Söyleyemediğimiz Şeyler – Kelly Rimmer

Kitap Yazarı:
Yayınevi:
İnceleme Editörü: Dilek Aygün

Nazi işgali altında yaşanan güçlü bir aşk, büyük çaresizlik ve sevdiği adam için mücadele eden Alina’nın ustaca bir kurguyla anlatılan hikâyesi… Kelly Rimmer Bilgi Yayınevinden çıkan Söyleyemediğimiz Şeyler’le bizi her satırda derinden etkiliyor.

 

Dilek Aygün / aygun.dilekk@gmail.com

Sitede Yayınlanma Tarihi: 29 Ağustos 2022

Orjinal Adı: The Things We Cannot Say

Ülke: Avusturya

Türü: Roman (Tarihi kurgu)

Okur Yaşı: Genel Yetişkin Okur Kitlesi

Hedef Kitle: Tarihi kurgu seven, II. Dünya Savaşı konulu kitapları seven, aşk kitapları seven, güçlü kadın karakterlerin yeraldığı kitapları seven okurlar.

Sayfa Sayısı: 432 sayfa

Çevirmen: Sezen Kiraz

Çeviri: ☺️

İmla: ☺️

Ebat: 13,5 x 21,5 cm

Kategoriler:

İnceleme

Tam 83 yıl önce, 1 Eylül 1939’da Alman birlikleri Polonya’ya girerek II. Dünya Savaşı’nı başlattı. Alman ordusuyla gizlice anlaşan Nazi subayları, bir Alman radyo istasyonuna sahte saldırı düzenledi ve Naziler sözde misilleme amaçlı Polonya’ya girdi. Direnişler sadece birkaç hafta sürebildi. İnsanlık adına büyük kayıplarla sonuçlandı.

Kelly Rimmer’ın Söyleyemediğimiz Şeyler kitabından önce de II. Dünya Savaşı’nın konu edildiği çok sayıda kitap okudum, film seyrettim. Savaşın Polonya’da etkisini en iyi anlatan film olduğunu düşündüğüm Polonyalı piyanist Wladyslaw Szpilman’ın otobiyografisinden yola çıkarak çekilen ve ailesini Nazi kampında kaybeden yönetmen Roman Polanski’nin çocukluğundan izler taşıyan 2002 yapımı Oscar ve Altın Palmiye ödüllü The Pianist filmi ve Adrien Brody’nin nefes kesen performansı ile o günlere dair tüm çarpıcı gerçeklik içime işledi.

Kelly Rimmer’ın bu çarpıcı romanını da okurken oldukça sarsıldığımı söyleyebilirim.

Yazar hem kendi aile geçmişinden -ki kitabın sonunda bir fotoğraf albümü var- hem de bağlantılı gerçek bir hikâyeden yola çıkarak güçlü bir anlatımla kurguladığı bu romanda, 1939-1945 yılları arasında altı milyon insanın hayatını kaybettiği bir soykırımı gözler önüne seriyor. Bununla birlikte kitapta Auswitch- Birkenau gibi adı geçen esir kamplarında yaşanılan/ hissedilenlerin gerçekliğini aktararak bazı fedakarlıkların ne kadar büyük olduğunun altını çiziyor.

Söyleyemediğimiz Şeyler, Rus mülteci kampında bir düğün sahnesiyle açılıyor. 1940’ların işgal Polonya’sında ailesi ile hayatta kalmaya çalışan, sevdiği genci yaşatmak için elinden gelen her şeyi yapan Alina ve günümüz Amerika’sında iki özel çocuğu ve işine bağımlı kocası Wade ile kendini hapsolmuş hisseden, omuzlarına yüklenenlerle başetmeye çalışan Alice arasında ikili anlatımla gidip geliyor.

Alina

Polonya’da bir çiftlikte yaşayan katolik bir ailenin dört çocuğunun en küçüğü olan Alina yıllardır büyük aşkla bağlı olduğu Tomasz’la -doktor olmak üzere üniversiteye Varşova’ya gitmesinden hemen önce- 15 yaşındayken nişanlandı ve döneceği günü beklemeye başladı. Bu tarihi roman birbirlerine âşık bu iki gencin en büyük derdi çektikleri özlem olan masum zamanlarda başlıyor ve bize aşkın ne güçlü bir duygu olduğunu, engelleri nasıl aştığını gösteriyor.

