Yetişkinlerin ısrarla okumalarını tavsiye ettikleri klasik kitaplar miadını doldurdu mu, yoksa mutlaka okunmalı mı? Son yıllarda önemli bir tartışma konusu hâline gelen klasik yapıtları hem gençlerle çalışma fırsatı bulan eğitimcilerin hem de okur profilini yakından takip eden yayıncıların penceresinden konuşmak istedik. Koç Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Rafiye Duru ve Can Yayınları Editörü Mustafa Çevikdoğan’ın klasikler konusundaki görüşlerini merak ediyorsanız röportajımıza buyurun.

Sema Adalar Utkueri   Günnur Aksakal Baykan

Değişimin ve dijitalleşmenin büyük bir ivmeyle yükseldiği yeni dünya düzenindeyiz, malum. Çağın çocuklarına geçmişle kurulan bağ ya da geçmişi anlatmak gitgide zorlaşıyor. Edebiyat için de bu durum geçerliliğini koruyor. Rafiye Duru ve Mustafa Çevikdoğan ile yaptığımız söyleşide genç okurlarla klasik edebiyat arasında kurulan ilişkiyi irdeliyoruz.

Rafiye Duru – Koç Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı
Mustafa Çevikdoğan – Can Yayınları Editörü 

Önce tanımlayarak başlayalım isterseniz… Edebî eserleri “klasik” olarak anmamızı sağlayan unsurlar nelerdir? Sizce zamana yenik düşmemeleri yeterli mi?

Rafiye Duru: Italo Calvino’nun “Klasikleri Niçin Okumalıyız?” isimli çok güzel bir denemesi var. Burada klasikler için “evrensel olan her kitaba klasik” denilebileceğini söylüyor. Bu tanım bence klasiklerin zamandan bağımsız en önemli yönünü ortaya koyuyor. Sofokles’in “Oedipus”u MÖ 5. yüzyılda baba-oğul çatışmasına eğilirken Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar”ı aynı konuyu 19. yüzyıl bakış açısıyla ele alıyor. 21. yüzyılın en güzel eserlerinden Erlend Loe’nin “Doppler”inin daha sonraki yüzyıllarda klasik olarak adlandırılmaması için bir neden yok. Dolayısıyla insanın gelişimi ve trajedisini ele alan, yaşadığı ortamla çatışmasını betimleyen tüm eserler klasik olarak nitelendirilebilir. İnsanın temel çatışmalarını inceleyen eserler zaten zamana yenik düşmeyeceklerdir.

Mustafa Çevikdoğan: Bazen cevaplaması en zor sorular, sorulması en kolay olanlar oluyor. Edebiyat nedir? Şiir nedir? Roman nedir? Bunu bir güzellik ölçüsü olarak görebiliriz: Kolay tanımlayamadığımız şeylere daha çok bağlanıyoruz.

Klasikler de böyle. Belli bir dönem, belli bir tarzla birçoğumuzun kafasında “klasik” düşüncesi ortaklaşıyor gibi görünse de meseleyi biraz deştiğimizde bu ortaklık da epey bir yerden pot vermeye başlıyor. Mesela Yakup Kadri’yi Türk edebiyatının –tartıştığımız manada– klasik yazarlarından biri olarak anabilir miyiz? İlk kitabını 1913’te çıkarıyor, Hep O Şarkı romanını 1956’da. Yaşar Kemal, İnce Memed’i 1955’te yayımlatıyor. Hangisi klasik? Balzac, yazı masasına otururken “Şöyle güzel bir klasik yazayım,” demiş midir? Yıllar ilerledikçe klasikler de bize doğru ilerler mi? Telif süresi gibi bir zaman geçmesi mi gerekiyor? Thomas Mann’a klasik diyecek miyiz bir gün? Kafka, Proust, Joyce…

İyi ki bu konu üzerinde düşünmüş, yazmış bir Calvino var. “Klasik, söyleyecekleri asla tükenmeyen kitaptır,” diyor. İlla bir tanıma ihtiyacımız varsa bu gayet güzel. Buradan yola çıkarak her okuduğumuzda yeni bir şeyler keşfedebildiğimiz kitaplara klasik diyebiliriz sanırım.

