Klasik resim eğitimi alan Gökçe Yavaş Önal neden illüstrasyonu seçti, kendi kitabını nasıl yazıp çizdi, nasıl başka kitaplar için illüstrasyon yapılır? Biz sorduk, o sırlarını paylaştı. 

 Oya Tuğcu Özağaç 

Karakarga Yayınevinin Dünyaya Yön Verenler serisinde Türkan Saylan, Tudemin Matematik serisinde Ben Bu Problemleri Çıtır Çıtır Çözerim, Uçanbalık Yayınları için Prenses Olmak İstemeyen Prenses ve daha nice kitaplar resmetmişsiniz. Siz sadece illüstratör değil aynı zamanda yazarsınız da. Desen Yayınlarından çıkan son kitabınız Anne Bak!ta hem anlatıcı hem de çizersiniz, öyle değil mi? Kimler için yazıldı bu kitap?

Evet, bu 2. çizgi öykü kitabım. İkisinde de hem yazıp hem çizdim ama kendimi bir yazar olarak tanımlayamam, yazar deyince Virginia Woolf, Iris Murdoch falan geliyor aklıma. Ben daha çok anlatmak istediğim şeyi görsel olarak anlatıyorum, arayı sözcüklerle dolduruyorum bence. 

Bu kitabın hedef kitlesi 25-45 yaş arası kadın ve anne okuyucu aslında ama mizah seven, hayatla ilgili kaygıları olan, varoluş sancıları çeken herkesin okumaktan keyif alacağını düşünüyorum. Güncel tabirle over-thinking (aşırı düşünen) bir kadının çocuklu hayata geçiş sürecini çizgi roman şeklinde anlatıyorum. Tamamen kişisel yorumum.

Aynı kitabın hem yazarı hem de illüstratörü olmak nasıl bir duygu? Başka yazarlarla çalıştığınızda birbirinizin işini etkilediğiniz oluyor mu?

 Başkasının yazdığı bir metni resimlerken ister istemez yazarın düşündüğünü anlamaya çalışmak gerekiyor. Metne müdahale edemiyorsun. Bu bir yandan rahatlık çünkü metin ortada ve orda yazdığı gibi resmetmek gerekiyor. Ama hem yazıp hem çizmek iki işi birden yapmak demek ve o kısım biraz daha zorlayıcı çünkü seçenekler çoğalıyor. Başkasına beğendirme kaygısından uzak olmak rahatlatıcı. Diğer yandan kendini memnun etmek de zor bir şey. Ama hem yazıp hem çizdiğinde bitirdiğindeki tatmin hissi daha büyük. 

Başka yazarla birbirimizin işini etkilediğimiz olmuyor aslında. Çünkü ben o aşamada çizer oluyorum ve metnin istediğini vermeye çalışıyorum. Özellikle benim çizmem için yazılmış bir metin varsa, o zaman metni yazarla beraber şekillendirebiliyoruz zaten. 

Çocuk kitaplarını takip edenler size ve çizimlerinize aşina. Peki, siz neden çocuk kitaplarına görsel tasarlamayı tercih ettiniz?

Ben aslında üniversitede klasik resim eğitimi aldım. Tuval, yağlı boya, kara kalem ve sanat tarihiyle bol bol haşır neşir oldum. Ama bir süre sonra çizgim dönüşmeye başladı. İşin illüstratif tarafından daha çok keyif almaya ve kendimi daha kolay ifade edebilmeye başladım. Bu sırada da çocuk kitapları okumak, resimlerine bakmak en büyük zevkimdi. Bizde de nitelikli çocuk kitaplarının yazılmaya başladığı bir döneme denk geldi ve kendimi o işin içine balıklama dalarken buldum. İyi ki de öyle olmuş, çok keyif alıyorum yaptığım işten.

Grafik roman çizimi ve çocuk kitabı illüstrasyonunun farkını bize anlatır mısınız? Sizi en tatmin eden çalışma türü nedir?

Çocuk kitaplarında yazan her satırı resimlemek zorunda değilsiniz, resmin konuyu anlatması yeterli. Aralıklarla çizdiğiniz illüstrasyonlar metne destek oluyor. Öykü kitaplarından bahsediyorum tabii. Eğer resimli kitapsa resimlerin yoğunluğu artıyor ama yine aynı şekilde konunun özünü yakalamak yeterli.

Ama grafik romanda hikâyeyi çizimle anlatıyorsunuz. Olay örgüsünü aşama aşama çizmek gerekiyor. Daha yoğun ve detaylı bir çalışma gerektiriyor. 

Ben her ikisinden de zevk alıyorum. Önemli olan ortaya çıkan sonuç.

Kendinize özgü bir çiziminiz, bir imzanız var. Tarzınızı yaratmanız nasıl oldu? Sizi ve çalışmalarınızı etkileyen bir sanatçı oldu mu? 

Üniversite yıllarında o kadar çok resim inceledim ki… Tabii şöyle de bir şey var; ne kadar çok başkalarına bakarsanız kendi dilinizi bulmakta o kadar zorlanıyorsunuz ama bakmadan da olmuyor. Resim eğitimi sürecinde Burhan Uygur’un resimlerine denk gelip bulabildiğim bütün kaynaklardan röportajlarını, resimlerini incelediğimi hatırlıyorum. Yazıyla resmi birleştirme fikrini çok orijinal bulmuştum. Daha sonra Roz Chast’in New York Times’a çizdiği karikatürlerini ve grafik romanlarını keşfettim. Bunlar benim kendi dilimi bulmamda kırılma noktası oldu bence. Bu iş böyle de yapılabiliyormuş deyip benzer tarzda yapılan işleri bulmaya başladım ve olaylar gelişti.

