçe’ye çevirdi. ODTÜ’de edebiyat dersleri verdi. Vaclav Havel Kütüphane Ödülü, EBRD Edebiyat Ödülü ve Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü aldı. İstanbul ve Cambridge’te yaşıyor.

Türkçede yayımlanmış kitapları: 

Kuzey (2009), Masumlar (2011), İstanbul İstanbul (2015), Labirent (2018), Taş ve Gölge (2021).


ULUSLARARASI PEN KULÜBÜ

Uluslararası PEN Kulübü, İngilizce, poets (şairler), playwrights (oyun yazarları), essayists (deneme yazanlar) ve novelists (romancılar) sözcüklerinin baş harflerinden oluşuyor. Daha sonra kapsamı genişleyerek gazeteciler de dâhil edildi. PEN, aynı zamanda İngilizcede kalem anlamına gelir. Kulüp kuruluşundan beri bu kısaltma ile anılır.

5 Ekim 1921’de İngiliz yazar Catherine Amy Dawson Scott ile John Galsworthy ve arkadaşları tarafından Londra’da kurulan PEN, ilk başlarda bir grup arkadaşın sohbet için bir araya geldiği bir kulüpken, zamanla dünyanın yaşadığı zor zamanlar ve İkinci Dünya Savaşı’nın da etkisiyle kurumsallaşarak temel olarak özgür basın, ifade özgürlüğü ve yazarların haklarının korunması için çalışmaya başladı.

Her ülkenin PEN grubu kendine özgü bir örgütlenme ve işleyiş biçimine sahiptir. Her yıl başka bir ülkede uluslararası düzeyde kongre yapılır ve kararlar alınır.

PEN’in Türkiye’deki kolu Türkiye P.E.N. Yazarlar Derneği, 1950 yılında Halide Edip Adıvar’ın girişimiyle kuruldu. Halide Edip Adıvar’ın ölümünden sonra sırasıyla Refik Halit Karay, Sabri Esat Siyavuşgil, Yaşar Nabi Nayır, Tahsin Yücel başkan seçildi. PEN Türkiye 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi üzerine dağıldıysa da Aziz Nesin’in girişimiyle 1989’da Yaşar Kemal’in başkanlığında yeniden faaliyete geçti. Başkanlığı hâlen, Cumhuriyet Gazetesi yazarı olan Zeynep Oral yürütüyor.

Diğer yazar röportajlarını okumak için tıklayın.