İlk Türk polisiye romanın yazılması üzerinden 138 yıl geçti. Bu süre içinde edebiyatın tartışmalı bir kolu olarak dışlanmasına rağmen sıkı bir okur kitlesi kazanan polisiye romanlarda, suç ve suçlu profilleri dönemin koşullarına göre şekillendi. 

Dilek Aygün

Üç bölüm hâlinde size aktaracağımız Türk Edebiyatında Polisiye serimizin birinci bölümünde; ilk çeviri ve ilk telif romanlara, Osmanlı-Türk polisiye romanlarının karakteristik özelliklerine ve dönemin önemli yazarlarına değindik. Ayrıca ünlü roman kahramanı dedektiflerimizden Amanvermez Avni, Fakabasmaz Zihni, Cingöz Recai, Kan Dökmez Remzi’yi tanıttık.

2. bölümde Türk Polisiye edebiyatında Harf Devrimi’nden günümüze olan gelişmeleri, dönemin önemli yazarlarını ve Batı’da polisiye romanın kurallarını okuyacaksınız.

Serinin üçüncü ve son bölümünde Polisiye Yazarlar Birliği – POYABİR’in çalışmalarına bakacağız, polisiye edebiyatına ait ülkemizde düzenlenen tek uluslararası etkinlik olan Kara Film Festivali’ne gideceğiz, 221B ve Dedektif Polisiye edebiyat dergilerini inceleyeceğiz. Polisiye edebiyatı roman ve hikâye yazarlarına yönelik Altın Kelepçe Polisiye Edebiyat Ödülleri ve Zehirli Kalem Polisiye Öykü yarışmalarına dair bilgi vereceğiz.

Bizde Harf Devrimi Olurken Batı’da Durum

Polisiye roman çevirileri 1928 Harf Devrimi sonrasında da sürdü ve 1936 yılında tüm dünyada “Suçlar Kraliçesi” olarak ünlenen Agatha Christie’den Şark Ekspresi Cinayeti ile ilk çeviri yapıldı.(2)

O sırada Batı dünyasında bazı edebiyat araştırmacıları ve yazarlar polisiye romanlar için çerçeve çizme gereği duymuş ve kurallar belirlemişlerdi. 

Willard Huntington Wright, 3 Eylül 1928’de American Magazine dergisinde S.S. Van Dine takma adını kullanarak iyi bir polisiye roman yazmak için uyulması gereken oldukça katı kuralları ilk defa kaleme almış ve bu türün özelliklerini de ortaya koymuştu. Kendisi aynı zamanda polisiye hikâyeler ve bunlar üzerine eleştiriler yazıyordu.

