Bookinton

Dünya üzerinde milyonlarca kadın her gün kendilerine reva görülen kaderleri yenmek için savaşıyor. Ece Erdoğuş Levi, kadına yönelik şiddet karşısında çoğalan sessiz haykırışı duyuyor ve zamanın ruhunu yansıtan karanlık bir masal anlatıyor. Yazar ile Kafka Kitap tarafından yayımlanan Şehrazat’ın Son Sözleri kitabı ve yazma süreci hakkında konuştuk. 

Günnur Aksakal Baykan

Binbir Gece Masalları’nın Şehrazat’ını duymayan var mı? Sanıyorum, yok. Peki, Şehrazat’ın esas hikâyesi bu mu? Ece Erdoğuş Levi, Şehrazat’ın Son Sözleri ile bize başka bir Şehrazat anlatıyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne özel, Ece Erdoğuş Levi’yle allı pullu masalların yerine yaşanan karanlık gerçekleri ve acıları anlattığı son romanı üzerine söyleştik, iyi okumalar!

Son romanınız Şehrazat’ın Son Sözleri’ni “Türkiye’de sesini duyuramayan tüm kadınlar için, onlardan ilhamla…” cümleleriyle aslında şiddet mağduru tüm kadınlara ithaf ediyorsunuz. Belki de önce buradan başlamak gerek. Sizi bu kitabı yazmaya iten güç, bu kitapla okurlara anlatmak istedikleriniz nedir?

Neredeyse on yıldır bu kitabı yazmak vardı aklımda, şiddete maruz kalan kadınların, çocuk gelinlerin, sır olan kadınların hikâyelerini anlatmak. Her gün haberlerde duyduğumuz, gazetede okuduğumuz, çeşit çeşit kadına şiddet haberine karşılık benim bir yazar olarak yapabileceğim bu romanı yazarak ses vermekti. Artık bu haberleri görmek, duymak, neredeyse ve maalesef sıradan hâle geldi, yani şaşırtmıyor. Hatta gün içinde unutulup gidiliyor ama edebiyat işin içine girince, yani dışarıdan değil de tam da içeriden, olayın kalbinden bakmaya çalışınca etkisi çok farklı oluyor bence, hatta sarsıcı. Bu romanı tam da bu yüzden yazdım çünkü ben edebiyatın gücüne çok inanıyorum.

Henüz ilk satırlarda karşılaştığımız karakterlerin isimleri Evren, Şehrazat, Hayat. Görür görmez bu seçimin mutlaka bir hikâyesi ve anlamı var dedirtiyor. Nasıl karar verdiniz karakterlerin isimlerine?

Evet, her biri özellikle seçildi. Şehrazat elbette anlatmayı temsil ediyor; Hayat birçok olasılığa açık olmayı; Evren de Pers şahının bir anlamda yerinde konumlandırıldığı için onun tarafından bakınca tamamen bir ironi evreni… Tabii bunlar benim aklımdan geçenler, romanı okuyan herkes onlara kendinde oluşan anlamı yükleyecektir.

“Her gün haberlerde duyduğumuz, gazetede okuduğumuz, çeşit çeşit kadına şiddet haberine karşılık benim bir yazar olarak yapabileceğim bu romanı yazarak ses vermekti.”

Özellikle kadın karakterlerinizin sizin için taşıdığı anlamı sorsam… Onlarla uzun bir zaman geçirdiğinizi tahmin ediyorum.

Her biri hem çok tanıdık hem de yeniden kurgulanmış kahramanlar. Yazma sürecinde, kahramanların dünyasına girdikçe, acının boyutunu daha iyi anladım. Aradaki mesafe ortadan kalkınca, onlara yaşatılanlardan geçmeye çalıştıkça onlarla bir oldum; bir oldukça da öfke, üzüntü, şaşkınlık, acı birbirine karışıp tabiri caizse bir yangına dönüştü. Başta hem tanıdıklar ama kurgular da dedim ya, o durumu aştılar yazarken, hatta hâlâ her biri içimde yaşıyor. Öte yandan sonunda anlatmış olma huzuru da var tabii.

Romanın genel havası ve dili masalları anımsatıyor. Sanki eski yazınsal gelenekleri de sürdürmeye çalışıyorsunuz. Şehrazat’ın Son Sözleri’ni modern çağ masalı diye düşünebilir miyiz, ne dersiniz?

Aslında ilk romanımdan bu yana hep sesimi bulmaya çalışıyorum. Yani hem “yazar” olarak sesimi hem de “hikâyenin” sesini. Sanırım Binbir Gece Masalları’ndan yola çıkınca bahsettiğiniz o “anlatma” tavrı da kendiliğinden ortaya çıktı. “Modern çağ masalı” diye tanımlanması elbette hoşuma gider, doğru da olur, ama Şehrazat’ın Son Sözleri çok acı bir masal, geçtiğimiz çağ da öyle değil mi?.. 

“Hatırlamak, aynı zamanda itici güçtür, tehlikeden korunmaktır. Bir bilinci, arzuyu, cesareti beraberinde getirir.”

Anlatmak ve hatırlamak konularında epey çalıştığınız fark ediliyor. Söz konusu insan hayatı olduğunda bu konuları nasıl yorumluyorsunuz?