Hem dünya edebiyatı hem Türkçe edebiyatta klasikler dendiğinde aklımıza hep roman türü geliyor. Bu algının nedeni sizce nedir? 

RD: Roman ortaya çıktığı dönemde popüler kültürün bir parçası aslında. 19. yüzyılın büyük toplumsal değişimini ve çatışmalarını yansıtmada en önemli araçlardan biri olarak ortaya çıkıyor. Aynı mitolojiden felsefeye geçilirken tragedya türünün ortaya çıkması gibi. Büyük toplumsal değişimler bazı türleri daha çok geliştiriyor. Bu nedenle 19. ve 20. yüzyıl için büyük romanların çağı diyebiliriz. 

MÇ: Dediğiniz gibi her zaman roman daha güçlü oldu. Muhtemelen böyle de devam edecek. Nedeni üzerinde çok düşünmedim. Eklemek gerekiyor ki öykü türünün en güçlü olduğu edebiyatlardan biri Türk edebiyatı. Sait Faik, Memduh Şevket Esendal ve Haldun Taner’in etkileriyle muhtemelen.

Değişen çağla birlikte bu algının da değişeceğini düşünüyor musunuz?

RD: Günümüze baktığımızda karar vermek için henüz erken. Bir yandan büyük toplumsal değişimler yaşıyoruz; öte yandan bu edebiyata çok yansımış değil. Teknolojik gelişmeler ile pandemi, zaman ve mekân algımızı zaten değiştirdi. 

Son dönemde örnekleri yaygınlaşan minimal edebiyat, özellikle öykü türünde kendini gösteriyor. Bireyin iç dünyasına anlık bakış yönelten öyküler, dergilerde sıkça karşımıza çıkıyor. 140 karakterli roman denemeleri var. Kesin olan şu ki uzun soluklu eserler gittikçe azalmaya başladı.

Klasiklere bakarken çoğunun üzerinde “Sadeleştirilmiş” ibaresini görüyoruz. Sadeleştirilmiş eser demek tam olarak ne anlama geliyor, okur bundan ne anlamalı, açabilir miyiz?

MÇ: Biz, Can Yayınları’nda “Günümüz Türkçesiyle” ifadesini kullanıyoruz. Beğenelim ya da beğenmeyelim, bu ülkede bir dil devrimi oldu ki ben beğenenlerdenim. Kelime haznemiz büyük ölçüde değişti. Bugünün sözlük bilgisiyle o dönemde yazılmış metinleri anlamak imkânsız. Burada bazıları hemen “o zaman öğrensinler” deyip geçiyor. Bu o kadar kolay değil. Bana kalırsa gerekli de değil. Şu an bilgisayarımda açık olan bir romanımızdan gözüme çarpan bir ifade: “Her keyfiyet-i düruğ-amizi hakikat şeklinde göstermeye.” Bunun gibi binlercesi var tek kitapta.

RD: “Sadeleştirme” her zaman dille ilgili bir tanımlama. Özellikle bizim edebiyatımızda dil devrimi sonrasında eski metinlerle kurulan bağ gittikçe zayıfladı. Hele ki romanın etkili olmaya başladığı Serveti Fünun döneminde, örneğin Halid Ziya Uşaklıgil’in dil evrenini günümüz okurunun rahatça anlaması oldukça zor. Bu nedenle yayınevleri sadeleştirilmiş metinleri yayımlıyor ancak burada sadeleştirmeyi yapan kişinin hem edebiyat tarihi birikimi hem de sadeleştirdiği yazarların diline hâkimiyetinin çok yüksek olması gerekir.

MÇ: 1940’larda, 50’lerde basılan kitaplar da sadeleştirilmişti, hem de bugünkünden daha kötü, kesip biçilerek. Bugünün insanları o kitapları metinlerin aslı zannediyor. Biz asıl metinlere gittiğimizde birçok kitabın onlarca yıldır doğru basılmadığını görüyoruz. Sadeleştirme yaparken yazarların üsluplarına zarar vermeden, tek bir kelimesini bile çıkarmadan basmaya çalışıyoruz kitapları. Tam karşılık bulamazsak eski kelimeyi koruyor, dipnotta ya da kitap sonunda sözlük veriyoruz. Okurlar, güvendikleri yayıncılardan sadeleştirilmiş kitapları alabilirler. Diğer türlü edebiyatımızın çok önemli bir bölümünü okuyamayacağız. 