S.S. Van Dine ve Polisiye Romanın 20 Kuralı

1. Esrarı çözmede dedektifle okuyucu aynı fırsat eşitliğine sahip olmalıdır.
2. Suçlunun dedektifi yanıltmak üzere başvurduğu kurnazlıklardan ve hilelerden başka kandırmaca yollarıyla okuyucu aldatılmamalıdır.
3. Dedektif hikâyelerinde aşk münasebetleri bulunmamalıdır.
4. Dedektifin kendisi veya resmî görevlilerden herhangi birisi hikâyenin sonunda suçlu çıkarılmamalıdır.
5. Suçlu mantıklı fikir yürütülmesi sonunda ortaya çıkarılmalıdır.
6. Dedektif hikâyelerinde bir dedektif bulunmalı ve bu dedektif “dedektiflik” yapmalıdır.
7. Dedektif romanlarında bir ceset bulunmalıdır ve bu ceset ne kadar “ölü” olursa o kadar iyidir.
8. Suçu ve suçluyu örten esrar perdesi normal usullerle kaldırılmalı, zihinden geçenleri okuma, ruh çağırma, fala bakma veya benzeri usullerle dedektiflik yapılmamalıdır.
9. Sadece ve sadece bir tek dedektif bulunmalıdır.
10. Suçlu hikâyede önemli bir rolü bulunan, okuyucunun aşinası olduğu ve ilgi duyduğu bir kişi olmalıdır.
11. Yazar bir hizmetçiyi suçlu olarak seçmemelidir. 
12. Kaç cinayet işlenirse işlensin sadece bir suçlu bulunmalıdır.
13. Gizli cemiyetler, yeraltı teşkilâtları dedektif hikâyelerinde bulunmamalıdır.
14. Cinayetin işleniş tarzı ve ortaya çıkarılışı mantıklı ve ilmi olmalıdır.
15. Meseledeki hakikat her zaman ortada olmalı, zeki ve kurnaz bir okuyucu, cinayetin açıklaması yapıldıktan sonra kitabı yeniden okuyarak çözümün “orada” olduğunu görebilmelidir.
16. Dedektif hikâyelerinde uzun tasvirler bulunmamalıdır.
17. Suç, profesyonel bir katilin omzuna yüklenmemelidir. Hırsız ve soyguncularla uğraşmak yazarın ve “parlak amatör dedektiflerin” değil polis karakollarının görevidir.
18. Dedektif hikâyelerindeki ölümler asla bir kaza veya intihar neticesinde vuku bulmuş olmamalıdır.
19. Suçun işlenmesinde sebepler tamamen şahsî olmalı, milletler arası münasebetler, politikalar veya harpler bu sebepleri oluşturmamalıdır.
20. Sahte parmak izleri ve sonradan uydurulmuş görgü tanıkları bulunmamalı; suçlu suç mahallinde bıraktığı sigara izmaritlerinin markasından teşhis edilmemeli; olay yerindeki köpeğin havlamaması, dolayısıyla suçlunun “tanıdık” biri olduğunun anlaşılmasıyla olay çözülmemelidir. (3)

Robert Knox ve Polisiyenin 10 Emri 

İngiliz rahip, teolog, yazar ve dil bilimci Robert Knox, 1929 yılında polisiye romanlar için 10 emri kaleme almıştı:

1. Suçlu romanın başlarında tanıtılmalı ancak okuyucunun düşündüklerini anlamasına izin verilen biriolmamalıdır.
2. Doğal olarak, doğaüstü ve olağan dışı işler konu dışı tutulmalıdır.
3. Bir taneden fazla gizli oda ya da geçit olmamalıdır.
4. Şimdiye kadar keşfedilmemiş bir zehir ya da sonuçta uzun bilimsel açıklamalar gerektirecek aletler kullanılmamalıdır.
5. Hikâyede asla bir Çinliye rastlanmamalıdır.
6. Dedektif ne tesadüfen sonuca varmalıdır ne de açıklanamayan bir sezgiyle. 
7. Dedektif suça teşebbüs etmemelidir. 
8. Dedektif olayı aydınlatmakta kullandığı her ipucunu bize açıklamalıdır.
9. Dedektifin anlayışı kıt arkadaşı, Watson tipi, aklından geçenleri okuyucudan saklamamalıdır. Zekâsı ise ortalama okuyucunun çok az altında olmalıdır. 
10. Bizi yeterince hazırlamadan ikiz kardeşler ya da benzerler ortaya çıkarılmamalıdır. (4)

Berna Moran’dan Polisiye Edebiyatına Bakış

Berna Moran’ın Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış kitabında polisiye roman kurgu sıralaması şöyledir:

1. Çözülmesi olanaksız görülen bir cinayet,
2. Aleyhine gözüken kanıtlar yüzünden haksız yere suçlanan bir şüpheli,
3. Polisin araştırmayı beceriksizce ve yanlış yönde yürütmesi,
4. Parlak zekâlı ve yetenekli bir dedektif,
5. Olayı ve çözümünü okura anlatan, dedektife hayran bir dostu,
6. İnandırıcılığı sağlam görülmeyen kanıtların dikkate alınmaması gerektiği aksiyonu. (5)

Polisiye edebiyatı suç, suçlu, dedektif etrafında gelişir ve bir sırrı çözmeye çalışır. Bunu yaparken de okuyucunun ilgisini sürekli yüksek tutmayı hedefler. Polisiye romanlar başlangıçta birbirine çok benzeyen olay örgüleriyle çoğunlukla tek mekânda geçen eserlerken ilerleyen dönemlerde konular zenginleşmiş önce kentleşmenin sonra siyasi olayların ve günümüzde dijital çağın getirdiği suç çeşitliliği, suçlunun beklenmedik yöntemleri ve esrarı çözen dedektifin olayları ele alışı ile üretilmiş; orijinal, edebî değeri yüksek eserlerin sayısı çoğalmış ve edebiyatın bir kolu sayılmasa da gittikçe sayısı çoğalan nitelikli romanlarla çok yakında gereken değeri alacağı sinyalini veriyor.

