Fahrenheit 451 – Ray Bradbury

Kitap Yazarı:

Yazan: Dilek Kılıç

Ray Bradbury, benzer temalar içeren kitaplarının sonuncusu olan Fahrenheit 451’de bizi distopik bir çağa götürüyor ve bu çağda işlediği çarpıcı olaylarla şu soruları kendimize sormamızı ve düşünmemizi sağlıyor: Kitapsız bir dünyada yaşayabilir miyiz? Asıl büyük yalnızlık kitapsız kalmak değil midir? Yazıldığı dönemde büyük ses getiren, ülkemizde İthaki Yayınları tarafından yayımlanan ve birçok ödül alan bu eser, günümüzde bilim kurgu klasikleri arasında sayılıyor.

Sitede Yayınlanma Tarihi: 5 Temmuz 2022

Orjinal Adı: Fahrenheit 451

Ülke: ABD

Türü: Distopya

Okur Yaşı: Genç ve Yetişkin Genel Okur Kitlesi

Hedef Kitle: Bilim Kurgu ve Distopik eser sevenler

Sayfa Sayısı: 208 Sayfa

Çevirmen: Dost Körper

Çeviri: ?

İmla: ?

Ebat: 15 x 24 cm

İnceleme

Fahrenheit 451, distopik bir gelecekte kitap okumanın yasaklanması sonucu insanlığın içine düştüğü dehşet verici durumları anlatıyor. Baskıcı bir yönetim sonucu oluşan kitapsız yaşamlar ve yarattığı sonuçlar, itfaiyeci Montag ve yakın çevresinin yaşadıkları çerçevesinde okuyucuya aktarılıyor. Montag, zihninin ve kalbinin penceresini okuyucuya tamamen açıyor, okuyucuyu olayların içine çekiyor ve yaşadığı duygulara ortak ediyor. Kitabı okurken, heyecan, korku, pişmanlık, şaşkınlık, nefret duygularını Montag ile birlikte anbean hissediyorsunuz.

Bu duygularla birlikte kitaba beni çeken diğer bir özellik, bende yaşattığı ironi duygusuydu. Kitapların yasaklandığı bir dünyanın kâbusunu, size en iyi anlatan yine bir kitap! Böyle bir ironiyle başlayan yolculuk sizi korkutsa da, Ray Bradbury’nin size bu yolculukta eşlik ediyor olmasının güvenini hissediyorsunuz.

Kitabın sade ve sürükleyici bir anlatımı var. Duygu ve düşünceleri okuyucuya aktarmada oldukça başarılı; heyecan ve merak seviyenizi düşürmüyor ve kısa sürede okunuyor.

Yazıldığı döneme göz atalım

Yazıldığı 1950’li yıllarda Amerika’da televizyon izleme alışkanlığının yaygınlaşması hatta bunun bir esarete dönüşmeye başlaması Bradbury’i derinden etkilemiş ve endişelerini geleceğe taşımış. Medya ve reklam kültürünün de aynı dönemde hızla yaygınlaşması ve aile fertlerinin tümünün televizyon karşısında kilitlenmesi Bradbury’de, kitap okuma alışkanlığının gelecekte yok olacağı endişesini yaratmış. Özellikle reklamların halk üzerindeki uyuşturucu etkisini bu kitapta çarpıcı bir dille vurgulamış. Baskıcı, otoriter yönetimlerle bu faktörleri birleştiren Bradbury, okurken düşündüren distopik bir gelecek kaleme alıyor. Ellilerden günümüze şekil ve boyut değiştirerek gelen ama özde etkileri değişmeyen bu faktörleri okuyucular, yaşadıkları dönemle karşılaştırma fırsatı bulabilir. Zaman değişse de Fahrenheit 451’in okuyucuda bıraktığı etki değişmeyecek, bu yönüyle de klasikler arasında üst sıralardaki yerini her zaman koruyacaktır diye düşünüyorum. Çünkü Bradbury’nin ortaya attığı sorular geçerliliğini ve önemini hâlâ koruyor.

Büyük kabulleniş

Baskıcı yönetim cahil, sorgulamayan, yönetilebilir bir topluluk istiyor; bu uğurda insanların yan yana gezmeleri, sohbet etmeleri bile yasak. İnsanlar, eğer arkadaşlarıyla bir araya gelip sohbet eder, olayları tartışır, sorgular, kitap okursa acı çekerek mutsuz olacağına inandırılmış. Bu büyük kabullenişi kitapta derinlemesine hissediyorsunuz.

Kitapta çok ilgimi çeken başka bir tema: halkın büyük çoğunluğunun mutlu olma isteği. Herhangi bir konuda kaygı taşımak istemiyorlar; sürekli mutlu olmak istiyor, acıdan ve düşünmekten kaçıyorlar. Bu istekleri onları devletin dayattığı bilgilere, reklamlara, dizilere bağımlı yapıyor ve kitaptan uzaklaştırıyor. Kitap okurlarsa farklı şeyler düşünecek, öğrenecek, acı çekip mutsuz olacaklar ve bundan korkuyorlar. Yazarın yarattığı distopik gelecek, bu yönde telkin edilmiş insanlarla dolu; insanların pek çoğu mutlu olmayı seçiyor. Öyle ki kitapların yakılmasını bile içselleştiren büyük bir kesim var.

