Hayvan Çiftliği – George Orwell

Kitap Yazarı:
Yayınevi:
İnceleme Editörü: Tutku Çetin

George Orwell’ın, bir çiftlikte yaşayan hayvanları insan kişilikleriyle canlandırdığı kült eseri Hayvan Çiftliği dünya edebiyatının hiciv türündeki başyapıtlarındandır. Artık bir slogana dönüşmüş olan; bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir, cümlesi bile başlı başına bir romandır.  

Sitede Yayınlanma Tarihi: 27 Nisan 2022

Orjinal Adı: Animal Farm

Ülke: İngiltere

Türü: Distopya

Okur Yaşı: 12 yaş ve üzeri genel okur kitlesi

Hedef Kitle: Klasik eserlerden, fantastik distopyalardan zevk alanlar

Sayfa Sayısı: 129 sayfa

Çevirmen: Celâl Üster

Çeviri: ☺️

İmla: ☺️

Ebat: 12,5 x 19,5 cm

Kategoriler:

İnceleme

Bay Jones’un çiftliğinde hayvanlar çok zor şartlarda köle olarak yaşamaktadır. Zalim Bay Jones hayvanların çektikleri sıkıntıyı önemsemez, ızdıraplarını görmezden gelir çünkü onlar hayvandır. Çok çalışmaları ve ölmeyecek kadar yemeleri normaldir.

Çiftliğin en yaşlı domuzu Koca Reis bir gün rüyasında özgür ve mutlu olduğunu görür çünkü insanlar ortadan kaybolmuştur. Bu rüyayı çiftliğin tüm hayvanlarıyla paylaşarak özgürlük ve mutluluğun ne kadar harika olduğunu anlatır. Bunlar onların da hakkıdır ve bu hakkı almaları gerekmektedir. Devrim yapmalı ve insanları çiftlikten göndermelidirler. Bay Jones’un onları beslemeyi unutup aç bıraktığı bir gün insanları kovup çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Şimdi tek amaçları vardır: Kimsenin aç kalmadığı, sömürülmediği bir toplum yaratmak! Çiftliğin tüm hayvanları bu ütopya için harekete geçerler.

Çiftlik ahalisi

Koca Reis, Snowball, Napolyon, Squealer, Bluebell, Jessie, Pincher, Boxer, Clover, Mollie, Muriel, Benjamin, Moses… Hepsi insan kişiliği kazandırılmış hayvanlar. Ezberletilenleri sorgusuz sualsiz kabul edip papağan gibi tekrarlayan koyunlar; olan bitenin farkında olsalar da ses çıkarmayan, etliye sütlüye karışmayan eşekler; kurnaz, çıkarcı, yalancı domuzlar; lüks ve şatafat düşkünü, üzümünü yiyip bağını sormayan atlar; her daim güçlünün yanında olup yaranmaya çalışan köpekler; bana dokunmayan bin yaşasın diyen kediler… Hepsinin ortak isteği, insanların onlara hükmetmediği, onları ezemediği bir düzen kurmaktır. Peki, onlara bu hayali aşılayan bilge Koca Reis ve onun takipçisi Snowball’un iyi niyetleri bu dönüşümün gerçekleşmesine yetecek mi?

Çiftliğin yönetimini ellerine geçiren hayvanlar sıkı bir çalışmayla birkaç ayda yeni bir sistem kurar ve temel ilkelerini belirlerler. Yaptıkları devrim tüm ülkede duyulur ve komşu çiftliklerin sahiplerini endişelendirir. Bir gün Jones, adamları ve diğer çiftlik sahipleriyle birlikte Hayvan Çiftliği’ne saldırır. İnsanlarla hayvanlar arasındaki bu savaşı hayvanlar kazanır ve çalışmalarına kaldıkları yerden devam ederler. Her şey iyi gidiyordur, taa ki…

Oysa tek isteğim yönetmekti!

Hayvanların belki de en büyük yanılgısı tek düşmanlarının insan olduğunu sanmalarıydı. Eğer bu doğru olsaydı Jones gittikten sonra tüm sorunları bitirmiş ve ütopyalarını gerçekleştirmiş olurlardı. Ama böyle olmadı: Hayvanlar bir süre sonra eskisinden daha baskıcı ve daha acımasız bir yönetimin içinde buldular kendilerini. Döngü başa sardı; Jones’un yerini, kendi içlerinden çıkanlar aldı bu kez.

Domuz Napolyon, Başkan oldu ve bunun konforunu sonuna kadar yaşamak istedi. Sahte haberler yayıp asılsız propagandalar yaptı. Kendisine hesap soranları köpeklerine kovalattı. Jones’un evine yerleşerek onun kıyafetlerini giymeye başladı. Ve insanlarla anlaşarak çiftliğin yeni sahibi oldu.

İnsanlar domuzlara domuzlar insanlara dönüşür

Kitabın sonunda domuzlar ve insanlar Jones’un evinde bir masa başında toplanır ve zaferlerini kutlarlar. İnsanlar memnundur, domuzları kendilerine benzetmeyi başarmışlardır. Domuzlar da memnundur, insanlara benzemeyi nihayet başarmışlardır. Şerefe kadeh kaldırırlarken tombul yanaklı Bay Pilkington şöyle der: “Sizler aşağı kesimden hayvanlarınızla uğraşmak zorundaysanız, bizler de bizim aşağı sınıflardan insanlarımızla uğraşmak zorundayız.” 