Erol Üyepazarcı’nın Korkmayınız M. Sherlock Holmes! adlı eserinde polisiye romanları edebiyatın dışındatutan hatta edebiyat saymayanlara karşı yerinde eleştirisi şu şekilde:

“Türk edebiyatı ile ilgili genel eserlerde polisiye roman konusuna ya hiç değinilmemiş yahut da inanılmaz derecede üstünkörü değinilmiştir. Örneğin yetkin bir eser olan Atilla Özkırımlı’nın 5 ciltlik Türk Edebiyatı Ansiklopedisi’nde bırakın polis romanlarından söz etmeyi, bu tür roman yok sayılır.  Nasıl mı? Roman maddesinde, roman çeşitleri sıralanır. Buna göre tam 53 çeşit roman vardır ama bunların arasına saygıdeğer yazar ‘polisiye romanı’ sokmaz. O zaman da Türk Edebiyatı’nda polis romanlarının yerini bir amatörün incelemesi kaçınılmaz olur.” (6)

1928 – 1995 Arası

1928 yılında Latin harfleri kabul edildi ve tüm edebî ürünler gibi polisiye romanlarda da bir duraklama oldu. 1930 yılından itibaren okuması kolay “on paralık öyküler” ile yeniden canlılık başladı, daha sonra klasik polisiye de hareketlendi. Türk Edebiyatında Polisiye serimizin ilk bölümünden tanıdığımız Fakabasmaz Zihni’nin, Pire Necmi’nin yeni maceraları yeni harflerle yayımlandı. Hikmet Feridun Es ve Vâlâ Nurettin (Vâ-Nû) de polisiye romanlar kaleme aldılar. Vâ-Nû pek çok polisiye roman yazdı ve yarattığı “Yılmaz Ali” tiplemesi özellikle tutuldu. 1940’lı yılların başında filme çekildi. (7)

Halide Edip Adıvar 1936 da Yolpalas Cinayeti’ni, Nazım Hikmet Yeşil Elmalar’ı ve Necip Fazıl Meş’um Yakut’u yazdı. Bu üç deneme de pek başarılı olamadı. Aynı dönemde Hüseyin Rahmi Gürpınar polisiye romanı Kesik Baş’ı yazdı ve kendi ismiyle yayımlattı.(8)

Necip Fazıl Kısakürek, Halide Edip Adıvar, Nazım Hikmet (Timetürk sitesinden alınmıştır)

1950 sonrasında ise Türkiye’de tam bir Mike Hammer rüzgârı eser. Mickey Spillane’ın hafiyesi Hammer’in maceraları Kemal Tahir tarafından F.M. müstear ismiyle çevrilir ve bu seri, çok ciddi satış rakamlarına ulaşır. Öyle ki Spillane roman yazmaktan vazgeçince yayıncılar Kemal Tahir’den seriyi devam ettirmesini istemişler, o da dört adet hikâye yazmış ve aynı ilgiyi görmüş. (9) Eserleri kamuoyunca tanınıp romancılığı yanında bir de ortaya attığı düşünceler tartışma konusu olmaya başlayınca -yani Kemal Tahir göreceli de olsa hak ettiği ilgiyi görünce- polisiye roman yazmasına artık gerek kalmadığını görerek bu işe son verdi. (10)

