Çalıkuşu – Reşat Nuri Güntekin

(1 Yorum)
Kitap Yazarı:
İnceleme Editörü: Zeynep Ceren Burak

1921 yılında yazılan Çalıkuşu için Türk edebiyatının bir klasiği demek son derece doğru. Hakkını çok da teslim edemediğimizi düşündüğüm Reşat Nuri Güntekin bu nefis romanında kendi edebî tarzına uygun olarak acımak, şefkat, derin sevgi ve tabii toplumsal realitenin tüm olanaklarından yaralanır. Hepimizin hafızasında tazeliğini koruyan genç muallim Feride’nin hikâyesi Çalıkuşu günümüzde İnkılâp Kitabevi tarafından basılıyor.

Sitede Yayınlanma Tarihi: 24 Kasım 2022

Ülke: Türkiye

Türü: Roman

Okur Yaşı: Genel Yetişkin Okur Kitlesi

Hedef Kitle: Türk edebiyatı klâsiklerini seven okurlar.

Sayfa Sayısı: 544 sayfa

İmla: ☺️

Ebat: 13.6 x 19,5 cm

İnceleme

Kısa bir ön söz

Çalıkuşu romanını okumam ortaokul yıllarıma denk gelir. Çok sevgili Türkçe öğretmenimiz Işıl Hanımın teşviki ile Çalıkuşu, Küçük Kadınlar gibi romanları okuyor, güçlü, dimdik, hayatın tozunu alan kadınlara hayran oluyordum. İşte genç muallim Feride de böyle bir kadındır. Kalbi tek aşkı Kâmuran’ın acısı ile yaralıdır ama öğretmenlik bahanesi ile geçtiği Anadolu’da gördüğü manzara ve vaziyet onu daha da yaralar.

İncelemeyi yazarken yaptığım küçük bir araştırmada Çalıkuşu’nun ilk önce 1921 yılında (Kurtuluş Savaşı yılları olmasına dikkat çekmek isterim.) Vatan gazetesinde tefrika edilmeye başlandığını, ilgili dönemde alışılmadık sade dili, Anadolu’yu çok yönlü ele alması ile umulmadık bir başarı elde ederek roman olarak yayımlandığını öğrendim. Hakkı Süha Gezgin Edebî Portreler adlı kitabında “Çalıkuşu Vakit’te çıkarken, birçok sabırsız okuyucuların ertesi günkü tefrikayı dinlemek için telefona sarıldıklarını bilirim,” cümlesiyle anlatır bu yoğun ilgiyi. Roman 1937 yılında bir kez daha tefrika edilir. Bugün burada incelediğimiz ilk hâli ile bazı farklılıklar içeren bu basımdır.

Sör Mektebi yılları

Feride annesini kaybettikten sonra İstanbul’da büyükannesi ve teyzeleriyle kalmaya başlar. İstanbullu saygın bir ailenin kızı olmasına rağmen, babasının asker olması nedeni ile Osmanlı sınırları içindeki birçok ülkede kalmış (Afrika dâhil) hiçbir zaman bir “İstanbul kızı” olmamıştır.

Ele avuca sığmaz, yaramaz bir kız çocuğudur. Hayatının dönüm noktalarından biri o zamanlar ona zulüm gibi gelen yatılı Fransız Sör Mektebi’nde geçirdiği yıllardır. Feride, “Bahçede kuru bir ağaç vardı. Fırsat buldukça oraya tırmandığımı ve tehditlere kulak asmadan teneffüs sonuna kadar daldan dala atladığımı gören muallim bir gün: Bu çocuk, insan değil çalıkuşu diye bağırmıştı. O günden sonra adım unutuldu ve herkes beni Çalıkuşu diye çağırmaya başlamıştı,” diye anlatır lakabını alışını. Burada aldığı tahsil, sonraki yıllarda öğretmenlik yapmasını sağlayacaktır.

Okula devam ettiği yıllarda kuzeni Kâmuran ile nişanlanır ancak aldatıldığını öğrenen Feride kimseye haber vermeden, öğretmenlik yapmak üzere köşkten ayrılır. Kalbinde oluşan boşluğu, minik öğrencileri ile doldurmak niyetindedir.

Zeyniler köyü

“Bu köyün evleri, sokakları, mezarları gibi çocuklarında da siyah bir neşesizlik var. Renksiz dudakları gülmenin ne olduğunu bilmiyor, durgun gözleri ağır bir melâl içinde ölümü düşünüyor gibi. Ben bile yavaş yavaş onlara benzemeğe başlamıyor muyum?”

Sanırım, beni romanda en çok etkileyen bölümlerden biri Feride’nin Bursa’nın Zeyniler köyünde geçirdiği dönem oldu. İlk atamasının yapıldığı yerden, daha öğretmenlik yapamadan bir ayak oyunu ile, unutulmuş, yolu izi olmayan bir köye sürülen Feride’yi burada eski usul eğitim yapan, çocukların aklını hurafelerle dolduran Hatice Hanım karşılar. Çocukların en sevdiği oyun cenaze oyunu, şarkıları bir kuru tabuta koyarlar seni, zalim ölüm sana çare bulunmaz gibi ilahilerdir. Her birinin adı ya Ayşe ya da Zehra olan kız öğrencileri on ikisinde evlendiriyorlar, on üçüne gelen erkek öğrencileri ise erişkin oldu diye erkek mektebine yolluyorlardır.