Anlatmak, anlatmanın yaşamsal açıdan kritik bir eylem olması, anlatarak “yaşam” bulmak, “kendini gerçekleştirmek” düşünceleri, romanı yazarken zihnimin gerisinde hep vardı. Anlatmak eylemi romanın özünde başka başka yüzleriyle öyle çok var ki… Üstelik beni yola çıkaran da yaşamaya devam etmek için anlatmak eylemiydi. Binbir Gece Masalları ile kurduğum özdeşlik de buradan kaynaklanıyor.

Hatırlamak ise bizi biz yapan şeylerin bütünü bence, iyisiyle kötüsüyle. Bu bir geçmişe tutunmuşluk değil asla, hatırlamak aynı zamanda itici güçtür, tehlikeden korunmaktır. Bir bilinci, arzuyu, cesareti beraberinde getirir bence.

“Onca yıldır duyduğum o kadın hikâyelerinin yaşandığı odalara adım atmak zordu.”

Şehrazat’ın Son Sözleri, yazma tekniği bakımından farklılık taşıyor. Okurlara kurgusal bir matruşka sunduğunuzu söylemek yanlış olmaz sanırım. Yazarken zorlandığınız oldu mu? Nasıl bir yöntem izlediniz?

Evet, matruşkaya benziyor, önce bütünü en geniş şekliyle görüp aşama aşama öze varıyoruz. Kurgularken zorlanmadım, daha çok duygusal olarak kahramanlarımın yaşadıklarının beni sarsması zorladı diyebilirim. Onca yıldır duyduğum o kadın hikâyelerinin yaşandığı odalara adım atmak zordu, yaşamak, yaşatmak… Her hikâyeden sonra masadan kalktığımda yürek kabarıklığımın geçmesi hep epey sürdü. Sadece hikâyelerden mi oluşsa diye bir tereddüt yaşadım, sonra hayır deyip anlatıcım Şehrazat’ın yazım sürecini de o kahramanlara dair düşüncelerini de yazmaya karar verdim. Bu hesaplaşma, belki de ayrılmadan önceki son bir sarılma gibiydi, olmasaydı yarım kalacaktı. 

Roman yazmak ve yayımlayıp insanlarla buluşturmak emeği yoğun bir süreç. Elbette her yazar geniş okur kitlelerine ulaşmak ister. Yine de sormak istiyorum. Bu kitabı kimler okusun? Siz, esas olarak kimlere ulaşmak istiyorsunuz?

Kadın – erkek, genç – yaşlı, her sosyolojik yapıdan, kültürden insan okusun isterim. Kahramanlarımın sesini ne kadar çok insan duyarsa, onların da belki kendi konumlarından yapabilecekleri olabilir. Ben buna hakikaten çok inanıyorum. “Kadına şiddete karşı olmak” Evet, karşı olalım ama kendi durduğumuz yerden, koşuldan ne yapabileceğimizi düşünmek de gerekiyor. Ben edebiyatçı olarak kalemimle ses veriyorum, bir öğretmen bu konuda öğrencilerine müthiş bir hassasiyet kazandırmaya baş koyabilir, bir gazetecinin ya da bir avukatın, bir ressamın, şarkıcının, kısacası herkesin yapabilecekleri var bence.   

Her başarılı kitabın arkasında görünmez kahramanlar da var tabii… Kapak tasarımından editörüne dek çok kişinin buluştuğu bir üretim süreci. Sizin yolculuğunuz nasıldı?

Ne mutlu bana ki yazdıklarımı çok canı gönülden mutlulukla, bu anlamda bana da kendimi iyi hissettirerek yayımlayan bir yayıneviyle, Kafka Kitap ile çalışıyorum. Kendimi güvenle teslim ettiğim editörüm yazar Şebnem Soral Tamer ve Genel Yayın Yönetmeni’m yazar Aslı Tunç var. Bizi buluşturansa edebiyat ajanım Nermin Mollaoğlu. Her zamanki derin sezgisiyle iyi ki getirmiş bizi bir araya. Kapak konusuna gelince hiç tereddüt yaşamadık, Alper Zeki’nin tasarımını gördüm ve “Harika!” dedim. İlk görüşte bu duygu uyanıyorsa bence tamamdır zaten. Şehrazat’ın Son Sözleri okura ulaşırken tüm emeği geçenlere sizin vesilenizle de teşekkür ediyorum.

Bu yıl okurlar ve yazarlar kitap fuarları ile ilgili bir heyecan taşıyor. Sizin fuara özel bir programınız var mı?

Evet, ben çok özledim açıkçası. Bu sene bambaşka heyecanım. 4 Aralık 13.00’te Epsilon Yayınevinin standında kitaplarımı imzalayacağım.

Zaman ayırdığınız için teşekkürler.


Ece Erdoğuş Levi kimdir?

Yazar ve editör. İlk romanı Kolpa, 2009’da Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Ardından Yok Olma Kılavuzu(2011), Tuhaf Hikâyeleri Sever misiniz? (2016), Dünya İçin Bir Şans (2017), Her Şeyi Baştan Anlat (2018) ve Şehrazat’ın Son Sözleri (2022) kitapları okurlarla buluştu. Hâlâ Kitapsever Dergisi’nde haftalık köşe yazıları yazmaya devam ediyor.

Diğer yazar röportajlarını okumak için tıklayın. 

Bir Yorum Bırakın

Epostanız gözükmeyecek.