1980 sonrası Türk edebiyatında, daha önceleri belirleyici bir güç olarak etkinlik gösteren gerçekçilik anlayışının dışladığı fantastik boyut, “Amerikan edebiyatının fantastik gerçekçilik eğiliminin etkisiyle” güçlendi. Nazlı Eray, Orhan Pamuk, Çetin Altan, Bilge Karasu, Pınar Kür ve daha bir çok yazarın eserinde ve polisiye romanda fantastik unsurlar da kullanılmaya başlandı. (11)

Erol Üyepazarcı o yıllar için: “1984 yılında, bir yandan Tay Yayınları, Ian Fleming’in James Bond serisi, M. Spillane’in yeni baskılarını ve on   paralık öykü dizisi Gerard de Villiers’in ‘SAS’ dizisini yayın hayatına sunarken; bir yandan da Gelişim Yayınları’nın ‘Sarı Dizi’sini edebiyata kazandırdı. Bu yayınlarla birlikte, okuyucular pek çok nitelikli ismin romanını okuma fırsatı buldu. 2000’li yıllarda çok önemli bir gelişme olarak, büyük yayınevlerinin polisiye romana olan ilgilerinin daha da yoğunlaştığı görülmektedir,” der. (12)

1995’ten Günümüze Türk Polisiye Edebiyatı

Postmodernizm, her şeyin bir şaka, bir oyun olarak algılanabileceğini ileri sürer. Dolayısıyla romanda oyun oynamak edebî açıdan meşrudur. Pınar Kür’ün Bir Cinayet Romanı ve Cinayet Fakültesi adlı eserleri yazarın da roman kahramanı olduğu, romanın bizzat karakterler tarafından şekillendirildiği çalışmalardır. Her iki roman da postmodern edebiyata uygun biçimde muğlak sonuçlara sahiptirler. (13)

Erhan Bener kendi döneminde bu türün önemli temsilcileri arasında sayılır ancak onu bir polisiye roman yazarı olarak nitelemek yanlış olur. Yazar metinlerinde bireyi önceleyen bir tavra sahiptir. Bener, toplumda yalnızlaşan, giderek topluma yabancılaşan bireylerin öykülerini, işlenen bir cinayet etrafında anlatmayı tercih eder. Erhan Bener’in romanları arasında Loş Ayna, Sisli Yaz ve Eski Dostlar polisiye kurgularıyla öne çıkan romanlardır. Bu romanlar aynı zamanda, toplumsal konumu içinde bireyin sorgulanışıyla da dikkati çeker. (14)

Polisiye roman türü, günümüzün flaneur tipini andıran gezgin dedektiflerin gözlemleriyle kent hayatının yansıtılmasında da öne çıkan bir tür olmuştur. 2019 yılında kaybettiğimiz Celil Oker’in dedektifi Remzi Ünal’la İstanbul’u gezdirdiği okur kitlesi; bir yandan sağlam mekân tasvirleriyle kurulan gerçekçi romanlar okurken bir yandan da büyükşehrin sorunlarına karşı gelişen bir farkındalık duygusuyla şehri dolaşmanın keyfini yaşar. Celil Oker, Ahmet Ümit’le birlikte, İstanbul’u anlatan yazarlar arasında, polisiye roman sahasında yeni ve sağlam bir yol açmıştır. (15)

Bir diğer üretken yazarımız da Osman Aysu’dur. 1994 yılından günümüze çok sayıda polisiye kitap yazmıştır.  Polisiye kurguyu gerilim öğesiyle bütünlük içinde oluşturmada, genellikle MİT elemanlarından ve bazen de casusluk faaliyetleri yürüten normal insanlardan da yararlandığı görülmektedir. Yazar kimi zaman daha da ilginç bir biçimde, entrika ve belirsizliği baştan çıkartıcı kadın karakterlerin davranışlarında kurgulamaya çalışır. (16)

Mehmet Murat Somer ilki 2003 yılında yayımlanan Buse Cinayeti ile eş cinsel bir dedektifin, Burçak’ın çözdüğü olayları ele aldığı Hop-Çiki-Yaya serisine başlamıştır. Bu seride yedi polisiye roman yazar. (17)