Gençler de herkes gibi anladıkları kitapları seviyorlar. Bu nedenle ilk başta okumakta zorlansalar da bir kitap sınıfta analiz edilip tartışıldıktan sonra o kitabı çok sevdiklerini söylerler. Bunun sebebi eseri keşfetmek ve anlamak. Gençlerin çok fazla klasik ya da güncel eser gibi bir ayrımı olduğunu düşünmüyorum.

Rafiye Duru – Koç Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı

Mesleğiniz dolayısıyla okuru gözlemleme imkânınız var. Sizce genç okurların edebiyata, klasik eserlere bakış açıları nasıl?  

MÇ: Bizim öğrenciliğimizdeki sıkıcı edebiyat dersleri hâlâ devam ediyor olmalı ki çocuklar hâlâ sadece ödev yapmak, ders geçmek için bu eserlere başvuruyor. Bunu grafiklerden görebiliyoruz. Okulların açıldığı aylarda, eskinin 100 temel eser tarzı kitaplara rağbet artıyor. Ders yılı biter bitmez kitapla münasebet de bitiyor. Ders kitabında yazan hiçbir şey sevilmez. Haklılar. Bazı öğretmenlerin şahsi gayretleri de olmasa durumumuz epey kötü olacak.

RD: Gençler de herkes gibi anladıkları kitapları seviyorlar. Bu nedenle ilk başta okumakta zorlansalar da bir kitap sınıfta analiz edilip tartışıldıktan sonra o kitabı çok sevdiklerini söylerler. Bunun sebebi eseri keşfetmek ve anlamak. Gençlerin çok fazla klasik ya da güncel eser gibi bir ayrımı olduğunu düşünmüyorum. Onlar için edebiyat genel olarak okumakla ilgili bir durum. Ancak elbette dil güçlüğü olan bir eser onlar için zorlayıcı olur. Örneğin Divan edebiyatı metinleri ve oradaki dünya görüşü gençlere oldukça uzak.

Peki, edebiyat derslerinde incelenecek kitapları seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? 

RD: Hem hedefleri gerçekleştirmemizi sağlayacak hem de öğrencilerimizin ilgisini çekecek bir kitap listesi oluşturmak işimizin en zor yanlarından biri. Edebiyat dersi söz konusu olduğunda sadece beğenecekleri nitelikte eser seçemeyiz. Bunun için evrensel ve yerel değerlerin dengesi, çeviri eserler de dâhil iyi bir dil kullanımı, tür çeşitliliği, dönem, akım, edebî unsurlar gibi birçok ölçüt seçimlerimizi etkiliyor. Kadın erkek yazar dengesini sağlamak da bizim için önemli. 

Toplumsal değişimler seçimlerinizi etkiliyor mu?

RD: Kitap listemizi oluştururken öğrencilerin empati kurabileceği karakterlerin olmasına ve günlük hayatlarıyla bağlantı kurabilmelerine önem veriyoruz. Bu nedenle bazı toplumsal değişimler de kitap listemizi etkiliyor. Bazı dönemlerde çok yönlü çalışılmış bir eser bazı dönemlerde aynı etkiyi yaratmayabiliyor. Bununla karşılaştığımız anda o eseri değiştirmek için tekrar kolları sıvıyoruz. Bu nedenle zaman içerisinde değişen bir listemiz var. Ancak kitap listemizde değiştiremediğimiz, daima okuttuğumuz eserlerimiz de var. Orhan Veli’nin şiirleri, Yaşar Kemal’in İnce Memed’i gibi. 

Bu bağlamda sizden beş maddelik kitap önerisi alabilir miyiz? 

RD: Klasikleri herkes bildiği için birkaç modern eser söylemek isterim. 

