Çukur – Hiroko Oyamada

(1 Yorum)
İnceleme Editörü: Onur Yılmaz

Hiroko Oyamada’nın Siren Yayınlarından çıkan Çukur isimli kitabı, gündelik hayatın kanıksanmış fakat rahatsız edici ayrıntılarını titizlikle ele alırken çocukluktan yaşlılığa, evden işe uzanan zorunlu rotalarda, özgünlüğe pek değer vermeyen bir dünyada sınırlarda yaşayan bir kadının portresini çiziyor.

Sitede Yayınlanma Tarihi: 23 Ocak 2023

Orjinal Adı:

Ülke: Japonya

Türü: Fantezi, gerilim, kurgu, büyülü gerçekçilik.

Okur Yaşı: Genel Yetişkin Okur Kitlesi

Hedef Kitle: Fantezi, Asya edebiyatı sevenler.

Sayfa Sayısı: 95 sayfa

Çevirmen: Hüseyin Can Erkin

Çeviri: 🙂

İmla: 🙂

Ebat: 13,5 x 19,5 cm

İnceleme

Eşinin, ailesinin yaşadığı yere tayini çıkınca geçici olarak çalıştığı işi bırakıp onunla birlikte taşraya gidiyor Asa ve böyle başlıyor hikâye. Karakterimiz ise hayatını değiştiren bu durumla ilgili kaygılı değil çünkü zaten geçici bir işte çalıştığı için mutsuz ve eşinin ailesi ile sorunsuz bir ilişkileri var. Ekonomik açıdan daha rahat yaşayacaklarını bilmesine karşın yine de işsizliğin hayatında açacağı geniş boşluk ile nasıl mücadele edeceğini bilmiyor Asa. Vakti bol olunca hiç bilmediği bu yeni çevreyi keşfetmeye karar veriyor. Bu süreçte karşılaştığı varlıklar, insanlar ve gerçeküstü ögeler içeren anlar, hayatını, doğayı ve akrabalık ilişkilerini sorgulamasına neden oluyor.

Yeni bir ortama karşı yabancılaşma hissi ve keşfetme merakı

Asa, eşinin ailesinin çok yakınında bir eve taşındıktan sonra çalışmadığı için hayatında bir anda oluşan boşluğu etrafı keşfetmek ile değerlendirmeye karar veriyor. Önce evi, sonra bahçeyi, daha sonra yakınlardaki evleri ve alışveriş için gittiği merkeze giden yol üzerindeki yerleri dikkatle incelemeye başlıyor. Yazar Oyamada’nın âdeta nakış gibi ördüğü titiz ve detaylı anlatımı tüm kitap boyunca sürüyor. Ayrıca karakterlerin yaşadıkları ortama dair çok şey öğreniyoruz ve zihnimizde berrak şekilde canlanıyor. En ufak detayı bile atlamadan geçiyor, ilmek ilmek örülen tasvirlerle hikâye kurgusu çarpıcı şekilde biçimleniyor ve zenginleşiyor. Eserin tekinsizleşmesi ise bu aşamada başlıyor:

Büyük pencereden iki üç metre enli küçük bir bahçe görünüyordu, ekili dikili bir şey yoktu, sadece birkaç su birikintisi oluşmuştu. Bazı yerlerinde insan eliyle oyulmuş gibi görünen derin çukurlar vardı. Ya dikili bir şeyleri sökmüşlerdi ya da önceki aile çocuklu olduğuna göre çocukların marifetiydi. Bahçenin ardında kocamın ailesinin evi vardı.  Yağmur altında kalmış birkaç ağaç seçiliyordu. Ağaçların aralığından birini görür gibi olunca dikkatle bakıp kim olduğunu anlamaya çalıştıysam da hemen silikleşip kayboldu.

Alice’in tavşanının farklı bir cisimlenmesi

Yıllar önce işim gereği katıldığım bir arazi çalışmasında, çorak bir tepenin yamacında sıcağın etkisiyle biraz uyuklayarak dinlenmek istemiştim. Derin olmayan bir uykuya dalıp belli belirsiz rüyalar görmenin eşiğine geldiğimde bir çıtırtı duydum. Uyku hâli ile uyanıklık arasındaki muğlak geçiş anında olduğum için hızlı şekilde kavrayamadım durumu. Kısa bir süre sonra sesin yakınımdaki çalılıklardan geldiğini fark ettim. Göz kapaklarımı isteksizce ağır ağır kaldırırken devasa büyüklükte bir yabani tavşan belirginleşmeye başladı gözümün önünde. Uyku hâlinin verdiği sersemliği atmaya çalışırken yaşadığım şaşkınlık ile ani bir kıpırdanma yaşadım. Yabani tavşan sürekli tetikte yaşayan bir hayvan olduğu için hemen harekete geçti ve uzun adımlarla zıplayarak çok kısa sürede uzaklaşıp gözden kayboldu. Yıllardır bu an gözümün önünden gitmez, ara sıra aklıma gelir ve hatta Alice Harikalar Diyarında’ki gizemli tavşanı çağrıştırır zihnimde. Çukur isimli novellasında Hiroko Oyamada, Alice’in tavşanına benzer bir karşılaşmayı anlatıyor okuyucuya. Ama bu eserde karakterin karşısına çıkan canlı bir tavşan değil, ayrıntılarını kitapta bulabileceğiniz tuhaf görünüşlü bir hayvan. Asa bu canlının peşine takılıyor ve ardından gerçeküstü bazı olaylar yaşamaya başlıyor. Belli ki Alice’i Harikalar Diyarı’na götüren tavşana gönderme yapılıyor ve bu tercihin bilinçli olduğunu yazar okurlarına muzip bir şekilde hatırlatıyor:

