Ütopya denildiğinde ilk akla gelen isimlerden Ursula K. Le Guin “Ütopyalar imkânsızdır ama yazabiliriz,” der. Evet, ütopyalar imkânsızdır çünkü “Var olmayan yer, olmayan ülke”dirler ve kusursuz, mükemmel, ideal toplumları anlatırlar. 

Tutku Çetin

İnsanın kusursuzluk arayışı yeni değil; ilk çağlardan bu yana özgür, mutlu, sağlıklı bireylerin oluşturduğu adil toplum hayali kuruluyor. Hemen her çağda var olan büyük toplumsal sorunlar ve bunların bireyler üzerindeki etkileri insanlara “daha iyi bir yaşam” olasılığını hayal ettirmiş ve bu hayaller ütopyalarda vücut bulmuş. Ütopyalar özgürlükçüdür ama bu özgürlüğün niteliği, yazıldıkları çağa ve topluma göre değişir. Dönemlerinin devrimcileri de olsalar, ait oldukları toplumsal yapının sınırları içinde geliştikleri için çok uzağa gidemezler. Örneğin ilk ütopyalardan olan Devlet’te Platon mükemmel bir devleti tasvir ederken özgürlüğü kölelerin hakkı olarak görmez. 

Ütopya düşüncesinin on dokuzuncu yüzyıl boyunca geliştiği ve olgunlaştığı kabul edilir. Bu devirde yazılan ütopyaların çoğu kapitalizmin adil olmayan gelir dağılımına tepki olarak ortaya çıktığı için öne sürdükleri eşitlikçi toplum alternatiflerinde para ve özel mülkiyet yoktur. Bu tür şablon ütopyalarda genellikle gelir dağılımı ve temel ihtiyaçların karşılanmasıyla ilgili kusursuz işleyen sabit sistemler resmedilir. Ama çoğu, her tür ayrımcılığa karşı yeni değerler oluşturmada yetersiz kaldığı için eleştirilmiştir.    

Bulgulayıcı ya da Muğlak Ütopya adı verilen ütopya türü ise değişimin olmadığı, kusursuz bir sistemden çok daha fazlasını vaat eder. Bu yaklaşım yeni insani değerler ve kültürler yaratma derdindedir çünkü merkezinde, değişimin ancak bu şekilde mümkün olabileceği gerçeği yer alır. 

Ütopya Türüne Damgasını Vuran Kitaplardan Bazıları:

Ütopya – Thomas More (1516)

More’un Ütopya kitabı kavramın ortaya çıkmasını da sağlamıştır. Bir ada ülkesi olan Ütopya’daki yaşam Raphael Hytloday adındaki yaşlı bir denizci tarafından anlatılır. Birbirine tıpa tıp benzeyen elli dört kentten oluşan Ütopya’da para kullanılmaz. Moore, çizdiği ideal toplumla, içinde yaşadığı topluma eleştiriler getirir.

Çağdaş Bir Ütopya – H.G Wells (1905)

Wells, eserleri arasında önemli bir yeri olan kitabıyla ilgili şöyle der: “Sosyal ve politik konulara karşı ilgisiz ve kapalı fikirliyseniz, kendinizi değerlendirme konusunda küçük egzersizler yapmıyorsanız, bu kitapta ne ilgi çekici bir şey ne de bir haz bulacaksanız. Zihniniz bu tür konularda doldurulmuşsa, bu sayfalarda zamanınızı boşa harcayacaksınız.” 

Kitapta, “anlatıcı” ve “botanikçi” arasında geçen diyaloglar sayesinde Wells’in ütopyasını tanırız. Eserde özgürlük, yasalar, kurallar, devlet, toplum, bireysel haklar gibi önemli konular ele alınır ve bir insan gerçek anlamda özgür olabilir mi? Bilgece konulmuş yasalar kişisel özgürlükleri koruyabilir mi yoksa tüm yasalar özgürlüklere karşı mıdır? gibi sorulara yanıt aranır.     

Kadınlar Ülkesi – Charlotte Perkins Gilman (1915) 

Yazıldıktan altmış dört yıl sonra yayımlanan ve günümüz erkek egemen toplumlarına ait yapıların alaşağı olduğu bir toplumu anlatan Kadınlar Ülkesi, feminist ütopyanın ilk örneklerinden. Vandyck, Jeff ve Terry adındaki üç arkadaşın yolu bir gün, toplumunu sadece kadınların oluşturduğu bir ülkeye düşer. Bu ülkede erkekler bitmek bilmez savaşlar sonucunda yok olmuşlardır. Eşeysiz üreme ile çoğalmayı başarmış kadınlar misafirlerine, kurmuş oldukları bu yeni dünyayı anlatırlar. Ataerkil sistemin sağlam bir eleştirisi olan bu kitabın, Erkekler Ülkesi adında devam kitabı da var.   