Peki ama cehalet mutluluk getirir mi? Mutlu olma isteği neden bu kadar ağır basar; neden mutluluk için cehalet gibi ağır bir bedel ödendiğinin farkına varılmaz? Bunun cevaplarını bu kitapta Montag ile çıktığınız yolculukta bulabileceksiniz.

“Sonra bir şey hatırlamış gibi dönüp geri geldi ve Montag’e hayretle, merakla baktı.

“Mutlu musun?” diye sordu. Montag, “Ne miyim?” diye haykırdı.”

Ateş, kitap ve teknoloji

Kitap okuyan insanlardan korkan baskıcı yönetim, kitapları yok etmek için silah olarak ateşi, savaşçı olarak itfaiyecileri kullanıyor. İlginç bir şekilde kitaba adını bir itfaiyeci vermiş aslında; Bradbury, Los Angeles İtfaiye Teşkilatı’nı arayıp kâğıdın kaç derecede yandığını soruyor. Telefonu açan bir itfaiyeci ona, “Fahrenheit 451,” diyor ve Bradbury kitabın ismini bu şekilde koyuyor.

İleri teknoloji sayesinde devlet evleri yanmaz yapıyor; bu yüzden işsiz kalan itfaiyecilere kitapları yakma görevi veriyor ve itfaiyeciler arasında slogan olan bu cümle kitaba damgasını vuruyor: “Yakmak Bir Zevkti!”

Kitabın yerini hangi teknoloji alabilir?

““Sen orada değildin, görmedin,” dedi Montag. “Bir kadının yanan bir evde kalmasına yol açtıklarına göre, kitaplarda bir şeyler olmalı… Hayal edemeyeceğimiz bir şeyler; orada bir şeyler olmalı. İnsan bir hiç uğruna kalmaz.”

İnsanların uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde ne var? Gerçeklerin farkına vardıktan sonra, bu karanlık toplumda artık yaşanabilir mi?

Yakılan her kitap köleliğe atılan bir imza! Yakılan her kitap yok olan yüzlerce hayat, binlerce gelecek, milyonlarca umut demek.

Teknolojinin çok ilerlediği, dijitalleşmenin en üst seviyelere çıktığı bu dönemde kitapsız yaşamlar aslında birer hiçti.

“Şehre ne verdin Montag?”
“Küller.”
“Diğerleri birbirine ne verdi?”
“Hiçlik.”

Fahrenheit 451 filmi

Fahrenheit 451, 2018 yılında beyaz perdeye aktarıldı. Yönetmenliğini Ramin Bahrani’nin yaptığı bu drama filminin başrollerinde Montag’ı Michael B. Jordan canlandırıyor. Michael Shannon ise kitapta diğer ana karakterlerden biri olan itfaiyeci şefi Beatty’i canlandırıyor. Filmde kitaba sadık kalınmamış, örneğin Montag’ın eşinin filmde yer almaması bence büyük kayıp olmuş, yazarın vurguladığı ana temalar izleyiciye verilememiş. Kitabı okumadan filmi izlememenizi tavsiye ederim. Eğer izlediyseniz mutlaka kitabı da okumalısınız; yazarın aktarmak istediklerinin filmde aktarılandan çok daha fazla olduğunu göreceksiniz.

Ray Bradbury kimdir?

Ray Douglas Bradbury, 1920 yılında Amerika’da dünyaya geldi. İsveç göçmeni bir anne ve telefon telleri çeken bir babanın oğluydu. Kütüphanelere olan aşırı düşkünlüğü çocukluğunda başladı ve eşiyle de bir kütüphanede tanıştı. Ailesiyle gittikleri tüm yerlerde ilk yaptığı oranın kütüphanesini bulmak olan Bradbury, başarılı bir öğrenci olmasına rağmen üniversiteye gitmeyerek gazete ve kitap satıp, zamanının çoğunu kütüphanede okuyarak ve notlar alarak geçirdi. 12 yaşında kısa hikâyeler yazmaya başladı, 20’li yaşlarında hikâyeleri dergilerde yayımlanmaya başladı. 30’lu yaşlara geldiğinde kütüphanelerden çıkarak kitap yazmak istedi ancak parası olmadığı için kitap yazmak ve bastırmak konusunda büyük zorluklar çekti.

Fahrenheit 451’i de bu zorluklar altında kiralık bir daktilo odasında yazdı ve yayımlatacak dergi bulamayarak genç bir editöre sattı. Ray Bradbury’in 400’den fazla kısa öyküsü, 20 kadar tiyatro oyunu, çocuk hikâyesi, TV senaryosu var. Kendisini bilim kurgu yazarı olarak tanımlamayan, tek bilim kurgu eserinin Fahrenheit 451 olduğunu söyleyen Bradbury, 91 yaşında Los Angeles’te yaşama veda etti. Eserleri arasında Mars Yıllıkları, Sonbahar Ülkesi, Resimli Adam, Cadılar Bayramı Ağacı, Karahindiba Şarabı sayılabilir.

Diğer kitap incelemelerini okumak için tıklayın.

Yorumlar (0)

Yorumlar

Henüz Bir Yorum Yok

Be the first to review “Fahrenheit 451 – Ray Bradbury”