  • Erlend Loe, Doppler, YKY
  • Pilar Quintana, Köpek, Can Yayınları
  • Gerald Durell, Ailem ve Öteki Hayvanlar, Kitap Yayınevi
  • Orhan Pamuk, Veba Geceleri
  • Hande Gündüz, Uzun Irmak Boyunca

Bir de okumayanlar varsa Ferit Edgü’nün Hakkari’de Bir Mevsim eserini her listeye eklemek gerekir. 

Batılı anlamdaki “klasiklerimizden” ilk eserler, bence artık sadece konunun ilgililerinin, akademisyenlerin, araştırmacıların alanına girmeli. Son derece iyi niyetli yazılmış, devrim niteliğindeki eserler ama artık edebiyat tarihinin konusu. Onlar sayesinde çok daha iyileri yazıldı. Bu yüzden sürekli daha eskiye gitmekte bir fayda görmüyorum. Belki o dönemle bağımızı biraz azaltırsak içimize sinmiş melodramdan da biraz kurtuluruz.

Mustafa Çevikdoğan – Can Yayınları Editörü

Klasik roman karakterlerinin değer yargıları, hayattan beklentileri ile teknolojiyle iç içe yaşayan, her türlü bilgiye hızla ulaşıp tüketen, görselliği ön planda tutan günümüz gençliği arasında büyük farklar var. Kitap okumaya özendirme niyetinde bu durum çelişki yaratmıyor mu?

RD: Tam da bu nedenle klasik edebiyatın çizgi roman uyarlamaları var. Yayınevleri de klasik romanların çocuk versiyonları için çaba harcıyor. Her şeyi çok kısa sürelere sıkıştırdığımız bu çağda 750, 1000 sayfalık bir romanı gençlerin istekle okuması çok zor. Bana kalırsa klasikleri lise çağındaki gençlerin eline verip hadi bundan zevk alın demek doğru ve yerinde bir yaklaşım da olmaz. Klasiklerden zevk almamız eserlerdeki evrensel unsurları fark etmemiz, bugünkü hayatla bağlantı kurmamız, hatta o dönemi anlama isteğimizle alakalı. Ancak lise çağındaki gençlerden bütün bunları beklemek müşkülpesentlik olacaktır. Bu nedenle klasikleri mutlaka yönlendirici sorularla ve yaklaşımlarla ele almak gerekiyor. Gençlere eserlere nasıl bakacaklarını göstermek çok önemli. Bunu bir kez kazandıktan sonra, okudukları her esere kolayca uygulayabilirler. Lisedeki edebiyat eğitimi de aslında bu doğrultuda düzenlenmeli. Okumayı öğrenmek en büyük beceri bence.  

Popüler kültürün etkisiyle gençlerin okuma alışkanlıklarında değişimler olması kaçınılmaz. Okumayı çok sevdikleri Wattpad kitaplarına yaklaşımınız nasıl? 

RD: Açıkçası bu mecralara biz uzak kalıyoruz. Benim yakından takip ettiğim kitaplar değil bunlar. Bildiğim kadarıyla popüler kültürün bir parçası. Olağanüstü unsurların yaygın olduğu alanlar ve olağanüstülük gençlerin çok ilgisini çekiyor. Masalları, mitolojiyi, dünyanın gizli sırlarını merak ediyorlar. Bu kitaplar da bu unsurları iyi kullanıyor. Ancak elbette bu kitaplar okuma listemizin bir parçası değil şimdilik.

Peki, Türkçe klasikleri okumak isteyenlere nasıl bir yol haritası öneriyorsunuz?

MÇ: Batılı anlamdaki “klasiklerimizden” ilk eserler, bence artık sadece konunun ilgililerinin, akademisyenlerin, araştırmacıların alanına girmeli. Son derece iyi niyetli yazılmış, devrim niteliğindeki eserler ama artık edebiyat tarihinin konusu. Onlar sayesinde çok daha iyileri yazıldı. Bu yüzden sürekli daha eskiye gitmekte bir fayda görmüyorum. Belki o dönemle bağımızı biraz azaltırsak içimize sinmiş melodramdan da biraz kurtuluruz. Halid Ziya’yla birlikte nefis bir edebiyat gelişiyor. Milli Edebiyat denilen dönem ve sonrasında keyifle okunacak yüzlerce eser var.