“Sana söz veriyorum! Aşkımız bu savaştan daha büyük.” Tomasz

1939 yılında bir gün Hitler’in ordusunun Polonya’ya girdiği söylentileri çıktı. Yakın bir çiftlikteki arkadaşı Alina’ya babasının sözlerini aktardı: “Bu kadar çok yahudi olmasaydı Naziler buraya gelmezdi.” Bu adam işgali fırsat bilip komşusuna düşman bazı Polonyalı’ların iç sesi gibiydi. Savaşın çirkin yüzü bu romanda sık sık içimize işliyor.

“O sonbahar gününde, genç bir Nazi askeri yüz metre bile yakınıma gelmeden masumiyetimi çalmıştı.” Alina

Kitabı okurken Alina ile dehşeti, kıtlığı, çalışma kamplarından yükselen gri dumanı ve acımasız ölümleri görüyoruz. Aynı zamanda cesareti, fedakarlığı, aşkı, ve her şeye rağmen yeşeren umutları da.

Alice

Günümüz Amerika’sında 7 yaşında otizm spektrom bozukluğu olan oğlu Eddie, 10 yaşındaki üstün zekâlı kızı Callie ve işkolik kocası Wade ile Florida’da yaşayan Alice için hayat sürekli bir sınav gibiydi. Eddie’nin farklı bir çocuk olduğu ve özel ilgiye ihtiyacı olduğu gerçeğini kabul etmeyen kocası, Alice’in omuzlarındaki yükü her geçen gün daha ağırlaştırdı. Bir de 90 yaşlarında olan büyükannesinin geçirdiği felç sebebiyle konuşamaması ve fazla ömrünün kalmaması Alice için çok zordu. Eddie’nin iletişim kurması için yüklenen uygulaması aracılığı ile Babcia (büyükanne), Alice’den Polonya’ya gitmesini ve Tomasz’ı bulmasını istedi. Oysa büyükbaba Tomasz bir yıl önce ölmüştü. Onun gerçeği karıştırıyor olma ihtimali ile bu seyahati Wade’in desteğine güvenmek pahasına gerçekleştirme hayali arasında sıkışıp kaldı genç kadın. Çocukları 1 gün dahi idare edemeyeceğini düşündüğü kocasına böyle bir sorumluluk vererek bırakmak da istemiyordu. Babcia’nın bu son arzusuyla Alice kendisini Trzebinia’da yeni bir hikâyede buldu. Rehberin de söylediği gibi her zaman bulunabilecek bir şey vardı:

“Koca ülke savaştan sonra darmadağın hâldeydi. Doğum kayıtları, ölüm kayıtları, cesetler, hikâyeler… Bunun gibi bir sürü şey kayboldu ve bir daha bulunamadı Fakat daima bulunabilecek tek bir şey var. Çabalamış olmanın deneyimi. Buraya daha önce hiç gelmedin Alice. Muhtemelen de bir daha gelmeyeceksin, değil mi?” Zofia – Rehber

Söyleyemediğimiz Şeyler tüm aileyi derinden etkileyecek büyük bir sır saklamakta. Acaba Alice bu sırrı ortaya çıkarabilecek mi?

Kelly Rimmer bu iki hikayeyi dantel gibi işleyerek soluksuz okunacak bir roman yazdı. Tarihi olayların yaşandığı bir dönemde geçse de anlatımı basitleştirmek adına tarihler ve detaylarda değişiklikler yapıldığını da belirtiyor yazar.

Kelly Rimmer kimdir?

Kelly Rimmer, Söyleyemediğimiz Şeyler’in de içinde bulunduğu, çağdaş ve tarihi kurguya sahip çok sayıda kitabıyla New York Times, Wall Street Journal, USA Today gibi medya organlarının dünya çapındaki en çok satan yazar listelerine girdi. Yazar Avustralya’da ailesi ve sevgili ev hayvanlarıyla birlikte yaşıyor. Romanları yirmiden fazla dile çevrildi. www.kellyrimmer.com

Diğer kitap incelemelerini okumak için tıklayın.

Yorumlar (0)

Yorumlar

Henüz Bir Yorum Yok

Be the first to review “Söyleyemediğimiz Şeyler – Kelly Rimmer”