Ada – Aldous Huxley (1962)

Will Farnaby adındaki bir deniz kazazedesinin Pala adındaki bir adaya sürüklenmesi ve ardından ada sakinleriyle tanışmasıyla başlayan kitap, Huxley’in son romanıdır. Ada’da Batı’nın bilimsel gelişmeleri ve teknolojisi, Doğu’nun bilgeliği ile harmanlanmış ve ortaya mutluluğun resmi çıkmıştır. Huxley, gözünü hırs bürümüş rekabetçi ve yağmacı zihniyetlerin oluşturduğu günümüz toplumlarının karşısına; düşünce özgürlüğünün, yaratıcılığın, sanatın, barışın, insan ve doğa sevgisinin desteklendiği bu ütopik toplumu koyar. 

Ada’yı yazmadan önce Antik Yunan mitolojisini, Polinezya antropolojisini, Sanskritçeyi, Budist metinlerin çevirisini, botanik ve farmakoloji dalında yüzlerce bilimsel araştırmayı, nörofizyolojiyle, psikolojiyle ilgili sayısız makaleyi, eğitimle ilgili araştırmaları inceleyen; şiir, seyahat, eleştiri, röportaj, politik, her türlü konuda okuyan Huxley, “Şimdiye kadar yaptığım araştırmalardan yola çıkarak Ada’yı yaratabilirim artık,” demiştir.

İnsanı insan yapan umudun ve emeğin eseri olan Ada okunmayı fazlasıyla hak ediyor.  

M.S 2150 – Thea Aleksander (1976)

İlk olarak 1971 yılında Don Plym’la birlikte yazdıkları bu romanı Thea Aleksander daha sonradan düzenleyerek 1976 yılında yayımlatmıştır. Kitap Jon Lake adında Vietnam gazisi bir psikoloğun yaşadıklarını anlatır. Yatalak olan Jon Lake bir sabah, kendisini sapasağlam bulduğu farklı bir gerçekliğe uyanır. Yıl 2150’dir ve her şey bambaşkadır. En ufak bir suçun dahi işlenmediği, insanların son derece sağlıklı, mutlu ve refah içinde olduğu bu dünya Jon’u büyüler. Akabinde 1976 yılında kendi gerçekliğinde uyanan Jon gördüğünün bir rüya olduğunu düşünse de ilerleyen zamanda sıklaşan ziyaretleri, yaşadıklarının gerçek olduğunu anlamasını sağlayacaktır. Kitap, Jon Lake’in günlüğüne yazdığı, bu harika gerçekliği anlatan notlarından oluşuyor.   

Hep Yuvaya Dönmek – Ursula K. Le Guin (1985) 

Ursula K. Le Guin’in benzersiz düş gücünün eseri olan bu kitap alışılagelmişin çok dışında. Şiirlerle, mitlerle, halk masallarıyla, folklorik ögelerle ve drama ile işlenmiş muazzam örüntüsü bizi Keş halkının arasına alıyor ve onlardan biri yapıyor. 

İnsanlığın bilinçsizliğinin yarattığı büyük bir yıkımın ardından, günümüzden çok sonraları -bilinmeyen bir zamanda Kaliforniya’da Na Vadisi’nde yaşayan Keşler barışçıl bir halktır. Le Guin bu halkı, bir kız çocuğu olan Kuzey Baykuş’nun yaşamı ekseninde anlatırken son derece zengin detaylara yer veriyor. Keşler’in yaşamlarının hiçbir yönü bizimkiyle benzerlik taşımıyor; bambaşka âdetlere, bambaşka geleneklere sahipler. Toplumsal yapıları, örgütlenmeleri, manevi değerleri çok farklı. Doğaya ve döngülerine saygı duyarak yaşayan bu halkın yaşamını okurken, insan olmanın gerçek anlamını düşünmeden edemiyorsunuz. Hep Yuvaya Dönmek, giderek kaybetmekte olduğumuz anlamları, değerleri ve o insani sıcaklığı hatırlatmaktan öte, yaşatıyor.                      

Ekotopya – Ernest Callenbach (2010)

Canımız istediğinde göle atlamak ya da yunuslarla birlikte yüzmek, işimizi severek yapmak ve yaparken eğlenmek, asfalt nedir bilmemek, doğa ile iç içe yaşamak ve asla yalnız ve dışlanmış hissetmemek. Ernest Callenbach Ekotopya’da böyle bir dünyayı; ABD’yi terk edip doğayla barışık bir ülke kuran insanların yaşamını anlatıyor. Yayımlandığı ülkelerde büyük yankı uyandıran, ekoloji bilincinin gelişmesine katkıda bulunan Ekotopya, yeryüzünün geleceğini önemseyen herkesin okuması gereken kitaplardan.   

Diğer Ütopya Kitapları 

  1. Devlet – Platon 
  2. Güneş Ülkesi – Campanella
  3. Yeni Atlantis – Francis Bacon
  4. İkaria’ya Yolculuk – Etianne Cabet
  5. Hiçbir Yerden Haberler – Willam Morris
  6. Erdemli Şehir – Farabi
  7. Geriye Bakıldığında – Edward Bellamy 
  8. Zamanın Kıyısındaki Kadın – Marge Piercy
  9. Mülksüzler – Ursula K. Le Guin

Diğer kitap öneri listelerini okumak için tıklayın.