İlk işe başladığınızdan bu yana çizime yaklaşımınızda değişiklik oldu mu?

Olmaz mı! İllüstrasyon ve grafik roman namına Türkiye’de ve diğer ülkelerde yapılan işleri sürekli takip ediyorum. İster istemez gördüğümüz her şey bir şeyleri değiştiriyor. Farklı fikirler veriyor. Başladığım noktadan vizyon olarak farklı bir yerdeyim, ilgi alanım çocuk kitaplarıyla sınırlı değil artık. Başlangıçta daha detaylı işler yaparken şimdilerde daha sade sonuçlara ulaşmaya çalışıyorum. Çizim tarzım daha çok çizgi romana kaydı. Daha az çizgiyle daha çok şey anlatabilmenin peşine düştüm.

Gelişen teknolojinin çizimlerinize etkisi nasıl oldu?

Tuval ve yağlı boyadan sulu boyaya, oradan grafik tablete ve ardından iPad’e geçen bir üretim sürecim oldu. Her aşama bir öncekinden daha kısa sürede çalışma fırsatı sundu. Açıkçası kısa sürede daha çok iş üretmek açısından dijital yöntemler hayat kurtarıcı, teknolojiden çok memnunum. Zaman hızlandı ve ayak uydurabilmek gerekiyor. Belki bunun da etkisiyle daha hızlı üretilebilen işlere yöneldim ben de. 

Eğitim, araştırma, zaman ve emek isteyen bir iş yapıyorsunuz. Emeklerinizin karşılığını alıyor musunuz?

Açıkçası bu konu yaratıcı işler yapan herkesin en dertli olduğu konu. Açık ve net söyleyebilirim ki HAYIR. Sigortası, mesaisi ve dur noktası olmayan bir iş bu. Yaptığım işten ne kadar keyif alsam da kazanç konusunda her fırsatta isyan ediyorum. 

1940lı yıllar çizgi romanların Türkiyede kopya edildiği yıllar. Sizce kopyalamaktan çıkıp özgün eserler verilmesi ne/kim ile başladı?

Bizde resim de çizgi roman da Batı’daki örnekleri taklitle başlamış, her iki alanda da 70l’i yıllardan sonra özgün işler üretilmeye başlanmış. Abidin Dino’nun, Burhan Uygur’un grafik alanda ürettiği işler bence Türk sanatının özgünleşmeye başladığı dönemler. Karikatür alanında Oğuz Aral ve Gırgır dergisi galiba ilk özgün eserlerin üretildiği dönemler. Ben o yıllara birebir şahit olmadığım için tam vakıf olmasam da Semih Balcıoğlu’nun kitaplarından okuduğum kadarıyla öğreniyorum o dönemleri.

İlk kadın çizgi romancımız Selma Emiroğlu. Doğan Kardeş dergisinde 1945lerde çizmeye başladı. Günümüzde kadın çizer olarak yaşadığınız herhangi bir olumsuzluk var mı?

Bence o açıdan nispeten şanslı bir dönemde sayılabiliriz. Artık herhangi bir mesleğin başına “kadın” ibaresinin koyulmasına gerek olduğunu düşünmüyorum. Ama mizah dergilerinde hâlâ erkek egemen bir dil ve popülasyon hâkim, orası bir gerçek. Ben çok bireysel çalıştığım ve o dünyanın içinde olmadığım için herhangi bir olumsuzluk yaşamıyorum açıkçası. Genel geçer “kadın” imajı mizah algısına zıt kaçıyor galiba ama benim yaptığım iş de kadın kimliğinden çok uzak değil, hatta tam da oradan besleniyor. O açıdan da çok eril zihniyete denk gelmemiş olabilirim. 

Çocuk edebiyatı çizeri olmak isteyenlere ne öğütler verirsiniz?

Ben bir işte başarılı olmanın yolunun o konuda mükemmellik aramadan çok çalışmak olduğunu düşünüyorum. Su akıp yolunu buluyor en sonunda. Verebileceğim en iyi tavsiye bu 🙂

Bize ayırdığınız zaman için çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim güzel sorularınız için. Okuyan herkese sevgiler.

Gökçe Yavaş Önal kimdir?

İstanbul doğumlu, Resim Bölümü mezunu bir çizer. Çok sayıda yayınevi için çocuk kitapları resimledi. Aynı zamanda çocuk yayınlarına illüstrasyonlar yapıyor. 

Gerginlikleri, paranoyaları ve varoluş sancılarından yola çıkarak hem yazıp hem çizdiği İçimdeki Buhranlarisimli ilk grafik öykü kitabı 2020 yılında Desen Yayınları tarafından yayınlandı.

Anne olma sürecini, bir kadın ve bir anne olarak hissettiklerini mizahi bir dille anlattığı 2. grafik öykü kitabı Anne Bak 2022 Mayıs ayında aynı yayınevinden çıktı. Çalışmaları sürüyor.

Diğer Yazarlar kategorisi röportajlarını okumak için tıklayın.