Eğitimci gözüyle bakarsanız gençlere kitap okumayı sevdirmek ve iyi birer okur olmalarını sağlayabilmek için nasıl bir yöntem izlenmeli?

RD: Örnek olarak elbette. Ebeveynler okursa çocuklar da okuyacaktır. Kendisi okumayan ancak çocuğuna sürekli kitap okumanın öneminden bahseden ebeveynleri çocukları nasıl görüyor ben de merak ediyorum. Ancak okul eğitimiyle birlikte öğretmenlere de çok iş düşüyor. Öğrencilerin kitaplara soru sormasını sağlamak, keşif alanları yaratmak, çeşitlilik içeren okuma listeleri hazırlamak ve en önemlisi öğrencilerin günlük hayatla bağ kurarak okumasını sağlamak bence bir zorunluluk. Okullarda ders kitaplarında yer alan parça parça metinler yerine bütünlüklü metinler okutmak gerekiyor. Bunlar göründüğü kadar zor değil. Birkaç yönlendirici yaklaşımla öğrencilerin okuma deneyimleri geliştirilebilir. Yine okullarda müfredatı biraz daha okuma ve anlama hatta yazma becerisine uygun olarak düzenlemek bence çok önemli. 

Can Miras Dizisi ile klasik eserlere yayıncılık tarafında yeni bir bakış açısı kazandırdınız. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?

MÇ: Can Yayınları, uzun zamandır Halide Edib Adıvar’ın yayıncısıydı. 2016’dan itibaren Halid Ziya Uşaklıgil kitapları da basmaya başladık. 2019’da dönem kitaplarına devam etme kararı alındı ve tüm hepsi Miras başlığı altında birleştirildi. Mayıs 2022 itibarıyla Miras dizisinde 111 kitabımız var. 

Bookinton’da daha önce “Klasik Eserlerde İyi ve Kötü Ayrımını Nasıl Yapacağız?” başlığıyla klasiklerin yayıma hazırlanırken ne tür süreçlerden geçtiğini incelemiştik. Siz yayıma hazırlık sürecinde nelere dikkat ediyorsunuz?

MÇ: Yaşayan yazarlarla, çevirmenlerle yaptığımız redaksiyon çalışmasını bu kitaplarda yapamıyoruz. Bu kitaplar tarihî eser olduğu için hataları da olduğu gibi kalıyor. Zaten çok da olmuyor bu. Ufak tefek anlatım bozuklukları karşımıza çıktığında cümle yine de anlaşılıyorsa dokunmuyoruz. Eksik kelime, dizgide atlanmış bir satır varsa metne yine doğrudan müdahale etmiyoruz ama cümlenin anlaşılabilmesi için köşeli parantezle ekleme yapıyoruz ya da dipnotta bilgi veriyoruz.

İstisnai bir durum yoksa eserlerin yazarları hayattayken yapılan son baskılarını esas alıyoruz. Öncesindeki baskılarla, varsa tefrikalarla karşılaştırmak daha güvenilir bir metne ulaşmamızı sağlıyor. 

Eski yazıdan çevirilerde işinin ehli isimlerle çalışmak, yeni harfli kitaplarda imla ve noktalama konusuna dikkat etmek gerekiyor. Daha birçok önemli ayrıntı var şüphesiz.

Zaman ayırdığınız için çok teşekkürler.

Rafiye Duru Kimdir? 

Ege Üniversitesi’nde eğitim aldıktan sonra Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptı. 14 yıldır Koç Lisesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanlığı görevini yürütüyor.

Mustafa Çevikdoğan Kimdir? 

1984’te Sivas’ta doğdu. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Natama, İzafi, Çün’, Nepal Fanzin gibi yayınlarda öyküleri yer aldı. 2005’ten beri yayıncılık yapıyor.

Diğer Dosya kategorisi içeriklerini okumak için tıklayın.