Polisiye romanlarla tanınan Alper Canıgüz’ün yarattığı 5 yaşındaki dedektif Alper Kamu karakteri, anaokulunda “kestane, gürgen, palamut” diye başlayan çocuk şarkısını dinlemektense Şostakoviç dinlemeyi yeğleyen, Nietzsche okuyan bir çocuktur (18). 2004 yılında yayımlanan Oğullar ve Rencide Ruhlar ile 2013 yılında yayımlanan Cehennem Çiçeği adlı eserlerin kahramanı olan Alper Kamu, Erol Üyepazarcı’nın deyimiyle “beş yaşında fırlama bir dedektif”tir. (19) Bu arada; yanlış anlaşılmasın Alper Kamu serisi çocuklar için yazılmış bir polisiye değildir.

Günümüz polisiye edebiyatında; Ahmet Ümit başta, Osman Aysu, Algan Sezgintüredi, Tuna Kiremitçi, Sadık Yemni, Cenk Eden, Elçin Poyrazlar, Suat Duman, Ayşe Erbulak, Alper Canıgüz, Birol Oğuz ve daha birçok çağdaş polisiye roman yazarımız var. Hem okurlar hem yayınevleri hem de medya tarafında polisiyeye ilgi büyük. Özellikle Ahmet Ümit; tarihi, mitolojiyi, coğrafyayı ve insanların romanına konu olan zamandaki davranış biçimlerini oldukça detaylı bir araştırma sonrası alıştığımızdan farklı bir kurguyla vermesi ve yarattığı Başkomser Nevzat tiplemesi ile büyük bir okuyucu kitlesine sahip.

“Göğsünde haç saplı bıçakla öldürülmüş bir adam. Adamın kanıyla satırları çizilmiş bir İncil.”

Ahmet Ümit / Kavim

Kavim, Ahmet Ümit’in en sevilen romanlarından biri. Bugünlerde film senaryosu tamamlanmakta. Senaristi ve yönetmeni Veli Çelik’le röportajına göz atmak isterseniz buraya tıklayın.

Neden Polisiye Okuyoruz?

Son olarak Akademisyen, editör ve sinema yazarı Fatih Özgüven’in neden polisiye roman okuduğumuz sorusuna cevap olarak ilgi çekici on ihtimalini verelim:
1. Muhtemelen hiçbir zaman cinayet işlemeyeceğimiz için. 
2. İnsanları hiçbir zaman yeterince tanımadığımız, insan ilişkilerini anlayamadığımız kuşkusundan. 
3. Dedektiflerin hayat bilgisine, becerikliliklerine hayran olduğumuz için. 
4. Dedektifleri çok romantik bulduğumuz için. 
5. Cinayet ya da suç bahanedir; asıl hoşumuza giden saat gibi işlemeye başlayan olaylar zinciridir. Klasik polisiye yazarlarında, “çarklar dönmeye başlandığında” tatlı bir tık-tık-tık sesi duyarsınız âdeta… Kitabı “elinden bırakmamak” bundandır.
6. …ve bir esrara dalarsınız; bu “esrar” aslında en basit tarifiyle bir olaylar örgüsünden başka bir şey değildir. Başka bir hayata girersiniz. Polisiye, belki de kitap okumanın belli başlı zevklerinden olan, kendini başka bir hayatın akışına kaptırmanın en “saf” yoludur.
7. Para, çıkar ilişkileri, maddi alışveriş çok önemlidir. Polisiye insana bunu düşündürür, hatta kalbimizi bunun dehşetiyle doldurur.
8. Para önemlidir ama zaaflar da önemlidir. En saçma, en irrasyonel nedenler önemlidir. Polisiye insana irrasyonaliteyi, hatta belki paranın da en büyük irrasyonalite olduğunu düşündürür. Hadi abartalım; toplumsal hayatın aslında organize bir delilik olduğunu.
9. Polisiye, insanlar hakkındaki yüce görüşleri güvensizlikle karşılar. Evet, siniktir. Ama aynı zamanda fanatik değildir, polisiye hep şüphelenir. 
10. Polisiye teke tektir. (20)

Peki siz neden polisiye okuyorsunuz?

Kaynakça

Diğer dosya konularını okumak için tıklayın.