Artık burada kimin hangi sistemi temsil ettiğinin bir önemi kalmamıştır; insanlar domuzlara, domuzlar insanlara dönüşmüştür, aralarında hiçbir fark yoktur.

“Dışarıdaki hayvanlar bir domuzların yüzlerine bir de insanların yüzlerine bakıyor ama onları birbirlerinden ayırt edemiyorlardı.”

Bir Peri Masalı mı?

Hayvan Çiftliği’nin alt başlığı Bir Peri Masalı olsa da bu roman kesinlikle bir masal değil, politikanın, politikacıların gerçek yüzünün kara mizah eşliğinde anlatıldığı müthiş bir alegoridir. George Orwell, hayvanlar üzerinden 1940’ların Sovyet rejimini anlattığını, Napolyon adlı domuzun da Stalin’i temsil ettiğini kabul etmiştir. Korku ve yılgınlığın kol gezdiği bir yönetimin devrilip eşitlikçi bir toplumun kurulmasını ama sonra kurnaz, iktidar düşkünü yöneticiler yüzünden devrimin yolundan saptırılışını yazmıştır.

İronik olan şudur ki, kendisini sosyalist olarak tanımlayan ve emperyalizmin karşısında yer  alan Orwell’ın bu romanı kapitalizmin kalesi ABD’de komünizm karşıtı propaganda aracı olarak okullarda okutulmuştur. Oysa roman aslında iki uçlu bir yergidir: Bir yandan Stalin yönetimini taşlarken diğer yandan onu kapitalizmle iş birliği içinde gösterir. Çünkü önemli olan sistemlerin adı değildir; önemli olan iktidar olma, gücü elinde bulundurma arzusudur. Yönetimlerin adı ne olursa olsun, başta olanların zaafları ve düşkünlükleri onları aynı kılar ve umutsuz, yılgın bireylerden oluşan distopik toplumlar yaratır.

Çimenlere basmak yasak hemşerim!

Birçok ülkede yasaklanan ve sansüre uğrayan eserin bazı cümleleri “yetkililerce” bilinçli olarak değiştirilmiş olsa da anlatmak istediği değiştirilememiştir: Yönetenler düşük zaaflarından kurtulamadıkları sürece “eşitlik” hep bir ütopya olarak kalacaktır ve bazı hayvanlar her zaman diğerlerinden “daha eşit” olacaklardır.

Benim için önemli olan ise eserin politik-siyasal anlamından çok, onun da altında yer alan şu mesajıdır:

Canlıları değerli ve değersiz diye kategorize eden, kendine benzemeyeni aşağılayan, zayıf gördüğünü ezen, sömüren, kendini hayvanların ve yeryüzünün efendisi sanan insan aslında bir asalaktır. Hayvanlara ve bize benzemeyen insanlara bakışımızı bir de bu gözle değerlendirmemiz iyi olmaz mı?

George Orwell Kimdir?  

Gerçek adı Eric Arthur olan George Orwell 1903’te Hindistan’ın Bengal eyaletinde doğdu. Ailesiyle birlikte İngiltere’ye döndükten sonra öğrenimini Eton College’de tamamladı. 1922-27 yılları arasında Hindistan’da İmparatorluk Polisi olarak görev yaptı ama İmparatorluk yönetiminin iç yüzünü görünce istifa etti.

Orwell emperyalizme karşıydı, ırk ve kast ayrımından utanıyordu, yoksul insanlar ve dilencilerle bir arada yaşadığı bir dönemden sonra 1933’de edebiyat dünyasına ilk adımını attığı, Paris ve Londra’da Beş Parasızadlı romanını yayımladı. Kendisini sosyalist olarak görüyordu, 1937’de yoksul madencilerin hayatını anlattığı Vigan İskelesi Yolu’nu yazdı. İspanya Halk cephesinde faşizme karşı savaştı. 1950’de yayımladığı Bir Fili Vurmak adlı kitabı sömürge memurlarını eleştirdiği makalelerinden oluşuyor. Burma Günleri’yle İngiliz sömürgeciliğini dile getirdi. En çok tanınan romanı olan 1984 modern dünyayı protesto eden distopik bir bilim kurgudur. Hayvan Çiftliği ise ilk olarak 1945 yılında İngiltere’de yayımlandı ve 1966’da ise geçmiş tarihler için verilen Retro Hugo ödülünü aldı. George Orwell 1950 yılında Londra’da öldü.

Hayvan Çiftliği’ni yazma nedenini Orwell şu sözlerle anlatır:

On yaşlarında bir oğlan çocuğunun koca bir atı dar bir patika boyunca çekerek götürdüğünü ve hayvan sapmaya yeltendikçe kamçıyı bastığını gördüm. O anda, zenginler işçi sınıfını nasıl sömürüyorsa, insanların da hayvanları hemen hemen aynı biçimde sömürdükleri aklıma geldi. Oysa hayvanlar güçlerinin bir farkına varsa, üstlerinde hiçbir egemenliğimiz kalmazdı.

 Diğer kitap incelemeleri için tıklayın. 

Yorumlar (0)

Yorumlar

Henüz Bir Yorum Yok

Be the first to review “Hayvan Çiftliği – George Orwell”