Ne o? Kendini Harikalar Diyarındaki Alice mi sandın Gelin Hanım? Nasıldı? Tavşancığı kovalarken çukura düşüyordu, büyük macera da başlıyordu.

Bu kitapta Alice’in yaşamış olduğu gibi çok görkemli, olağanüstü bir serüven başlamıyor ancak karakterimiz sıra dışı ve “gerçeküstü gibi” diye adlandırabileceğimiz bazı anlar yaşıyor. Bunları bildik gerçeklikle açıklamaya da çalışabiliriz. Yazar fantezinin engin sularına girmeyerek muğlaklığı öylesine ince bir çizgide tutuyor ki büyülü gerçeklik diye adlandırdığımız kavramın hakkını veriyor.

Yaşadığı evin çevresindeki farklılığı keşfeden Asa, aslında ev ahalisinden olan ama varlığı ile yokluğu belli olmayan iki kişi ile samimiyetini artırıyor. Bu noktadan sonra hem Japon kültürüne özgü geleneklere hem de insan ve doğa ilişkisinin ayrılmaz bir bütün olduğuna dair unsurların ortaya çıkışına şahit oluyoruz. Tüm yaşanan her şeyi hafif bir şaşkınlıkla ama aynı zamanda büyük bir olgunlukla karşılıyor karakterimiz, bunu yine Japon kültürünün yerleşik bir özelliği olarak algılıyoruz.

Yazarın hikâyeyi oluşturan her detayı tasvir ederek güçlü bir görsel anlatı yapısı oluşturması çok değerli. Görselliğe düşkün birisi olarak kitapta beni özellikle etkileyen şu cümlelerde bunun haklı gerekçesini de sunuyor aslında:

“Hiç görmüyorlar belki de. Çevrede dolaşan hayvanlara, uçan ağustosböceklerine, yere düşen dondurma kalıntılarına, evine kapanmış adama dönüp bakıyorlar mı sanıyorsun? Bakmıyor elbette. Temelde hiç kimse bakmıyor. Görmek istemedikleri sürece de bakmazlar zaten. Senin de görmek istemediğin birçok şey vardır Gelin hanım.”

Hiroko Oyamada, bir sanatçının yapması gerekeni yapıyor: İnsanların ne gördüğünü değil, kendisinin (karakterin) gördüğü ve algıladığı şeyi okurların görmesini sağlıyor. Bakmakla yetinmememizi, aynı zamanda görmemiz de gerektiğini vurguluyor.

Kitabın en etkileyici kısmı ise her okuyucunun cevabını merak ettiği soruyu ana karakterin yakın aile üyelerine sormaması. Kitabın başından sonuna dek süren tekinsizlik haline, temposunu sonuna dek koruyan tedirgin edici bekleyiş ve cevaplanmayan sorular da eklenince ortaya başarılı bir eser çıkıyor.

Siz de Çukur’u okudunuz mu? En çok dikkatinizi çeken neydi? Yorumlarda paylaşır mısınız?

Hiroko Oyamada kimdir?

1983 yılında Hiroşima’da doğan Hiroko Oyamada, bir otomobil firmasının yan kuruluşunda geçici olarak çalışırken edindiği deneyimlerden yola çıkarak The Factory kitabını yazdı. Yeni Yazarlar için Shincho Ödülü’nü kazandı. Bir sonraki romanı Çukur, Akutagawa Ödülü’nü kazandı.

Diğer kitap incelemelerini okumak için tıklayın.

Yorumlar (1)

Çukur – Hiroko Oyamada için 1 değerlendirme.

  1. Özge Ovalı Karakaya

    Ben de hep işi bıraksam nasıl olur diye hep düşünmüşümdür.Konu çok ilgimi çekti.Emeğinize sağlık.

Ortalama Puan

5.00

1 Yorum
5 Yıldız
100%
4 Yıldız
0%
3 Yıldız
0%
2 Yıldız
0%
1 Yıldız
0%
Yorum Yaz