Feride ilk önce yerde ders yapan çocukları sırada oturmaya alıştırır. Teneffüs saati koyar. Yeni ve neşeli oyunlar öğretir. Yeni usule uygun eğitim verir. Birgün buradan ayrılmak zorunda kaldığında artık Hatice Hanım, Feride’nin eğitim sisteminden etkilenmiş aydın bir kişi portresi çizmeye başlamıştır.

İşte bu köyde bulur kendisi gibi garip, kimsesiz Munise’sini… Feride artık hem genç bir muallim hem de evlat edindiği Munise’nin ablasıdır. Munise’nin annesinin günahlarından(!) dolayı itilip kakılması, gerçek annesinden ayrılması, hastalığı romanın en hüzünlü, gözyaşlarına boğulduğumuz yerleri olabilir.

“Matmazel Feride Hanımefendi köy muallimliği için ısrar ediyor. Fakat ben, kendisinin merkezdeki Darülmuallimatın Fransızca hocalığında daha büyük hizmetler yapabileceği kanaatindeyim.” Bu sözler, Zeyniler köy okulu kapatılınca yeni bir görev istemeye gittiği ve kendisini kovmaktan beter eden Maarif Müdürü’ne ait. Fransızca bildiği ortaya çıkıp, İstanbul’un asil bir ailesine mensup olduğu öğrenilince hanımefendiliğe terfi eden Feride, artık merkezde muallimdir…

Gittiği yerlerde iz bırakan çocuk yaşta bir muallim…

Bursa-İzmir-Çanakkale yeni görev yerlerdir. Artık sadece Çalıkuşu değil hem güzelliği hem de kalplere dokunan tavrı ile İpekböceğidir, Gülbeşekerdir. Ama hâlâ güzelliğinin farkında olmayan, etrafındaki erkeklerin aşkını anlayamayacak kadar saf bir çocuktur.

Çalıkuşu şüphesiz bir aşk romanı ayrıca öksüz ve yetim bir genç kızın dokunaklı hikâyesidir. Ancak bizim için en değerli olan yönü, genç bir öğretmenin tamamen kaderine terk edilmiş ve henüz Kurtuluş Savaşı’na girmiş Anadolu’da verdiği var olabilme mücadelesidir. Feride İstanbul’dan bir ideal uğruna ayrılmaz ama görür ki, İstanbul dışında hemen her yer unutulmuştur, sanki yok gibidir. Maarif müdürlerinin (tabii hepsi erkek) keyiflerine göre tayin edilen, pek çok yerde tek başına bir kadın olması nedeni ile iyi gözle bakılmayan ve çocukluğu ile alay edilen biri olup çıkar.

Feride’nin Anadolu’da verdiği mücadele, Kurtuluş Savaşı ve sonrasında verilen mücadele ile neredeyse benzerdir. Derin yoksulluk, din adamlarının eline terkedilmiş hurafelerle dolu eğitim sistemi, savaşlardan bitap bir ülke…

Genç Cumhuriyet ve eğitim ordusu…

Uzun savaş yılları sonrasında, Mustafa Kemal Paşa ve fikir arkadaşlarının ilk düzeltmeye koyuldukları alan eğitim alanıydı. Okuma yazma oranını düşüren eski yazıyı kaldırıp Latin alfabesine geçilmesi, medreselerin kapatılması, köy öğretmen okullarının açılması, Türk Tarih ve Dil Kurumu’nun kurulması yapılan yeniliklerin bazıları olarak sayılabilir. Eğitim sistemimizde onca geçen yıla rağmen hala birçok sorun var ama genç cumhuriyetimizin özellikle kadınlara hayatın her alanında şans vermiş olması minnet duymamızın en önemli sebebi.

Çalıkuşu’na dair çok hoş bir anekdot daha ekleyeyim. Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı’nda yaralanmış, bir evde dinlenirken tefrikayı okur ve çok sever. Reşat Nuri’ye devrimden sonra, “çok ağrım vardı, senin Çalıkuşu’nu okurken hafifledi” der.

Bu vesileyle başımızın tacı öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü kutlu olsun.

Diğer kitap incelemelerini okumak için tıklayın. 

Yorumlar (1)

Çalıkuşu – Reşat Nuri Güntekin için 1 değerlendirme.

  1. Fatma Doğru

    Çalıkuşu, üzerinden hangi yüzyıl hangi dijital dünya geçerse geçsin daima keyifle olunacak bir roman, inceleme için teşekkürler.

Ortalama Puan

5.00

1 Yorum
5 Yıldız
100%
4 Yıldız
0%
3 Yıldız
0%
2 Yıldız
0%
1 Yıldız
0%
Yorum Yaz