Kutsal Lezzetler Alfabesi
Yazan: Haydar Ergülen
Düzenleyen: Sibel Dülger
Edebiyatımızın usta kalemlerinden Haydar Ergülen’in yeni kitabı “Kutsal Lezzetler Alfabesi” deneme türündeki eser Sakin Kitap etiketiyle okuyucuyu şiirsel bir anlatımla selamlıyor.
Orjinal Dili: Türkçe
Ülke: Türkiye
Türü: Deneme
Yayın Tarihi: Haziran 2026
Hedef Kitle: Yetişkin
Editör: Nil D. Çolak
Yayın Direktörü: Çağrı Öner
Sayfa Tasarımı: Dilek Şişli
Sayfa Sayısı: 304
Ebat: 16x24 cm
İnceleme
‘Nar en çok da güneşe yakışıyor, sıcaklığından mı, hemen kanımızın kaynamasından mı, güler yüzlü oluşundan mı yoksa şiir icabı mı?
Olsun, güneşli bir yan var narı sevişimizde. Belki doğduğu yerlerin sıcaklığından, belki sonra gittiği, aynı zamanda göçebe meyvesidir, yerlere yaydığı sıcaklıktan, belki bin çocuklu bir aile gibi yan yana, iç içe durduğundan, dünya durdukça durası ilahi nar, burada duralım..”‘
Kutsal Lezzetler Alfabesi Topraktan sofralara, sofralardan kaleme, șiire uzanan Adan Zye bir lezzet güzellemesi.
“Sultaní’ enginar, yaz güzeli karpuz, lezzet gazeli incir, yoldaş limon ve daha nicesiyle Haydar Ergülen, kutsal toprağın renklerini edebiyatla harmanlayarak tadına doyulmaz bir kitabı okurlarla buluşturuyor.
Artun Ünsal önsözü
Hayat böyle işte: 1970’lerde ODTÜ’de hukuk sosyolojisi derslerimde öğ
rencim olan kızıl sakallı, nazik ve muzip bakışlı gencin elli yıl sonra bir
kitabına önsöz yazacağımı nasıl bilebilirdim ki? Üstelik, ikimiz de kendi
yolculuklarımıza savrulup taa 2020’lerin başlarında İstanbul’da yeniden
buluşuncaya dek karşılıklı muhabbetimizden mahrum kalacaktık. Sonrası,
bir gazetenin Kitap ekinde çıkan Nadide Bir Goncadır Enginar kitabı
ma ilişkin yazısında sağolsun övgüyü eksik etmezken, yazmakta olduğu
Kutsal Lezzetler Alfabesi’nin “önsözünü de yazmak size düşer hocam”
diye bana ferman kılmaz mı? Gerçi sarımsağı sevmek, “dayı” denilme
sinden hazzetmemek ve özellikle, Refik Halid hayranı olmak gibi ortak
noktalarımız vardır. Lakin, sözcükler ve söz üstadı bir şair ve yazarın
çok değerli bulduğum bir yapıtına “ön”söz yazmak, emekli akademisyen
omuzlarımın kaldıramayacağı bir cüret sanki. Yine de yola revan olalım,
kervanı yolda düzeriz; bir deneyelim dedim.
Haydar Ergülen’in Armutla başlayıp Zeytinle sona eren Kutsal Lezzetler
Alfabesi’nde harfler ve lezzetler harekete geçiyor, düzyazı iken şiire soyu
nuyor, halay çekiyor, her makamdan bilgi ve sevgi nağmeleriyle paylaşıma
açılıyor. Bildik gıdalar, yazarın düzyazıya kattığı şiirsellik ve usta şair ve
yazarlardan dizeler ve tamlamalarla adeta çifte kavrulmuş bir edebiyat
şölenine dönüşüyor. Kızına onun adını verecek kadar Nar’ı seven Ergülen
“ben narla bahtiyarım” diyor. Ben de “bahtiyar” sözcüğünün gizemine
kapılanlardanım: Yıllar önce Aşık Veysel’i Sivas Şarkışla’sının Sivrialan
7
köyünde ölüm döşeğinde ziyaret ettiğimde kenarında çocukluk curası
nın asılı olduğu motifli duvar halısının bir köşesine örülmüş “Bahtiyar”
yazısını unutamam.
Bunca lezzetlerden söz etse de Ergülen, “Lezzetlerin en kutsalı da hiç
kuşkusuz kitaptır! Ben kitaptan daha lezzetli bir şey görmedim hayatta!”
demekten kendini alamıyor. Ama, nar gibi çoğaltıyor her lezzeti bu be
reketli şair. Her nesneyi binbir kapılar açarak, binbir nitelemelerle adeta
yeniden keşfettiriyor. Sözcüklerle oynayan, söze söz ve anlam katan usta
bir sihirbaz gibi. Misal, sıradan patatese kabuk değiştirtiyor, onu “yeraltı
azizi” mertebesine yükseltiyor. Sonra da adı kutsal kitaplarda geçen, dinsel
ritüellerin ayrılmaz parçası temel gıdamız ekmekle karşılaştırıyor: “Laik
patates, ruhani ekmek! Dünyevi patates, uhrevi ekmek!” Ve kendince son
noktayı koyuyor: “Patates: Halkların güneşi! Yoktur bir eşi!” Şiir ve deneme
emekçisi Ergülen’in lezzet anıları ve anlatıları tadından yenmiyor. Dahası,
bize kadim Asya kültürünün “tek başlı üç balık” simgesinin temsil ettiği
düşünce, felsefe ve inancın birlikte varoluşunu çağrıştırıyor. Vesselam!
Üstâd Refik Halid’in başlattığı modern yemek edebiyatımıza şiirsel
yorumlarıyla yeni bir soluk getiren Kutsal Lezzetler Alfabesi’nin bir son
raki baskısında umarım ihmal edilmiş “Be” harfi ile başlayan lezzetler
den bal ve boza da yer alır. Ergülen’in memleketi Eskişehir’in Köprübaşı
Karakedi Bozacısı’nın kurutulmuş mısırdan yaptığı o tatlı bozasını eşsiz
üslûbuyla tarifini okurken de yeni şiirsel ufuklara yollanacağımız kesin.
Artun Ünsal
Siz değerli okurlara Kutsal Lezzetler Alfabesi eserinden alıntı bırakıyorum;
Armut: Ustalara Saygı
Acaba diyorum “başka bir armut mümkün mü?” Şimdi tabii armut çe
şitlerini sayan olur. Saymasına sayılır da, armut deyince yüzümüzde be
liren o gülümsemeyi diyorum, bir kenara mı koymalı yoksa sürdürmeli
mi? Bana kalırsa hem sürdürmeli hem de o iştah açıcı armudu yemeli!
Irkçı, cinsiyetçi, türcü pek çok atasözü, deyim, şu bu var, onları ya
kaladıkça ya da onlara yakalandıkça dilden, dilimizden ayıklamaya ça
lışıyoruz ama, bazıları bana pek de öyle gelmiyor. Hatta insan özeniyor,
dahası ağzının suyu akıyor! Malum, armut deyince akla gelen üç şeyden
ilki ve biriciği, “armudun iyisini ayılar yer” biçiminde olanı. Öyle demek
ki, ayı arkadaş, doğayı bizden iyi biliyor, araştırmacı bir hayvan da oldu
ğu için; dağ, bayır, dere, tepe demeden geziyor, armudun en iyisini seçi
yor ve kemal-i afiyetle mideye indiriyor. Helal olsun ve de afiyet! Bunu
küçümseyecek ne var?












Yorumlar
Henüz Bir Yorum Yok